Hak aşığı Lâdikli Ahmet Hüdai

Bu hafta siz değerli okuyucularıma Hak aşığı Hızır aleyhisselamın öğrencisi Allah Teâlâ dostlarından insanları Hakka dâvet eden, doğru yolu göstererek saâdet ve selâmete kavuşturan,  güneş gibi nuru ile cihan köşkünü aydınlatan Sultanlar sultanını yani Ladikli Ahmet Hüdai hazretlerini anlatacağım. O ve onun gibi hakikat yolunun eşsiz rehberleri, zaman ve mekânın incileri, ölü gönüllere hayat bahşeden hâzık tabipleri, Hak Dergâhı’nın kıymetli bekçileri, Sırât-ı müstakîm üzerinde sefer eden gerçek tasavvuf kervânına katılıp, hidâyet ve saâdete ererek Allah Teâlâ’a vuslat eden Hak erleridir.

Peki; kimdir bu hikmet sahibi zat?

Bu zat 1888 yılında Konya’nın Sarayönü ilçesine bağlı, Lâdik (Halıcı) kasabasında doğmuş. Babasının adı Mehmet, annesinin adı Emine'dir. Yusuflar Sülâlesi'ndendir. Üç erkek, bir kız olmak üzere, dört kardeştir. Yıllarca çobanlık yaptığından dolayı, muhitinde, ‘Çoban Mehmet’ olarak tanındı. Sonradan Elma soyadını almış, 26 sene askerlik yapan bir İstiklal Savaşı gazisidir. Kanal Harekâtı'nda İngilizlere karşı savaşırken, sağ omzundan hilal şeklinde yaralandı. Ahmet Ağa, çok az kalan yaralıların arasındadır. Ne kalkmaya, ne de üç günlük mesafedeki karargâha ulaşmaya hâli vardır. Sabahın serinliğinde azıcık gözü açılır. Sonrasını dostlarına hep şöyle anlatırdı:
“Valla gardaşım, yattığım yerde Şehadet şerbetini içmeyi beklerken, karşıdan beyaz bir atın üzerinde bir zat çıkageldi. Bana; ‘Ahmed ne oldu, yaralandın mı,’ diyerek atından inip matarasından ab-ı hayat misali bir su verdi. Beni yerimden kaldırıp yaramı tedavi etti, sonra arkasına bindirip karargâha kadar getirdi. Askerler sana inanmayabilirler, nöbetçi subayına hadiseyi anlat ve selamımı söyle. Memlekete döndüğün zaman bazı değişik hâllerle karşılaşacaksın, endişelenme, beni bekle” dedi.
Sonra Lâdik’te geçen nurlu nice yıllar. Kalıbıyla halkın içinde,  onlardan biri. Ama kalbiyle hep Allah ile beraber. Bir büyük insan, bir hak dostu, bir Peygamber aşığı, bir velî. Yurdun dört bir yanından gelen ziyaretçilerin himmetini rica ettiği bir Allah eri.

O halde bu denli insanların derdine derman olan hastalara şifa olan hak dostunun dillerden dillere geçen keramet sahibi bu zatın torunundan yine bir şifa hikayesini gelin öğrenelim;

Bir gün tam abdest almaya hazırlandığı sırada dedeme, at arabasının üzerinde, elleri ayakları urganla bağlanmış, akıl hastası bir kız çocuğu getirirler. Dedem, kız çocuğunu urganla bağlanmış hâlini görünce babasına:
—Çözün bu çocuğun iplerini, der. Orada bulunan kızın annesi atılarak:
—Aman efendim, eğer urganı çözersek saldırır, hepimize zarar verir, der. Dedem ise bu sözleri duymamış gibi:
—Çözün şu kızımızın iplerini, şimdi o benim abdest suyumu dökecek, der.
Hasta kızcağızın ellerini ayaklarını çözerler. Kız hemen gelip dedemin elini öper ve abdest suyunu da döker. Eski hâlinden hiç bir eser kalmamıştır. 
Kızcağızın anne ve babası, hemen oracıkta birer şükür namazı kılarlar. Biraz sohbet edildikten sonra hep beraber mutlu bir şekilde evlerinin yolunu tutarlar.

İşte böyle dertlere deva olan zat ölümüne ramak kala hasta yatağında da hiç şikâyet etmemiş aksine  “Sen gidince bizler ne yapacağız Ahmet Ağa?” diye ağlamaya başlayan misafirlerine, yataktan doğrula­rak “ALLÂH var oğlum. Allâh var, keder yok!” demiştir. Zat 8 Haziran 1969 tarihinde Cenâb-ı Hakk’ın rahmetine kavuşur. 

Son olarak makalemi Konya’da adına okullar ve parklar yapılan yeni nesillere ışık olan Allâh ve Rasûlü’nün âşığı, Hakk aşığı, Hakk dostunun bir şiiriyle sonlandıracağım.

Kimseler bilmez benim işimi

Bu aşkın yoluna koydum başımı

Dikmesinler benim mezar taşımı

Gecelerde doğdu nuru Muhammed (s.a.s)

Kabri, Konya Lâdik Kasabası mezarlığındadır. Allâh (c.c) sırrının kutsiyetini artırsın, şefaatine nail eylesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi