Veysel Candan
Hayatın İçinden Kısa Kısa - 234
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
Kuranı Kerimin ilk harfi besmeledeki ‘be’ dir. Son harfi de nas suresisin nas kelimesindeki ‘sin’ harfidir. Bu iki harf yan yana geldiğinde ‘bes’ kelimesi ortaya çıkar ki onun da Arapçadaki anlamı kâfi yani yeterli anlamındadır. Düşünen Müslümana bu bile yeter. Kuranı Kerim Rabbimizden Cebrail (as) vasıtasıyla Peygamberimizin kalbine vahiy edilmiş. Peygamber Efendimiz de (sav) onları yeri ve zamanı geldikçe ümmetine açıklamıştır. Kuranı Kerimde ne ilave ne eksik bulunmamaktadır. Bunun dışındaki görüşlere itibar etmeyin. Şeytana uşaklık yapan bazılarının meşhur olmak tanınmak amacıyla değişik şekiller anlatmaları yanlıştır. İnsanı küfre götürür. Çünkü Ayeti Kerimelerde “Kuranı Kerimi biz indirdik. Onun muhafızı Biziz.” buyurulmaktadır. Kuranı Kerim okuyarak bir anlamda Rabbimizle konuşuyoruz. Hadisleri okuyarak ta Peygamberimizin (sav) huzurunda bulunuyoruz. 2 huzur. Biri Rabbimizin huzuru. Biri de Peygamberimizin huzuru. Biz bu haldeyken şeytan bizden uzaklaşır. Şeytanın en korktuğu da kulun Rabbi huzurunda Kuran okuması kıyam rukü ve secde halidir. Kul secdede iken şeytan kuldan uzaklaşır. Secdeden sonra ifsat etmek üzere tekrar yanına gelir. Demek oluyor ki çok secde hali çok Kuran okuma hali şeytandan uzaklaşma halidir.
İSLAMDA TASAVVUF VE TARİKAT VARMIDIR
İnsanlar yıllardır tasavvuf ve tarikat adı altında bazı yanlış yapılan işler sonucunda tasavvuf ve tarikatın İslam’da olmadığı gibi bir yanlış görüşe sahip olmuşlardır.
Tarikat kelime anlamıyla yol demektir. Şeriatta Kuranı Kerim hükümleri anlamındadır. İtirazlar şurada yükseliyor. Peygamberimiz (sav) zamanında tarikat var mıydı? İşin özü şu: Ayetler iniyor. Peygamber Efendimiz (sav) tebliğ ediyor. Hayatında uyguluyor yani İslam tarikatının (yolunun) taşlarını döşüyordu. Yaşanan hayat zühd hayatı idi. Günümüzün insanı gibi mal toplama helal haram tanımama olayları yoktu. Bütün Sahabeler Peygamberimizin (sav) söylediklerine kayıtsız şartsız teslim oluyorlar. İman ediyorlar ve amel diyorlar. Yani takip ettikleri yol ve tarikat bu idi. Yine şaşkınların bazı itirazları Kuranı Kerim bize yeter diyerek Hadisi Şerifleri göz ardı ediyorlar. Halbuki Rabbimizin ifadesi ile Kuranı Kerimin mütercimi Peygamberdir. Muallimi de Peygamberdir. Peygamberimizin döneminde bir mezhebe ihtiyaç yoktu. Zaten sıkıntıya düşen doğrudan Peygamberimize müracaat ediyor ve cevabını alıyordu. Sıkıntı yoktu. İslam toprakları genişletince Sahabe Kiramın çoğu vefat edince Hadisleri toplamak tasnif etmek zarureti hasıl oldu. Daha sonra tabiin devrinde bütün Hicaz Bölgesi Anadolu Buhara Semerkant İslam’ı tebliğ için Sahabeler gayret ettiler. Birçok sorunlar da oluştu. Buna cevap olarak birçok Ehli Sünnet alimlerimiz Kuran Sünnet İcma Ümmet ve Kıyası Fukaha olarak 4 delille sorulan meselelere cevap verdiler. Hiçbir mezhep imamımız ben mezhep kuruyorum diye çıkmadı. Ya kendilerine ya da talebelerine tarafından sorulan sorulara cevap verdiler. Bu cevaplar zaman içinde tasnif edildi. Eserler yazıldı ve Müslümanların faydasına sunuldu. Onun içindir ki tarikat haktır. Mezhepler haktır. Hadis imamlarımızın rivayetleri de haktır. Ehli Sünnet alimlerimizden son devrin büyük alimi Ömer Nasuhi Bilmen tasavvufu şöyle tarif etti: Tasavvuf şeriat adabıyla zahiren ve bâtınen süslenmenin neticesi olarak insanda ortaya çıkan Hz. Peygamberin (sav) feyzinin kemalinden ibaret bir haldir. Bu güzel cümlelerin üzerine söz söylemek zâittir.
Bu konular Ehli Sünnet alimlerimiz tarafından detaylı olarak açıklamak üzere eserler yazmışlardır. Kafanıza takılan bir konu varsa açıp okuyun. Sakın ha tv kanallarında akla ziyan sapık görüşlere itibar etmeyin.
3-) İmam Gazali (ks) bir sohbetinde şöyle buyurdular;” Sen şu dünyada iki liralık bir malı bir liraya vermiyorsun ama sonsuz olan ahiret hayatını sayılı günlerden ibaret olan dünya hayatı karşılığında nasıl için sızlanmadan veriyorsun ? “
Büyük alim veli sufi İmam Gazali (ra) ne güzel söyledi. Fani olan dünya hayatını tercih edip ahireti unutmak akıllı insanların işi değildir. Fayda ve zarar muhasebesini yapan dar’ul beka dediğimiz ahiret için çalışmak yerine dünya tarafına meyil etmek şüphesiz akıllı insanların işi değildir. Şu soru akla gelebilir. O zaman çalışmayacak mıyız ? Zekât niye farz oldu ? Zengin olamayacak mıyız ? olacağız olacağız da dünya ahiret dengesini iyi kurup dünyaya aldanmayacağız. Biran durup derin bir düşünceye dalarsak ne yazdığımız açıkça anlaşılır.
Hoşça kalın. Allah’a (cc) emanet olun.




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.