Makam Aracı Saltanatı Sürüyor!

Bu köşede “Makam aracı saltanatı”ndan kaç defa söz ettiğimi hatırlamıyorum. Gelip geçen iktidarlar yıllardır bu konuda tamimler yayınladı, çeşitli önlemler aldı, ancak saltanatın önüne bir türlü geçilemedi. Millet olarak bir şekilde olursa olsun devletin sırtından geçinmeyi marifet sayıyoruz. Herkesin ibret alması bakımından İngiltere’nin eski başbakanlarından Antony Eden’le ilgili örnek olarak verdiğim bir davranışı bir defa daha vermek istiyorum:
Bir İngiliz gazetecisi özel yaşantısını araştırmak amacıyla başbakanı günlerce gizli gizli takip ederek, işten eve nasıl gidip geldiği, hafta sonlarını nasıl geçirdiği konusunda bilgi edinerek, fotoğraflar çektikten sonra birkaç günlük seri yazı yayınlamış. Eden, şâyet ülkesiyle ilgili bir program yoksa başbakanlıktan çıkınca makam aracıyla konutuna gidip, geceyi ailesiyle birlikte geçirip, sabah görevinin başına geliyormuş. Hafta sonlarındaki yaşantısı gazeteciyi olduğu kadar İngiltere halkını da hayrete düşürmüş. Çünkü, dışarı çıkınca gözünde güneş gözlüğü, başında tepesi düğmeli ve parçalı İngiliz kasketi, sırtında pardesü olduğu hâlde tebdil-i kıyafet ederek, devlete ait makam otomobiline değil, sâde vatandaş gibi kuyruğa girip toplu taşıma aracına binmiş. Pazar günü balkona çıkınca görüntülediği başbakanın pijamasının dizinde yama görünce şaşkına dönen gazeteci, “Bu kadar da olmaz” diye başlık atmış.
Bilgi sahibi olmayanlar için ülkemizde tamı tamına 125 bin makam aracı olduğunu belirterek, kıyaslama yapılabilmesi amacıyla bazı ülkelerdeki sayılarından örnek vermek istiyorum: Japonya’da 10 bin, İngiltere ve Fransa 15 bin, Almanya 12 bin. 5-6 yıl önce ABD’de görevli bir diplomatımız, katıldığı toplantıyı takip eden bir Türk gazetecisini gideceği yere götürmek için salondan çıkınca taksi çağırmış. Meğerse makam aracı yokmuş. Demek ki, gelişmiş ülkelerde zorunlu olmadıkça bürokrata makam aracı tahsis edilmediği anlaşılıyor. Yıllar önce dönemin Dışişleri Bakanı Kâmran İnan, televizyonda katıldığı bir programda makam aracı saltanatına temas ederek, “Bazı elçiliklerimizde 3-4 tane makam aracı gördüm. İçlerinde kurşun geçirmez Mersedesler, ihtiyaç olmadığı için kullanılmayanlar vardı” demişti. Artık, bizdeki saltanatı varın siz hesap edin.
“Merhaba”nın adı “Türkiye’de Yarın” iken matbaa ve idarehanemiz İnce Minare Medresesi civarında idi ve bitişikte de bir unlu mamûller fırını vardı. Kapının önüne park eden resmi plâkalı araçları kullanan şoförlerin “Gün”e götürdüğü müdür hanımlarına çay gevreği aldığını görmek olağan hâline gelmişti. Gün boyunca mesai saatlerinde özel işlerde kullanılan makam araçlarının ise haddi hesabı yoktu. Belki soran olur diye rastladığım resmi araçların plâkalarını tesbit ederdim. Şimdi AKP Genel Başkan yardımcısı olan Necati Çetinkaya Konya Valisi iken bir gün Karma Ortaokul Müdürü Selahattin İşcan, sohbet sırasında 35 resmi aracın okula her gün 4 sefer öğrenci getirip götürdüğünü, plâkalarını bir yazı ile valiliğe bildirerek, yapılacak işlemle ilgi verilmesini istediğini, aradan bir aydan fazla zaman geçtiği hâlde cevap gelmemesi üzerine ilk yazının tarih ve numarasıyla bir defa daha yazı gönderdiğini, fakat yine cevap alamadığını öne sürmüştü. Makam araçlarının özel işlerde kullanılmasının önlenmesi amacıyla konuyu dönemin ANAP İl Başkanı Abdullah Üzülmez’e bizzat ilettim, fakat değişen bir şey olmadığını gördüm.
Anasol koalisyonu döneminde Başbakan Bülent Ecevit’in, tasarruf amacıyla 65 kurum ve kuruluşa tamim göndererek ihtiyaç fazlası araçlarını bildirmelerini istediğini, ancak buna sadece 3 kurum ve kuruluşun uyduğunu hatırlayanlarınız vardır. Başbakanın emrinin hiçe sayıldığı ülkemizde bugün bile makam aracı saltanatının devam etmesini çok görmemek gerektiğini düşünüyorum. Bundan 55 yıl önce sadece valinin siyah Chevrolet marka bir makam otomobili, hâlen Fuar Polis Merkezi olan binanın altı garaj, üstü lojman olarak kullanılan binada oturan, ismini hatırlayamadığım şişman bir makam şoförü vardı. Vali muavini Macit Öngel, Cingenoğlu fırınının karşısında bulunan Ahmet Munlafalıoğlu’na ait apartmandaki kiralık ikâmetgâhına yaya olarak gidip gelirdi. 1952’de Karayolları kurulunca müdürün Dodge marka bir pikap tahsis edilmiş, Karayolları, Şeker Fabrikası ve Etbalık personelinin gelip gitmesi için de servis otobüsleri ile sağlanmıştı. Motorlu vasıtanın hayâl bile edilmediği eski yıllarda yakın ilçe ve beldelerden jandarmalar şehire yaya, ya da köylülerin at arabalarıyla gelip giderdi. Günümüzde vali yardımcıları, kaymakamlar, müdürler, yardımcıları, şefler ve aklınıza kim gelirse altlarında makam aracı mevcut. Bu nedenle akraba düğünleri, eş ve çocuklarla birlikte pikniklere resmi araçlarla gidildiğini gördüm. Artık özel işler bile bu araçlarla görülür oldu.
Devletin cârî harcamalarına bir de resmi araç furyasının yol açtığı masraf eklenince gideri gelirle dengeli hâle getirmek elbette mümkün olmuyor. Atalar “Hazıra Hasan dağı dayanmaz” demişler. Biz buna bir de “Yırtılan Deli Bekir’in yakası” düşüncesini ekleyip, Ak Parti iktidarı da israfı önleyemedikten sonra galiba “Böyle gelmiş böyle gidecek” diyerek, geçen hafta “İsraf” konulu Cuma hutbesinin bile etkisi olmayacağını bildiğimiz için tasarruftan ümidimizi keselim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi