Hz. Süfyânın Korkusu ve Bizim Hâlimiz!

Yüce Allah’ın nice sevgili kulları vardır ki, yalnız zât-ı bilir. Evliyâullahtan bir zât, dört büyük melekten Cibril-i emin’in, Kâbe’ye sırtını dönmüş hâlde oturan birisine nazar ederek ondaki fevkalâde hâli görüp, “Yarabbi, sevdiklerinin arasında bu kulunun ismine rastlayamadım” diye niyazda bulununca Allahü teâlâ’nın, “Ya Cebrail, sendeki listede benim sevdiklerimin isimleri var. Fakat bir de beni sevenler var ki, onların isimlerini ancak ben bilirim” buyurduğunu nakleder. Bu nedenle, Yüce Yaradan cümle ümmet-i Müslüman’ı sevdiği ve zâtını seven kullarının arasına dahîl etsin. Amin.
Hadis, fıkıh, tefsir ve tasavvuf gibi ilimlerde devrinin eşsiz âlimlerinden ve müctehid olan, ancak mezhebi zamanla unutulan tebe-i tâbiînin büyüklerinden Süfyân-ı Sevrî, haramlardan kaçıp, şüpheli şeylerden uzak durarak hidâyete erenlerdendi. Cüneyd-i Bağdadî ve Hamdûn Kassar, Hz. Süfyan’ın mezhebinde idiler. Miladî 715’de Kûfe’de dünyaya gelen ve 778’de Basra’da vefat eden Süfyân-ı Sevrî, Mekke’ye gittiği zaman halk başına toplanır, bilmedikleri hususları sorarak öğrenirlerdi. Heps ine teker teker cevap verir, müşküllerini hallederdi. Hafızası çok kuvvetli idi, “Hafızam bana hiç ihanet etmedi” buyurdu. Tevâzu ve edebde benzeri azdı. Yirmi yıl geceleri uyumadı ve abdestsiz gezmedi. Ölümü hatırladığında kendinden geçer, kime rastlasa “Ölüm gelmeden önce ona hazırlan” derdi.
Annesi O’na hamile iken bir gün dama çıkıp, komşusuna ait bir parça turşuyu yiyince Süfyân-ı Sevrî, kafasını şiddetle annesinin karnına vurdu. Turşuyu habersiz yediğini hatırlayan annesi komşusuna koşarak helâllaştı. Ana karnında bile haram lokmayı kabul etmeyip, hep helâl lokma ile büyüyen Hz. Süfyân’ın gençliğinde sırtı kamburlaşmıştı. Sebebini soranlara “Üç üstâda talebelik yaptım. Hepsi zamanın âlimleri idi. Ölümlerinde üçü de dünyadan imansız gittiler. Onların hâlini görünce korkudan omurga kemiğim eğrildi. Hele üstâdımın birine uzun seneler hizmet ettim, talebelik yaptım. Hiçbir edebi terkettiğini görmedim. Âhirete göçeceği zaman başucunda idim. Gözünü açarak, ‘Ey Süfyân! Bana ne olduğunu görüyor musun?’ dedi. Ben de ‘Ey Üstâdım, kendinizi nasıl buluyorsunuz?’ dedim. O, ‘Beni dergâhından kovuyorlar, kabul etmiyorlar. Sen buradan git, bize lâyık değilsin’ diyorlar cevabını verdi” diyerek, orada olanlardan Kur’an-ı Kerim istedi ve elini Kur’an’ın üzerine koyarak, “Şahid olunuz ki o, bu mushaftan ve içinde bulunanlardan nasipsiz öldü. Yahudi dinini seçti ve öyle can verdi. Allahü teâlâ dilediğini yapar” dedi.
Hz. Süfyân-ı Sevrî, bir gün devrin halife ile namaz kılıyordu. Halife namaz kılarken sakalıyla oynuyordu. Namazdan sonra, “Ey Halife! Namaz kılarken lüzumsuz hareket yapılmaz. Yarın kıyamet günü kıldığın namazları paçavra gibi yüzüne çarparlar” deyince Halife, “Biraz yavaş konuş, etraftakiler duyacaklar” dedi. Hz. Süfyân, “Eğer, böyle önemli bir meseleyi izah etmezsem, dinin emrini yerine getirmemiş olurum. Bu ise bana yakışmaz” buyurdu. Bu söz Halife’ye çok acı gelince, kendisine başka birisinin söz söylememesi için âleme ibret olmak üzere darağacı kurularak Süfyân’ın asılmasını emretti. Darağacı kurulduğunda Hz. Süfyân, yanında Hz. Fudayl bin Iyâd ve Hz. Süfyân bin Uyeyne olduğu hâlde uyuyordu. Asılacağını öğrenince “Uyanıncaya kadar asılacağını bildirmeyelim” dediklerini işitip, “Ne konuşuyorsunuz” buyurdu. Onlar da durumu Süfyân’ı Sevrî’ye anlatınca o da, “Ben yaşamaya hevesli bir kimse değilim. Fakat, dünyada yarım kalan, yapmam lâzım gelen işler var” buyurarak, gözleri dolu dolu oldu ve “Ey Allahım! Onları şiddetli bir cezaya çarptır” diye dua etti. Daha duası biter bitmez sarayın kubbesi çöktü, Halife Cafer ve adamları altında kalarak can verdi. Iyâd ve Uyeyne, olanları görünce “Bu kadar çabuk kabul olunan bir dua işitmedik” dediler.
Süfyân-ı Sevrî, bir zaman yanında bir kimse ile beraber Mekke’ye gidiyordu. Yanındaki kimse Süfyân’ın yolda devamlı olarak ağladığını görünce, “Günahlarının sebebiyle mi ağlıyorsun?” diye sordu. Süfyân da “Günahlarım çoktur. Fakat beni en fazla korkutarak ağlatan şey îmânımı muhafaza edip, edemeyeceğim korkusudur” buyurdu. Mekke’ye vardıklarında hac esnasında bir genç, Allah korkusu ile öyle bir “Allah” dedi ki, dayanamayıp, düşerek can verdi. Hz. Süfyân bu hâli görünce, gencin cesedinin yanına gelip, “Dört defa hac yaptım. Bunların sevabını senin ruhuna hediye ettim. Sen de söylediğin ‘Allah’ sözünden meydana gelen sevabı bana versen” deyince gencin cesedinden “Verdim” sesi geldi. Süfyân-ı Sevrî’ye o gece rüyasında şöyle denildi: “Sen çok kâr ettin. Eğer bu aldığını bütün Arafat’ta bulunanlara taksim etsen, hepsine yeterdi”
Mahlûklara karşı çok şefkâliydi. Bir gün çarşıda kafeste ötüp duran bir kuş görünce, satın alıp salıverdi. Bu kuş her gece evine gelir, namaz kılarken onu seyreder, bazen da omzuna konardı. Vefat ettiğinde yine geldi, bulamayınca kabrine gidip üstüne kendisini attı ve orada öldü. O sırada şöyle bir ses işitildi:“Allahü teâlanın mahlûkuna olan aşırı merhametin sebebiyle, Süfyân’a Allahü teâlâ çok merhamet etmiştir”
Allah sevgilisi Süfyân-ı Sevrî’nin hâl ve korkusu böyle olursa, “Vay bizim hâlimize” dememek elde mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum
Arşivi