KENDİMİZ OLMAK

Kalemim hislerime ne kadar tercüman oluyor bilmiyorum. Zaman zaman yazdıklarımla, anlatmak istediklerim aynı cümleyi paylaşamıyor. Yanlış anlaşılmaya da, yanlış anlatıma da müsait bir dilimiz(Türkçemiz) ve doğamız(Fıtratımız) var.

 

Türk milletinin karakter özelliklerinin başında gelen askeri ruh donanımı, dolayısıyla da kısa, net ve emir kipi içeren kelimeler kültürüyle yoğrulmuş olması şuan yaptığım gibi uzun cümleler kurmaya ve kullanmaya çok da elverişli değil. Latin alfabesine geçişle kavram karmaşalarının izahını mizahçılar süsleyince bize komik gelebiliyor. Güldüğümüz şeylerin birçoğu böyle. Sıklıkla kullandığımız 'Güleriz ağlanacak halimize' deyimi esasında anlatmak istediğim şeyleri kısaca özetleyen en güzel örnek.

 

Her birimiz insanın, cinsiyetini, ırkını, ana babasını ve malvarlığını vb. kendi iradesiyle seçerek doğma şansına sahip olmadığını biliyoruz. Peki, hangi şart ve nitelikte dünyaya gelmiş isek, her birimiz bu yaradılışın en güzel ve en iyisi olduğunu kabullenebiliyor muyuz?

 

Temelden düzeltmemiz gereken Allah'a(C.C) iman esaslarımızın başında gelen bu hususu artık göz ardı edemeyiz. Dünya'ya, üzerinde yaşanan hayata bakışımızla, bugün burada olma sorumluluğuyla yaratılan ve yaşayan kendimizle ne kadar barışığız?

 

Kendimizin akıl, fikir, izan kullanıp emek sarf ederek düzeltmemiz gereken yığınla sorumluluklarımız var. Oysa bizim dışımızda olan ve müdahil olamayacağımız her şeyi eleştiriyor, eksik, noksan, kusur arıyor ve kendi hatalarımıza bahaneler üretiyoruz. Bu hastalıktan kurtulma zamanımız gelmedi mi?

 

Geçtim insanlarda eksik, noksan, kusur ve ayıp aramayı, yazmaktan dahi haya ediyorum ancak farkına varamadığımız bazı hal, hareket ve davranışlarımızla Haşa Cenabı Allah'a kusur veya yanlış atfedecek hale gelebiliyoruz. Lütfen nasıl bir aymazlığa düştüğümüzün farkına varalım!

 

Hiç düşünmüyor muyuz kendimiz olmak için, ne olmak gerekiyor?

 

Tüm kainat Allah'ın(C.C.) hükmüne boyun eğiyor, O'nun koyduğu kanun, düzen ve yörüngede belli bir istikamette akıp gidiyor.

 

Peki ya bizler, Rabbimizin insanlar için koyduğu kurallara uyup uymamayı yine bizlere bırakmış olmasındaki hikmeti düşünmeyecek miyiz? Dolayısıyla Cenabı Allah'ın bizler için koyduğu kanun, düzen ve istikametin, yörüngesinde kalmamız gerektiğinin farkına ne zaman varacağız?

 

Bildiğimiz galaksilerden, Güneş sisteminden herhangi bir gezegenin, yıldızın veya dünyanın yörüngesinden çıkıp başına buyruk hareket etmesiyle, insanların başlarına buyruk hareket etmeleri arasında fark olmadığını idrak etmek için biraz düşünelim derim.

 

Gücümüzün yettiğince imkânlarımız ölçüsünde, Kuran ve Sünnetler doğrultusunda yaşamadığımız her gün, Ümmet bilinciyle kenetlenemediğimiz her geçen gün, insanlığın düştüğü bu halin yani yörünge kaybının birer sorumlusu olmaya devam ederiz.

 

Meteor, asteroit filmleriyle zaman kaybetmeyelim artık. Rabbimizin bizler için belirlediği İslam yörüngesinde olmak, kalmak ve insanların bu yörüngede toplanması için çalışalım.

 

Talip olduğumuz görevlerle, nelerle, nerelerde vazifelendirildiğimize bir bakalım, istikametimizi buna göre belirleyelim ve kendimiz olalım derim vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar