İbrahim Edhem'in Allah Sevgisi
Yayınlanma:
Tahtını ve ihtişamlı yaşamını terk ederek Allah yoluna giren İbrahim Edhem’le ilgili bugün bile herkes için örnek olması gereken hikmetli birçok menâkıb bulunuyor. Önceki yazımızda Mekke’ye gitmek üzere yola çıkarak, bir müddet yürüyüp iki rek’at namaz kıldıktan sonra tekrar yoluna devam eden İbrahim Edhem’in nihayet Harem-i Şerîfe ulaştığından bahsetmiştik. İbrahim Edhem’in Belh’den ayrılmadan önce süt emen bir oğlu varmış. Çocuk büyümüş zengin olup, annesine bakmış ve bir gün babasını sormuş. Annesi oğluna babasının kayıp olduğunu söyleyip, “Mekke’de olduğuna dair bazı haberler var” deyince “Anneciğim, ben gidip, babamı bulmaya çalışarak, hizmetinde bulunmak istiyorum” cevabını veren oğlu, dörtbir yana haber salarak kendisi ile birlikte hacca gitmek isteyenlerin masraflarını karşılayacağını ilân etmiş. Bu haber üzerine dört bin kişi gitmek için başvuruda bulunmuş. Hazırlıklar yapılmış ve hem haccetmek, hem de babasını bulmak üzere yola çıkılmış.
Kâbe-i Muazzama’ya varınca, gördüğü sırtına yamalı hırka ve elbiseler giymiş insanlara babasını sormuş. Onlar “O bizim hocamızdır. Şu anda Mekke dışında, sırtında odun getirip, satarak parasıyla ekmek alarak bize verir” demişler. Bunun üzerine genç şehir dışına çıkınca bir ihtiyarın sırtına odun yüklenerek geldiğini görünce takip etmeye başladı. İhtiyar odunları pazarda satarak parasıyla ekmek alıp, dostlarına ikram etti. Onlar ekmek yerken kendisi namaz kıldı ve birlikte tavafa başladıklarında güzel yüzlü bir genç karşısına gelip durdu. İbrahim Edhem de ona bakıyordu. Tavafı bitirdikten sonra dostları “O gence bu kadar dikkatle bakmanızın hikmetini anlayamadık” dediler. İbrahim Edhem, “Ben Belh’ten çıkarken süt emme çağında bir oğlum kalmıştı. Bu genç odur” buyurdu. Genç “Babam tanırsa benden kaçar” endişesiyle kendisini belli etmiyor, fakat her gün gelip geçerken babasını seyrediyordu. İbrahim Edhem, bir gün dostlarından birisi ile Belh’den gelen hacı kafilesinin yanına gidince, atlastan bir çadırın ortasında bir kürsüde oğlunun Kur’an-ı Kerim okuduğunu gördü. Genç, “Her hâlde, mallarınız ve çocuklarınız (sizin için) bir belâ ve imtihandır” (Tegabün-15) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okuyordu. Bunu duyunca geri dönüp gitti. Yanındaki dostu gencin yanına gidip, Kur’an-ı Kerîm okuması bitince gence “Nerelisin” diye sordu. O da “Belh’liyim” deyince, “Kimin oğlusun” diye devam etti. O da “İbrahim bin Edhem’in oğluyum. O’nu ilk defa gördüm, ama o muydu, değil miydi, iyi bilemiyorum. Benden uzaklaşır korkusuyla kendisine de soramadım” diye cevap verince, gelen zât “Gel seni onun yanına götüreyim” dedi. Birlikte İbrahim Edhem’in yanına geldiler. Genç babasını görünce kendinden geçecek şekilde ağladı. Kendisine gelince selâm verdi, babası selâmını alarak bağrına bastı ve “Hangi dindensin” diye sordu. Genç “İslâm dinindenim” deyince, İbrahim Edhem “Elhamdülillah! Kur’an-ı Kerîmi biliyorsun. Peki ilim de tahsil ettin mi?” diye sordu. Oğlu “Evet” cevabını verdi, o yine hamdetti. Oğlunu yanına alıp yüzünü semâya çevirerek “Yâ Rabbî! İmdadıma yetiş” diye yalvarmaya başladı. Orada bulunanlar, “Yâ İbrahim, ne oldu, niçin yalvarıyorsun?” diye sorunca şu cevabı verdi:
“Oğlumu bağrıma basınca şefkati ve sevgisi kalbimde kaynadı. Bunun üzerine ‘Yâ İbrahim! Beni sevdiğini iddia ediyorsun, fakat benimle beraber başkalarını da seviyor, dostluğumuza ortak katıyorsun. Bir kalbde iki sevgi olur mu? Bu dostluğa sığar mı?’ diye bir nidâ geldi. Bunu işitince duâ edip, ‘İzzet, ikrâm sahibi olan Allahım! İmdadıma yetiş! Eğer oğlumun muhabbeti beni, senin sevginden alıkoyacaksa, ya benim, yahut da oğlumun canını al’ diye dua ettim. Duâm kabul oldu, oğlum kucağımda can verdi”
Bir gün Halife Mu’tasım, O’na “Mesleğin nedir?” diye sordu. Cevabında “Bu dünyayı, dünyaya tâlib olanlara bıraktım. Bu dünyada Allahü teâlânın zikrini, ahirette de dîdârını (Cemâli ile müşerref olmayı) tercih edip, bunlar için çalışmayı kendime meslek edindim” buyurdu.
İbrahim bin Edhem’in edebe uygun olmayan şekilde oturduğunu gören olmamıştı. Buyurdu ki, “Bir gün farkında olmadan uygunsuz oturmuşum. Hemen bir ses işittim ki; ‘Ey İbrahim, kullar, efendilerinin huzûrunda böyle mi otururlar?’ diyordu. Hemen toparlandım, iki diz üzerine oturdum ve uygunsuz olan oturmaya da tövbe ettim”
Buyurdu ki, “Lokmasını helâlden temin edebilmek için uğraşmak, geceleri ibadet edip, gündüzleri oruç tutmaktan efdaldir. Çünkü her şeyin başı helâl lokmadır”
Bir defasında şöyle buyurdu: “Bir gece rüyamda, elinde bir defter olduğu hâlde Cebrâil’in yer yüzüne inmekte olduğunu gördüm. ‘Burada ne yapacaksın?’ diye sordum. ‘Bu deftere Allahü teâlânın dostları kim ise onların isimlerini yazacağım’ buyurdu. ‘Peki beni de yazacak mısın?’ diye sordum. ‘Sen, o dostlardan birisi değilsin ki’ buyurdu. Ben de ‘İyi ama ben o dostların dostuyum’ dedim. Bundan sonra Cebrâil biraz düşündü ve ‘Şimdi, ilk önce İbrahim’in ismini kaydet’ diye bir ferman geldi”
Allah; cümlemizi, Zâtını seven kullarının arasına dâhil ederek kalbimizden sevgisini eksik etmesin. Amin.
-------------------------------
Kaynak: İslâm âlimleri ansiklopedisi.
Kâbe-i Muazzama’ya varınca, gördüğü sırtına yamalı hırka ve elbiseler giymiş insanlara babasını sormuş. Onlar “O bizim hocamızdır. Şu anda Mekke dışında, sırtında odun getirip, satarak parasıyla ekmek alarak bize verir” demişler. Bunun üzerine genç şehir dışına çıkınca bir ihtiyarın sırtına odun yüklenerek geldiğini görünce takip etmeye başladı. İhtiyar odunları pazarda satarak parasıyla ekmek alıp, dostlarına ikram etti. Onlar ekmek yerken kendisi namaz kıldı ve birlikte tavafa başladıklarında güzel yüzlü bir genç karşısına gelip durdu. İbrahim Edhem de ona bakıyordu. Tavafı bitirdikten sonra dostları “O gence bu kadar dikkatle bakmanızın hikmetini anlayamadık” dediler. İbrahim Edhem, “Ben Belh’ten çıkarken süt emme çağında bir oğlum kalmıştı. Bu genç odur” buyurdu. Genç “Babam tanırsa benden kaçar” endişesiyle kendisini belli etmiyor, fakat her gün gelip geçerken babasını seyrediyordu. İbrahim Edhem, bir gün dostlarından birisi ile Belh’den gelen hacı kafilesinin yanına gidince, atlastan bir çadırın ortasında bir kürsüde oğlunun Kur’an-ı Kerim okuduğunu gördü. Genç, “Her hâlde, mallarınız ve çocuklarınız (sizin için) bir belâ ve imtihandır” (Tegabün-15) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okuyordu. Bunu duyunca geri dönüp gitti. Yanındaki dostu gencin yanına gidip, Kur’an-ı Kerîm okuması bitince gence “Nerelisin” diye sordu. O da “Belh’liyim” deyince, “Kimin oğlusun” diye devam etti. O da “İbrahim bin Edhem’in oğluyum. O’nu ilk defa gördüm, ama o muydu, değil miydi, iyi bilemiyorum. Benden uzaklaşır korkusuyla kendisine de soramadım” diye cevap verince, gelen zât “Gel seni onun yanına götüreyim” dedi. Birlikte İbrahim Edhem’in yanına geldiler. Genç babasını görünce kendinden geçecek şekilde ağladı. Kendisine gelince selâm verdi, babası selâmını alarak bağrına bastı ve “Hangi dindensin” diye sordu. Genç “İslâm dinindenim” deyince, İbrahim Edhem “Elhamdülillah! Kur’an-ı Kerîmi biliyorsun. Peki ilim de tahsil ettin mi?” diye sordu. Oğlu “Evet” cevabını verdi, o yine hamdetti. Oğlunu yanına alıp yüzünü semâya çevirerek “Yâ Rabbî! İmdadıma yetiş” diye yalvarmaya başladı. Orada bulunanlar, “Yâ İbrahim, ne oldu, niçin yalvarıyorsun?” diye sorunca şu cevabı verdi:
“Oğlumu bağrıma basınca şefkati ve sevgisi kalbimde kaynadı. Bunun üzerine ‘Yâ İbrahim! Beni sevdiğini iddia ediyorsun, fakat benimle beraber başkalarını da seviyor, dostluğumuza ortak katıyorsun. Bir kalbde iki sevgi olur mu? Bu dostluğa sığar mı?’ diye bir nidâ geldi. Bunu işitince duâ edip, ‘İzzet, ikrâm sahibi olan Allahım! İmdadıma yetiş! Eğer oğlumun muhabbeti beni, senin sevginden alıkoyacaksa, ya benim, yahut da oğlumun canını al’ diye dua ettim. Duâm kabul oldu, oğlum kucağımda can verdi”
Bir gün Halife Mu’tasım, O’na “Mesleğin nedir?” diye sordu. Cevabında “Bu dünyayı, dünyaya tâlib olanlara bıraktım. Bu dünyada Allahü teâlânın zikrini, ahirette de dîdârını (Cemâli ile müşerref olmayı) tercih edip, bunlar için çalışmayı kendime meslek edindim” buyurdu.
İbrahim bin Edhem’in edebe uygun olmayan şekilde oturduğunu gören olmamıştı. Buyurdu ki, “Bir gün farkında olmadan uygunsuz oturmuşum. Hemen bir ses işittim ki; ‘Ey İbrahim, kullar, efendilerinin huzûrunda böyle mi otururlar?’ diyordu. Hemen toparlandım, iki diz üzerine oturdum ve uygunsuz olan oturmaya da tövbe ettim”
Buyurdu ki, “Lokmasını helâlden temin edebilmek için uğraşmak, geceleri ibadet edip, gündüzleri oruç tutmaktan efdaldir. Çünkü her şeyin başı helâl lokmadır”
Bir defasında şöyle buyurdu: “Bir gece rüyamda, elinde bir defter olduğu hâlde Cebrâil’in yer yüzüne inmekte olduğunu gördüm. ‘Burada ne yapacaksın?’ diye sordum. ‘Bu deftere Allahü teâlânın dostları kim ise onların isimlerini yazacağım’ buyurdu. ‘Peki beni de yazacak mısın?’ diye sordum. ‘Sen, o dostlardan birisi değilsin ki’ buyurdu. Ben de ‘İyi ama ben o dostların dostuyum’ dedim. Bundan sonra Cebrâil biraz düşündü ve ‘Şimdi, ilk önce İbrahim’in ismini kaydet’ diye bir ferman geldi”
Allah; cümlemizi, Zâtını seven kullarının arasına dâhil ederek kalbimizden sevgisini eksik etmesin. Amin.
-------------------------------
Kaynak: İslâm âlimleri ansiklopedisi.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.