Meşhur Fıkıh Âlimi İbn-i Âbidîn

Evliyânın en büyüklerinden, İslâmî bilgilerinde âllâme (ilmi yüksek seviyede, çok bilgili, üstad-ı âzam), insanlara doğru yolu göstererek, hakîkî saadete kavuşturan, kendisine “Silsile-i aliyye” adı verilen âlimler ve velîler zincirinin yirmidokuzuncusu, asrının müceddidi, Nakşibende tarikatının son mürşidi Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî’nin sohbeti ile şereflenerek kemâle eren Osmanlıların meşhur fıkıh âlimi İbn-i Âbidîn (*), miladî 1784 tarihinde Şam’de dünyaya geldi ve 1836’da aynı yerde vefat etti. Hocası Hâlid-i Bağdâdî’nin cenaze namazını kıldıran ve “Beş vakit namazda Ettehiyyâtü okurken Resûlullah efendimizi (sav) baş gözüyle görmezsem, o namazımı iâde ederim” diyen İbn-i Âbidîn, küçük yaşta iken Kur’an-ı Kerîmi ezberledi. Bir gün babasının dükkânının önünde Kur’an okurken, oradan geçen birisi, “Burada bu şekilde Kur’an-ı okuman uygun değildir. Hem okumanı da düzelt” deyince babasından izin alarak, Şam’daki ünlü kıraat âlimlerinden Şeyh-ül-Kurrâ Saîd-ül-Hamevî’ye gidip, ondan tecvîd ilmine dair “Meydâniye”, “Cezeriyye” ve “Şâtıbıyye” kitaplarını okudu ve ezberledi. Kur’an-ı Kerîm’in doğru ve tam okunmasını bildiren kıraat ilmini iyice öğrendikten sonra sarf, nahiv ve Şâfiî fıkhını öğrendi. Daha sonra, o zamanın meşhur âlimlerinden Seyyid Muhammed Şâkir Sâlimî’nin derslerine devam ederek, fen ve sosyal ilimlerin yanısıra, tefsir, hadis ve fıkıh ilimlerini de öğrendi.
Hocası Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî’nin tavsiyesi üzerine Hanefî mezhebine geçti. Daha onyedi yaşında iken, fıkıh kitapları üzerine hâşiye ve şerhler (bir eserin kenarına yazılan açıklama ve yorum) yaparak, kıymetli eserler yazmaya başladı. Hadis ilminde de Şam’da bulunan muhaddis Kuzberî’den icâzet aldı. İlimde çok yükselip, daha hocaları hayatta iken büyük bir şöhrete kavuştu. İbn-i Âbidîn, zâhir ilimlerini öğrendikten sonra, kelâm ve tasavvuf ilimlerini de zamanın büyük âlimi ve tasavvuf ehli, Hâlid-i Bağdâdî’den öğrendi. İbn-i Âbidîn’in ilimdeki üstün derecesi, ahlâkı ve hizmetleri hakkında oğlu Alâeddin Muhammed şunları anlatırdı: Babam uzun boylu, heybetli ve vekârlı idi. Yüzünde nûr parlardı. Vaktini devamlı olarak ilim öğretmek ve talebe yetiştirmekle, ibadet ve tâatla geçirirdi. Geceleri devamlı kitap yazar, çok az uyurdu. Gündüzleri ders okutur ve sorulan sorular hakkında fetvâ verirdi. Ramazanda her gece Kur’an okur ve gözyaşı dökerdi. İnsanlara faydalı olmak hususunda titiz davranır, hiç abdestsiz durmaz ve vaktini boşa geçirmezdi”
Hz. İbn-i Âbidîn’in dine uymaktaki hâlleri meşhur olup, kerâmetleri ve menkıbeleri çoktu. Haramlardan, mekruhlardan ve şüpheli şeylerden uzak durur, mübahları az kullanır, ibadetlerinde sünnetlere, müstehab ve edeblere uymakta son derece titiz davranırdı. Fakirlere pekçok sadaka verir, akrabalarını ziyaret eder, annesine, babasına çok iyilik ve hürmet ederdi. Meclisinde boş söz konuşulmaz, Şam ve diğer şehirlerdeki şer’i mahkemelerde ihtilâflı hüküm verilse, ona müracaat edilerek düzeltilirdi. En mühim ve zor meseleler ona sorulur, ihtilâflı bir şey hakkında ona müracaat edilmeden hüküm verilmezdi. İlim kitapları üzerine el yazısıyla öyle açıklamalar kordu ki, böylece zor meseleler kolaylıkla anlaşılırdı. Sorulan sorulara verdiği cevapları güzel bir üslupla yazardı. Birçok talebe yetiştirip icâzet vermiştir. Başlıca talebeleri, kardeşi Allâme es-Seyyîd Abdülganî, akrabası Emîn-ül-fetva Ahmed Efendi, Salih ibni Seyyid Hasen Âbidîn ile İstanbul’da ikinci derecede Mecidiye nişanı alan ve o tarihte Medîne’da kadılık yapan, ilimde parmakla gösterilen Câbi-zâde de İbn-i Âbidîn’den ders alarak çeşitli ilimleri öğrendi.
Fıkıh âlimlerinin yedinci tabakasından olan İbn-i Âbidîn, önceki tabakalardaki fıkıh âlimlerinden doğru olarak nakil yapanlar derecesindedir. Vefat haberini duyan Müslümanlar, büyük bir âlimi kaybetmekten dolayı çok üzülüp, gözyaşı döktüler. Cenazesine gelenler görülmedik kadar kalabalıktı. Tabutu parmaklar üzerinde taşındı. Cenaze namazı Sinan Paşa Camii’nde kılındıktan sonra, Şam’da Bâb-üs-sagir denilen yerdeki kabristanda vefatından 20 gün önce hocalarının ve büyük zatların kabirlerinin yanında kendisi için kazdırmış olduğu kabre defnedildi. En meşhur eseri, “İbn-i Âbidîn” ismiyle tanınan “Redd-ül-muhtar” dır. Bu eseri Hanefi mezhebindeki fıkıh kitaplarının en kıymetlisi ve en faydalı olanıdır. Fıkıh âlimleri tarafından, üzerinde söz edilmiş her meselenin hülâsası, bütün İslâm âlimlerinin kabul ve takdir ettiği bir şekilde bu kitapta toplanmıştır. İbn-i Âbidîn hazretleri, her sözünü, her hükmünü müctehidlerden, onlar da İmâm-ı A’zamdan, o büyük İmâm da Kitabdan ve sünnetten almıştır. İbn-i Âbidîn’in bildirdiği hükümlere tâbi olan her Müslümanın, Kitaba ve sünnete tâbi olması gerektiği üzerinde ittifak vardır. Oğlu tarafından bu kitaba “ Kurret-ül-Uyûn-il-ahyâr” adında bir tekmile (İkmal etme, tamamlama) yazıldı. Dört mezhebin inceliklerine vâkıf, derin âlim, veliyyi kâmil ve seyyid Abdülhakîm Efendi, “Hanefî mezhebindeki fıkıh kitaplarının en kıymetlisi, en fâydalısı ‘İbn-i Âbidîn’ dir. Her sözü delil, her hükmü senettir” şeklinde görüş bildiriyor.
Cenabı Allah şefaatçi kılsın. Amin.
-----------------------------
(*) İslâm âlimleri ansiklopedisi

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi