Herşey Aslına Rücû Eder!

En kısa zamanda merkezî ezan ve vaaza son verileceğini açıklayan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun haberi ülke çapında memnunlukla karşılanırken, vatandaşlar “Her şey aslına rücû (Geri dönme) eder” diyor. Bardakoğlu; karardan vazgeçmenin sözkonusu olmadığını belirterek yakın köylerden başlamak suretiyle yüz yüze vaaz verilmesi ve ezanın yerinden okunmasını artırmaya hız verildiğini ifade ediyor. Ülkemizde bulunan 90 bin caminin 3’te birinin cemaatinin oldukça kalabalık olduğunu, şu anda 1300 civarında vaiz bulunduğunu, 6 bin civarında imam hatibi vaaz vermeleri için teşvik ettiklerini, şu anda 7 binden fazla camide cemaate yüz yüze vaaz yapıldığını, birkaç yıl içinde imam hatiplerin kendi hutbelerini yazıp, vaaz vermelerinin hedeflendiğini kaydeden Diyanet İşleri Başkanı, bununla ilgili hizmet içi eğitim kurslarının devam ettiğini dile getiriyor.
İmamların sâdece namaz kıldırmakla kalmayıp, cemaatle ilgilenmesi, hutbe okuması, cemaatin imam ile yüz yüze buluşması, yürek yüreğe iletişimin gerçekleşmesini amaçladıklarını sözlerine ekleyen Prof. Ali Bardakoğlu, “Ezanın güzel okunması da son derece önemlidir. Bunu temin için yurt çapında ‘Ezanı güzel okuma’ kurslarımız devam ediyor. Ezanı güzel okuyabilen hocalarımızın merkezden çıkmasını istedik. Yakın köy camilerinin merkezi sistemden çıkması ve her köyün kendi imam hatibinin yüz yüze hitapta bulunması uygulamasına başladık” diyerek, ezanı güzel okuma kursları devam ettikçe ezanı güzel okuyanların sayısının da artacağına dikkat çekiyor.
Artık duymayan kalmadığı gibi, ezanın aslî şekliyle okunması, bu ulvî namaza çağrı ile birlikte Kur’an-ı Kerim’in, tekbirlerin, hutbelerin Türkçeleştirilmesi 22 Ocak 1932 tarihinde İsmet İnönü’nün başbakanlığı döneminde CHP tarafından yasaklanmış, 30 Ocak 1932’den itibaren de ezan Türkçe okunmaya başlamıştı. Kaynaklara göre, Kur’an-ı Kerim’in Türkçe tercümesi ilk defa 22 Ocak 1932 Cuma günü Enderunlu Yaşar Okur isimli hafız tarafından Yerebatan Camii’nde okundu. Devrin tanınmış simaları İstiklâl Mahkemesi üyesi Kılıç Ali ve Reşit Galip’in de hazır bulunduğu camide Hafız Yaşar, önce Yasin Sûresini Arapça tilâvet ettikten sonra, “Müşfik ve rahim olan Allah’ın ismiyle” diye başlayıp, Türkçe’sini de okudu.
Meclis Başkanı Kâzım Özalp’ın İstanbul’a geldiği 29 Ocak 1932 Cuma günü de Atatürk’ün talimatıyla Sultanahmet Camii’nde toplu olarak Türkçe Kur’an-ı Kerim okuma merasimi tertip edildi. Fatiha sûresini ve Bakara Sûresinden bir bölümü okuyan Hafız Yaşar’dan sonra Hafız Burhan Âmene’r-Resulü’yü, Hafız Beşiktaşlı Rıza Alî İmran Sûresini, Hafız Nuri Zümer Sûresini, Sultanselimli Hafız Ali Rıza Mü’min Sûresini, Beylerbeyili Hafız Fahri Enfal Sûresini, Hafız Zeki Araf Sûresini, Hafız Kemal İnfitar Sûresini Türkçe çevirisiyle okudular, Hafız Yaşar da türkçe bir dua yaptı. Bundan sonra Hafız Sadettin Kaynak Fatih Camiinde, Bursalı Hafız Rifat Yeni Camide, bazı hafızlar da Beyazit ve Aksaray camilerinde Türkçe Kur’an okumayı sürdürdüler.
14 Mayıs 1950’de yapılan genel seçimde iktidara gelen Demokrat Parti, 18 yıl devam eden Türkçe ezan uygulamasına son verdi ve karar Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki imzasıyla 23 Haziran 1950 tarihinde il ve ilçe müftülüklerine gönderilen tamimle resmiyet kazandı. Merhum İstanbul eski Müftüsü Yaşar Tunagür, Samanyolu televizyonda bir Ramazan günü yaptığı konuşmada yıllar sonra Sultanahmet Camii’nde ezanın aslî şekliyle okunuşunu şöyle anlatmıştı:
“Evkaf (Vakıflar) Müdürlüğü’nde memur olarak çalışıyordum. Karşıdaki Sultanahmet Camii’nin minarelerinden birdenbire Arapça ezan okunmaya başladığını duydum. Tüylerim diken diken oldu. Camiye gidince içerideki cemaatin cami avlusuna çıkarak gözyaşlarıyla Allah’a şükrederek, ezanı dinlediğini gördüm”
Bilindiği gibi; ezan, Kur’an, dua, tekbir ve hutbenin Arapça okunmasına 1950’de tekrar izin verilirken, bu defa da camilere konulan bir cihazla merkezi ezan ve vaaz uygulaması başlatılmıştı. Buna paralel olarak, uygulamanın ilk olarak başlatıldığı iller arasında zamanın Müftüsü Mehmet Yavuz’un kararıyla Konya da yer almıştı. Vatandaşlar, gerekli altyapı hazırlanmadan Yavuz’un aceleci kararı ile başlatılan uygulamaya büyük tepki gösterdi, İzmir yapımı cihazın yeterli olmayışı sebebiyle vaazlar net olarak dinlenemediği için cemaat içeriye girme yerine cami önünde oturmayı tercih etti. Bu arada, toplu sipariş yapılarak müftülük deposuna konulan cihazların cami koruma dernekleri tarafından, ya da cemaatten para toplanarak satın alınıp, camilere monte edilmesi için imamlara dayatma yapıldığı ileri sürüldü. Cami cemaatlerinin bildiği gibi, bu cihazlar sistemin merkezi olan Hacı Veyiszade Camiine uzağında olduğu hâllerde vaizin sözünün anlaşılmadığı görüldü. Aradan yıllar geçmesine rağmen, cihazlar halâ cızırtı çıkardığı için rahatça dinleme mümkün olmuyor, bu yüzden vaazlardan istenilen sonuç elde edilemiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın merkezî ezan ve vaaz uygulamasına son vermesi hâlinde vaizler yapacakları konuşmanın metnini kendileri yazma imkânını bulacak, müezzinler de görecekleri kurs sayesinde kendilerini yetiştirerek ezanı en güzel şekilde okuyabilecekler. Böylece Türkçe ezan, vaaz, Kur’an, hutbe, dua, tekbir gibi, merkezî ezan ve vaaz da aslına rücû ederken, cihazlara ülke çapında verilen milyarlarca lira çöpe atılıp, imâlatçı firma zengin çoktan zengin edilmiş oldu. Yazık değil mi boşa giden zaman ve milyarlarca paraya?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi