Karatay Değil, Karatayı!
Yayınlanma:
Yıllardır hakkında birçok kitap ve makale yazıldı, adı şehrimizde hâlen ayakta olan medresenin yanısıra, Kayseri, Antalya ve Bağdat’ta yaptırdığı eserlerde anılmaya devam ettiği gibi, son olarak merkez ilçeye de verildi. Konya’yı payitaht yaparak 243 yıl hüküm sürmüş olan Selçukluları döneminde yaşayıp, tam 40 yıl devlet hizmetinde bulunmuş olan büyük devlet adamı Celâleddin Karatay’ın adının “Karatay” değil, “Karatayı” olduğunu, bu arada Karatayı ve 2 erkek kardeşinin de Anadolu’da o tarihte Hıristiyanlıktan başka yaygın bir din olmadığı için sonradan ihtida (Hidayete ermek, İslâmiyeti kabul etmek) ederek Müslüman olduklarını yeni öğrendim. Belki de bu durumu birçok kişi biliyordu, ancak fazla söylenerek yazılmadığı için bugüne kadar bilgi sahibi olamadım. Değerli eserler vermiş bulunan araştırmacı-yazar Ahmet Efe de 1997’de Mustafa Özkafa’nın başkanlığı sırasında Karatay Belediyesi tarafından yayınlanan “Celaleddin Karatay, hayatı ve eserleri” adlı kitabında büyük Selçuklu Emîrinden günümüzdeki yaygın olan adıyla bahsetmiş bulunuyor.
“Konya Tarihi” gibi, geçmişe ait çok faydalı bilgilerin yer aldığı tek kaynak kitap olma özelliğine sahip bulunan eserin yazarı İbrahim Hakkı Konyalı. Celâleddin Karatayı’nın, Anadolu Selçuk hükümdarlarının âzadlı kölelerinden birisinin oğlu olduğunu bildirerek, “Kölelerin en kıymetlileri ailece, yâni ana, baba, büyük ana, büyük baba, oğul ve kız evlâd, amca, teyze vesaire gibi, bir savaşta elde edilen veyahut satın alınanlardır” diyerek, şöyle devam ediyor:
Böyle bir aileye sahip olan bahtiyar sayılırdı. Ailece olan köleler, çalışkan ve dürüst olmaya mecbur oldukları için makbul sayılırdı. Sahibi; onlardan yüksek randıman almak için fertlerinden birisini ayırarak satmak istediğini söylemek suretiyle baskı altında tutabilirdi. Köle sahibi; aile büyüklerine ‘oğlunuzu, kız ınızı, yahut baba ve ananızı satarım ha’ dediği zaman onları zelzeleye uğratırdı. Bunun için köleler canla başla, sadakatle çalışırlar, âzad edildikten sonra da efendilerine bağlı kalırlardı. Mimar Koca Sinan, Osmanlıların Avrupa’daki savaşlarında elde edilmiş esir bir ailenin çocuğu idi. Bu ailenin sahibi Frenk İbrahim Paşa, Sinan da onun âzadlı kölelerinden idi. Mimar Sinan bunları kendi vakfiyesinde açıkça söylemiştir.
Konyalı; Karatayı’nın, Konya’ya yerleşmiş ve âzad edilmiş bir ailenin çocuğu olduğunu, evlerinin de son kalıntısı günümüze kadar gelebilen Selçuk Sarayı’nın doğuya açılan “Derb-i Sultan-Akıncılar kapısı” denilen kapının önüne rastlayan, zaman zaman Esediyye, Akıncılar ve Aslantaş şeklinde anılan mahallede olduğunu belirterek, bu mahallede Selçuk Sarayı’nın ve ordusunun mensupları ile hükümdarın saray ve mâbed hizmeti gören Ermeni köleleri ve âzadlıların oturduklarını kaydedip, Karatayı’nın da medresesini bu kapının yanına ve oturduğu mahalleye yaptırdığını ekledikten sonra şöyle devam ediyor:
Ermenistan savaşlarında alınan ve hükümdarın hissesine düşen esir ailelerin erkekleri kışın Selçuk Sarayı’nın ve caminin damlarındaki karları kürür, mütemâdî (devamlı olarak) buraların tamirlerini yaparlardı. Âzad edilenler bu hizmetleri karşılığında her türlü dinî ve örfî vergilerden muaf tutulur, bunların Alâaddin Tepesi’nin güneyindeki kiliselerine de (Arapoğlu makası’ndaki Katolik kilisesinin arkasında bulunan son Ermeni kilisesi yol açılırken 1920’den sonra belediye tarafından yıktırıldı) yardım yapılırdı. Ermeni köleleri ve âzadlıları padişahın ve Selçuk Sarayı’nın en emin hizmetlileri idiler. Bunların (Ermeni şeklinde Rûmîler, Anadolulular) denilen birçoğu Türk ismi taşırdı. Fatih, Konya’yı alınca İstanbul’a sürgün ettikleri arasında (Ermeni şeklinde Karamanlılar) da vardı. Bunlar Ermenice bilmeyen, Türkçe’den başka dil kullanmayan, Ermenistan’da Hıristiyan Ermenilerin içinde kaldığı için ve onların dinlerini kabul ettikleri için kendilerine Ermeni dinelin insanlardı.
Selçuklu ordusunda nalbantlık yapan dedelerinin Akıncılar Kapısı önündeki bu mahallede oturduklarını, kendisinin burada doğup, büyüdüğünü evlerinin halâ burada bulunduğunu, komşularının Ermeni olduğunu ifade eden tarihçi Konyalı, “Komşumuz olan bu Ermeniler, Ermenice bilmezlerdi. Mimar Sinan’ın devşirilmeden evvel oturduğu Kayseri’nin Ağırnas köyündeki Ermenilerin çoğunun adları da Türk adları idi ve onlar da Ermenice bilmezlerdi” diyor. Eski bir vesikada Celâleddin Karatayı’nın “Şehirli” olarak gösterildiğini, bunun da “Konyalı” demek olduğunu belirten İbrahim Hakkı Konyalı; Karatayı’nın bu şehirde dünyaya gelen bir Konyalı olduğunu, ancak ne vakit ihtida ettiği, devlet hizmetine kaç yaşında girdiği ve kaç yaşında öldüğü hakkında henüz bir vesika bulunmadığını bildirerek, şunları ekliyor:
Karatayı’nın memuriyeti I. Keykavus zamanında başlar. Hicrî 652 yılı Ramazanının sekizinci günü (Birinci Teşrin 1254) Kayseri’de ölmüş, cesedi tahnit edilerek (mumyalanarak) Konya’ya getirilmiş ve adını taşıyan medresenin sol tarafında hazırlattığı türbesine konmuştur. Mumya; demir ıskara üzerindeki tabut içinde pamuklara sarılmış hâlde idi. Her sene Türbedarı tarafından pamukları ve üstündeki örtüsü değiştirilir, bayramlarda ve mübarek günlerde ziyaret edilirdi.
Selçuklu devletine önemli hizmetler yapan bu büyük devlet adamı ile ilgili konulara devam edeceğiz.
“Konya Tarihi” gibi, geçmişe ait çok faydalı bilgilerin yer aldığı tek kaynak kitap olma özelliğine sahip bulunan eserin yazarı İbrahim Hakkı Konyalı. Celâleddin Karatayı’nın, Anadolu Selçuk hükümdarlarının âzadlı kölelerinden birisinin oğlu olduğunu bildirerek, “Kölelerin en kıymetlileri ailece, yâni ana, baba, büyük ana, büyük baba, oğul ve kız evlâd, amca, teyze vesaire gibi, bir savaşta elde edilen veyahut satın alınanlardır” diyerek, şöyle devam ediyor:
Böyle bir aileye sahip olan bahtiyar sayılırdı. Ailece olan köleler, çalışkan ve dürüst olmaya mecbur oldukları için makbul sayılırdı. Sahibi; onlardan yüksek randıman almak için fertlerinden birisini ayırarak satmak istediğini söylemek suretiyle baskı altında tutabilirdi. Köle sahibi; aile büyüklerine ‘oğlunuzu, kız ınızı, yahut baba ve ananızı satarım ha’ dediği zaman onları zelzeleye uğratırdı. Bunun için köleler canla başla, sadakatle çalışırlar, âzad edildikten sonra da efendilerine bağlı kalırlardı. Mimar Koca Sinan, Osmanlıların Avrupa’daki savaşlarında elde edilmiş esir bir ailenin çocuğu idi. Bu ailenin sahibi Frenk İbrahim Paşa, Sinan da onun âzadlı kölelerinden idi. Mimar Sinan bunları kendi vakfiyesinde açıkça söylemiştir.
Konyalı; Karatayı’nın, Konya’ya yerleşmiş ve âzad edilmiş bir ailenin çocuğu olduğunu, evlerinin de son kalıntısı günümüze kadar gelebilen Selçuk Sarayı’nın doğuya açılan “Derb-i Sultan-Akıncılar kapısı” denilen kapının önüne rastlayan, zaman zaman Esediyye, Akıncılar ve Aslantaş şeklinde anılan mahallede olduğunu belirterek, bu mahallede Selçuk Sarayı’nın ve ordusunun mensupları ile hükümdarın saray ve mâbed hizmeti gören Ermeni köleleri ve âzadlıların oturduklarını kaydedip, Karatayı’nın da medresesini bu kapının yanına ve oturduğu mahalleye yaptırdığını ekledikten sonra şöyle devam ediyor:
Ermenistan savaşlarında alınan ve hükümdarın hissesine düşen esir ailelerin erkekleri kışın Selçuk Sarayı’nın ve caminin damlarındaki karları kürür, mütemâdî (devamlı olarak) buraların tamirlerini yaparlardı. Âzad edilenler bu hizmetleri karşılığında her türlü dinî ve örfî vergilerden muaf tutulur, bunların Alâaddin Tepesi’nin güneyindeki kiliselerine de (Arapoğlu makası’ndaki Katolik kilisesinin arkasında bulunan son Ermeni kilisesi yol açılırken 1920’den sonra belediye tarafından yıktırıldı) yardım yapılırdı. Ermeni köleleri ve âzadlıları padişahın ve Selçuk Sarayı’nın en emin hizmetlileri idiler. Bunların (Ermeni şeklinde Rûmîler, Anadolulular) denilen birçoğu Türk ismi taşırdı. Fatih, Konya’yı alınca İstanbul’a sürgün ettikleri arasında (Ermeni şeklinde Karamanlılar) da vardı. Bunlar Ermenice bilmeyen, Türkçe’den başka dil kullanmayan, Ermenistan’da Hıristiyan Ermenilerin içinde kaldığı için ve onların dinlerini kabul ettikleri için kendilerine Ermeni dinelin insanlardı.
Selçuklu ordusunda nalbantlık yapan dedelerinin Akıncılar Kapısı önündeki bu mahallede oturduklarını, kendisinin burada doğup, büyüdüğünü evlerinin halâ burada bulunduğunu, komşularının Ermeni olduğunu ifade eden tarihçi Konyalı, “Komşumuz olan bu Ermeniler, Ermenice bilmezlerdi. Mimar Sinan’ın devşirilmeden evvel oturduğu Kayseri’nin Ağırnas köyündeki Ermenilerin çoğunun adları da Türk adları idi ve onlar da Ermenice bilmezlerdi” diyor. Eski bir vesikada Celâleddin Karatayı’nın “Şehirli” olarak gösterildiğini, bunun da “Konyalı” demek olduğunu belirten İbrahim Hakkı Konyalı; Karatayı’nın bu şehirde dünyaya gelen bir Konyalı olduğunu, ancak ne vakit ihtida ettiği, devlet hizmetine kaç yaşında girdiği ve kaç yaşında öldüğü hakkında henüz bir vesika bulunmadığını bildirerek, şunları ekliyor:
Karatayı’nın memuriyeti I. Keykavus zamanında başlar. Hicrî 652 yılı Ramazanının sekizinci günü (Birinci Teşrin 1254) Kayseri’de ölmüş, cesedi tahnit edilerek (mumyalanarak) Konya’ya getirilmiş ve adını taşıyan medresenin sol tarafında hazırlattığı türbesine konmuştur. Mumya; demir ıskara üzerindeki tabut içinde pamuklara sarılmış hâlde idi. Her sene Türbedarı tarafından pamukları ve üstündeki örtüsü değiştirilir, bayramlarda ve mübarek günlerde ziyaret edilirdi.
Selçuklu devletine önemli hizmetler yapan bu büyük devlet adamı ile ilgili konulara devam edeceğiz.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.