Hani Hayvanî Yağlar Zararlı idi?
Yayınlanma:
Doktorlar yıllardan beri insanlara sâde yağ, tereyağ, kuyruk yağı gibi hayvanî yağları yasaklıyorlardı. Halâ da “Zararlı, sakın ha yemeyin, bitkisel yağ yiyin” diye israr ediyorlar mı bilmiyorum. Ancak, bildiğim bir şey varsa, aynı doktorların mafsal ağrısından şikâyet eden hastalarına hayvanî yağları tavsiye etmeye başladıklarıdır. Nakledenlerden duyduğuma göre, doktorlar artık “Mafsallarınız yağsız kalmış, hayvanî yağ yiyiniz” diyorlarmış. Konumuzla ilgili olduğu için hayvanî yağlara şiddetle karşı çıkıldığı dönemle ilgili bir hatıramı nakletmek istiyorum.
Avrupa, Dünya ve 1948 Londra Olimpiyatı 57 kilo serbest güreş şampiyonu merhum Nasuh Akar, Bölge Müdürü Sami Yavrucuk döneminde Konya Beden Terbiyesi güreş antrenörü olarak görev yaptığı yıllarda şunları anlatmıştı:
Nasuh hoca ve eşi Ayvalık’ta hükümet tabibi olan damadı ile kızını ziyarete gitmişler. Sabah zengin bir kahvaltı hazırlanmış. Masada tereyağını görüp “Bunu kaldırın” diyen Nasuh hocaya damadı “Niçin” diye sorunca hoca “Hayvanî yağ yemeyin, kalbe zararlı, damar sertliği yapar. Nebati yağ yiyin diyen sizler değil misiniz?” cevabını vermiş. Damadının cevabı da “Siz dediğimize bakmayın, yiyebilirsiniz” olmuş ve burada zikretmek istemediğim bir izahatta bulunmuştu. Dünya çapında bir güreşçi olduğu için normâl haftalık idmanlarda ve müsabakalara hazırlandığı dönemde nelerin yenip, nelerin yenmeyeceğini, hangi gıdaların vücutta yağ birikimi yaptığını, günde kaç kalori alınması gerektiğini iyi bilen Nasuh Akar, her fırsatta bu hatırasını anlatarak, “Tereyağ ile ot yağı hiç bir olur mu?” derdi. Buna benzer bir yorumu da yıllar önce Hacettepe Tıp Fakültesi’nde görevli tanıdık bir doktor yapmış, “Bir tabağa tereyağ, bir tabağa da nebati yağ koyun. Nebati yağın üzerine sinek bile konmadığını göreceksiniz. 60 derecede hidrojenle dondurulan yağ midemizde 36 derecelik vücut ısısında erir mi?” demişti.
Ufak tefek olduğu için “Çöreze” lâkabıyla anılan Terziler Derneği Başkanı Aziz Güleç’in dedesi Mustafa amca, ilerlemiş yaşına rağmen köyde koyun kesince iç yağını sıcak sıcak çiğ olarak yediğini söyler, “Peki, dokunmaz mı?” diye soranlara da “Tarlada çalışırım, ya da sabah etrafını dolaşarak yediğimi yakarım” cevabını verirdi. Her bölge değişik yemek kültürüne sahiptir. Afyon ve civarında tereyağı tercih edilmez, yemeklerde genellikle “Ayçiçek yağı”, hamur işlerinde de “Haşhaş yağı” kullanılır. Merhum kardeşim Ahmet Naim Bülbül, Afyon’da Garanti Bankası Müdürü iken ziyarete gittiğimizde vitrininde tereyağı gördüğüm bankanın bitişiğindeki dükkânın sahibi ile konuşurken “Burada yerli halk tereyağı kullanmaz, fakat soran olduğu için Konya’dan getirttim” demişti. Bir zamanlar ayçiçeği sıkıntısı olunca halkın “Az kalsın sâdeyağ yiyeyazdık” dediği, Haşhaş yağı kullanan Şarki Karaağaçlıların da yağ alırken “Haşgiş yağı va mı?“ diye sorduğu, “Va, nitcen?” cevabını alınca, “Pilava katcen” karşılığını verdiği söylenir durur. Ege’de en fazla zeytinyağı, Karadeniz’de fındık ve ayçiçek yağları tüketilir. Yıllar önce Karadeniz gezimizde zeytinyağı almak için girdiğim dükkânın sahibi Ayçiçek yağı şişesini çıkarmış, ben “Zeytinyağı istedim” deyince, “Biz burada bu yağı kullanırız” cevabını vermişti.
Konya’nın yerlisi olan orta yaşlılar nine ya da annelerinden “Kuyruk yağı”nın adını duymuş olmalıdır. Konya’da patlıcan musakka, bulgur pilavı, kuru fasulye, nohut, kabak vs. gibi yemekler genellikle kuyruk yağı ile pişirilir. Rahmetli ninem ve yemek pişirmeyi ondan öğrenen annem “Her yemek zeytinyağı ile pişmez, kuyruk yağı ile pişen yemek özlü olur” derdi. Bunun için bizim evde tereyağ, zeytinyağı ve mısır yağının yanısıra halâ kuyruk yağı kullanılır. Geçen yıla kadar Kadınlar Pazarı’nda kilosu 5 lira olan koyun kuyruğu bu yıl 10 liraya çıksa da halkın tercihi değişmiyor. Kuyruğu kavurmak ustalık ister. Küçük parçalar hâlinde doğranan kuyruk ve donması için karıştırılan böbrek yağı tencereye konularak, çiğ yağ kokusunun giderilmesi için bir litre sütle birlikte kavrulur ve yağ çıktıkça ayrı bir kaba süzülür ve içine bir miktar zeytinyağı ve fındıkyağı karıştırılıp, buzdolabında muhafaza edilerek yemek pişirirken birer kaşık konularak kullanılır. Bir zamanlar doktorlar tavsiye etmese de yıllardan beri yemek yağı bitince pazardan kuyruk alıp, sızırarak (Konya’da kuyruğu kavurup, yağını çıkarmaya böyle denir) yemek pişirmeye devam ettik. Allaha şükür, bu yaşıma kadar ne ben, ne de ev halkı kalp ve damar rahatsızlığı görmedik, kolesterol seviyemiz de normâl sınırın üzerine çıkmadı.
Tıp ilminin üst düzeyde olduğu Kanada’dan gelen bir haber tereyağı ve sığır etinin kalp krizi ve kolesterol riskini azaltıp, şeker hastalığı ve obeziteyi tedaviye yardımcı olduğunu ortaya koydu. Alberta Üniversitesi profesörü Spencer Proctor ve asistanı Flora Wang’ın yaptıkları araştırmada birçok rahatsızlığa sebep olan Şilomikronların oluşmasının yavaşladığı, kötü kolesterol olarak bilinen LDL ve Trigliserit’te düşüş olduğu açıklandı. Asistan Floro Wang’in “Bizi en çok sevindiren, bugüne kadar zararlı etkilerinden korkulan tereyağ ve sığır etinin sağlığımız için son derece faydalı olduğudur” dediği haber veriliyor.
Demek ki, tereyağı ve et yiyen, ancak çiftte çubukta bedenen çalışarak kendi işini kendisi gördüğü için yediğini eritip, aldığı kaloriyi yakan köylümüzün sağlıklı ve dayanıklı, buna karşılık ot yağı ile beslenen yeni neslin de o derece çürük olmasının bir sebebi varmış!
Avrupa, Dünya ve 1948 Londra Olimpiyatı 57 kilo serbest güreş şampiyonu merhum Nasuh Akar, Bölge Müdürü Sami Yavrucuk döneminde Konya Beden Terbiyesi güreş antrenörü olarak görev yaptığı yıllarda şunları anlatmıştı:
Nasuh hoca ve eşi Ayvalık’ta hükümet tabibi olan damadı ile kızını ziyarete gitmişler. Sabah zengin bir kahvaltı hazırlanmış. Masada tereyağını görüp “Bunu kaldırın” diyen Nasuh hocaya damadı “Niçin” diye sorunca hoca “Hayvanî yağ yemeyin, kalbe zararlı, damar sertliği yapar. Nebati yağ yiyin diyen sizler değil misiniz?” cevabını vermiş. Damadının cevabı da “Siz dediğimize bakmayın, yiyebilirsiniz” olmuş ve burada zikretmek istemediğim bir izahatta bulunmuştu. Dünya çapında bir güreşçi olduğu için normâl haftalık idmanlarda ve müsabakalara hazırlandığı dönemde nelerin yenip, nelerin yenmeyeceğini, hangi gıdaların vücutta yağ birikimi yaptığını, günde kaç kalori alınması gerektiğini iyi bilen Nasuh Akar, her fırsatta bu hatırasını anlatarak, “Tereyağ ile ot yağı hiç bir olur mu?” derdi. Buna benzer bir yorumu da yıllar önce Hacettepe Tıp Fakültesi’nde görevli tanıdık bir doktor yapmış, “Bir tabağa tereyağ, bir tabağa da nebati yağ koyun. Nebati yağın üzerine sinek bile konmadığını göreceksiniz. 60 derecede hidrojenle dondurulan yağ midemizde 36 derecelik vücut ısısında erir mi?” demişti.
Ufak tefek olduğu için “Çöreze” lâkabıyla anılan Terziler Derneği Başkanı Aziz Güleç’in dedesi Mustafa amca, ilerlemiş yaşına rağmen köyde koyun kesince iç yağını sıcak sıcak çiğ olarak yediğini söyler, “Peki, dokunmaz mı?” diye soranlara da “Tarlada çalışırım, ya da sabah etrafını dolaşarak yediğimi yakarım” cevabını verirdi. Her bölge değişik yemek kültürüne sahiptir. Afyon ve civarında tereyağı tercih edilmez, yemeklerde genellikle “Ayçiçek yağı”, hamur işlerinde de “Haşhaş yağı” kullanılır. Merhum kardeşim Ahmet Naim Bülbül, Afyon’da Garanti Bankası Müdürü iken ziyarete gittiğimizde vitrininde tereyağı gördüğüm bankanın bitişiğindeki dükkânın sahibi ile konuşurken “Burada yerli halk tereyağı kullanmaz, fakat soran olduğu için Konya’dan getirttim” demişti. Bir zamanlar ayçiçeği sıkıntısı olunca halkın “Az kalsın sâdeyağ yiyeyazdık” dediği, Haşhaş yağı kullanan Şarki Karaağaçlıların da yağ alırken “Haşgiş yağı va mı?“ diye sorduğu, “Va, nitcen?” cevabını alınca, “Pilava katcen” karşılığını verdiği söylenir durur. Ege’de en fazla zeytinyağı, Karadeniz’de fındık ve ayçiçek yağları tüketilir. Yıllar önce Karadeniz gezimizde zeytinyağı almak için girdiğim dükkânın sahibi Ayçiçek yağı şişesini çıkarmış, ben “Zeytinyağı istedim” deyince, “Biz burada bu yağı kullanırız” cevabını vermişti.
Konya’nın yerlisi olan orta yaşlılar nine ya da annelerinden “Kuyruk yağı”nın adını duymuş olmalıdır. Konya’da patlıcan musakka, bulgur pilavı, kuru fasulye, nohut, kabak vs. gibi yemekler genellikle kuyruk yağı ile pişirilir. Rahmetli ninem ve yemek pişirmeyi ondan öğrenen annem “Her yemek zeytinyağı ile pişmez, kuyruk yağı ile pişen yemek özlü olur” derdi. Bunun için bizim evde tereyağ, zeytinyağı ve mısır yağının yanısıra halâ kuyruk yağı kullanılır. Geçen yıla kadar Kadınlar Pazarı’nda kilosu 5 lira olan koyun kuyruğu bu yıl 10 liraya çıksa da halkın tercihi değişmiyor. Kuyruğu kavurmak ustalık ister. Küçük parçalar hâlinde doğranan kuyruk ve donması için karıştırılan böbrek yağı tencereye konularak, çiğ yağ kokusunun giderilmesi için bir litre sütle birlikte kavrulur ve yağ çıktıkça ayrı bir kaba süzülür ve içine bir miktar zeytinyağı ve fındıkyağı karıştırılıp, buzdolabında muhafaza edilerek yemek pişirirken birer kaşık konularak kullanılır. Bir zamanlar doktorlar tavsiye etmese de yıllardan beri yemek yağı bitince pazardan kuyruk alıp, sızırarak (Konya’da kuyruğu kavurup, yağını çıkarmaya böyle denir) yemek pişirmeye devam ettik. Allaha şükür, bu yaşıma kadar ne ben, ne de ev halkı kalp ve damar rahatsızlığı görmedik, kolesterol seviyemiz de normâl sınırın üzerine çıkmadı.
Tıp ilminin üst düzeyde olduğu Kanada’dan gelen bir haber tereyağı ve sığır etinin kalp krizi ve kolesterol riskini azaltıp, şeker hastalığı ve obeziteyi tedaviye yardımcı olduğunu ortaya koydu. Alberta Üniversitesi profesörü Spencer Proctor ve asistanı Flora Wang’ın yaptıkları araştırmada birçok rahatsızlığa sebep olan Şilomikronların oluşmasının yavaşladığı, kötü kolesterol olarak bilinen LDL ve Trigliserit’te düşüş olduğu açıklandı. Asistan Floro Wang’in “Bizi en çok sevindiren, bugüne kadar zararlı etkilerinden korkulan tereyağ ve sığır etinin sağlığımız için son derece faydalı olduğudur” dediği haber veriliyor.
Demek ki, tereyağı ve et yiyen, ancak çiftte çubukta bedenen çalışarak kendi işini kendisi gördüğü için yediğini eritip, aldığı kaloriyi yakan köylümüzün sağlıklı ve dayanıklı, buna karşılık ot yağı ile beslenen yeni neslin de o derece çürük olmasının bir sebebi varmış!





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.