Güzellik Kraliçeliğinden Kilise Temizlikçiliğine
Yayınlanma:
“Bir lokma ekmeğe muhtacım.”
Üzerinde önemle durulması gereken bir itiraf ve ihtiyaç cümlesi.
Hem kendisini, bu cümleyi söyletecek duruma düşüren hali itiraf ediyor ve hem de ihtiyacını bildiriyor. Kimlere itiraf ediyor ve kimlere ihtiyacını bildiriyor: Önüne çıkan kadın erkek, küçük büyük, tanıdık tanımadık, zengin fakir, yerli yabancı herkese.
Ne yapsın, içinde bulunduğu yaşam şartları, onu böyle davranmaya zorluyor. Allah, hiç kimseyi bir lokma ekmeğe ve bir yudum suya muhtaç etmesin!
Bir insanı, bir lokma ekmeğe muhtaç duruma düşüren şartların iyi tespiti ve iyi tahlili gerekir. Eğer bu insan, doğuştan veya çocukluk yıllarından beri bir lokma ekmeğe muhtaç olarak yaşasaydı, 60 yaşına merdiven dayadığı günlerinde böyle bir cümle sarf etmezdi. En azından ben böyle geldim ve böyle gidiyorum derdi. Demek ki vaktiyle bolluk ve lüks içerisinde yaşamış ki; o günleri hatırlayarak ve özleyerek şimdi böyle söylüyor.
Ne yazık ki, bir lokma ekmeğe muhtaç olacak duruma düşmüş.
Aslında Allah, hiç kimseyi veya hiçbir kulunu bu duruma düşürmez. Bazı kimseler, Allah'ın verdiği nimetlerin değerini bilemeyerek ve takdir edemeyerek bu durumlara düşerler. Vaktiyle debdebe içerisinde yaşadıkları ve har vurup harman savurdukları için “Bir lokma ekmeğe muhtacım.” sözlerine ve yokluk içerisinde kıvranışlarına da kimse inanmaz. Nitekim bu cümleyi sarf eden, vaktiyle çok şöhretli olan kadın için sanatçı dostları yardım amaçlı gün veya gece tertiplemişler 2 bin liradan fazla para toplanmamış. Onu da herhalde geceyi tertipleyenler vermiş olacak.
Gazetelerde yer alan “Bir lokma ekmeğe muhtacım.” sözünün sahibi, vaktiyle çok meşhur olmuş ve boy boy resimleri gazetelerde yayınlanmış bir kadın. Şu anda geçimini sağlamak, hayatını devam ettirebilmek ve terk ettiği kocasından olan çocuğunun rızkını sağlayabilmek için bir kilisede temizlik işçisi olarak çalışıyormuş. Yaşadığı hayatın getirdiği korkunç akıbet. Sahte iltifatların, yapmacık gülücüklerin, riyakâr davranışların ve geçici heyecanların sürüklediği dipsiz uçurum. Bu korkunç akıbete nasıl gelmiş veya getirilmiş, işte asıl üzerinde durulması gereken nokta burası:
“Bir lokma ekmeğe muhtacım.” diye gazetelere açıklama yapan Serpil Ö. 14 yaşında (Bu yaşta yarışmaya nasıl katılmışsa.) günlük bir gazetenin 1967 yılında açtığı yarışmada güzellik kraliçesi(!) seçilmiş. Tabiî ki bu kraliçe, kralsız olmaz veya o tarihlerde etrafından dört dönenlerin hepsi sahte kral olduğu için bir müddet sonra sahipsiz kalmış. “Horozun çok olduğu yerde sabah erken olur.” derler ya. Bunun sabahı da erken olmuş ve kraliçeliği fazla uzun sürmemiş. Yeni kraliçelere ihtiyaç var, onunla kim uğraşıp duracak. İlk evlendiği kocasından kısa zamanda ayrılmış. Sonra iki evlilik daha yapmış, üçüncü evliliğinden polis yardımıyla kurtulabilmiş. Gençlik yıllarında oldukça meşhur olmuş, gazinolarda, gece kulüplerinde şarkıcılık yapmış, filmlerde oynamış, meslektaşları arasında fiziki yapısı ve serbestliği ile dikkat çekmiş ve ilgi görmüş. Sonra bu hayatı yaşayanların bir çoğunun başına geldiği gibi kapı dışarı konmuş ve sokağın acımasızlığına terk edilmiş.
Zavallı hale düşürülen kadın, kendisini ve çocuğunu geçindirebilmek için işportacılık yapmış, sokaklarda simit satmış. Bu şartlarda tanıdıklarına rastlamış ise de yüzlerini çevirip geçip gitmişler. Ya sen de buralarda ne yaparsın böyle diye soran bile olmamış. Nihayet kadının haline acıyanlar ve durumun farkında olanlar kendisine İstanbul Unkapanında bir iş buluvermişler. O işte bir kilisede temizlikçilikmiş. Ne yapsın mecburen kabullenmiş. Hayatındaki yanlışlıkları ve işlediği günâhları süpürürcesine kilise temizliyormuş. Kendisini tanıyanlar da (Demek ki kiliseye gelenlerden daha çok tanıdığı var.) görmezlikten geliyorlarmış.
Serpil Ö; “Yaşadığım hayatın bedelini ödüyorum. Benim bu halim gençlere ibret olsun!” diyor. Hangi gençlere: Artist olacağım, güzellik yarışmalarına katılacağım diye evinden kaçanlara mı? Esrar ve eroin satıcılarının kucağına düşenlere mi? Kandırılarak ailelerinden kopmaları sağlanan sonra da fuhuş çetelerine satılan genç kızlara mı? Şarkıcı, türkücü olup çok para kazanabileceği vadi ile albüm tüccarlarının tuzağına düşürülenlere mi?
Aslında bu tipler, başlarından geçenleri veya hayat hikayelerini tam anlatmıyorlar. Tam anlatsalar birçok insan ibret alır ve bu korkunç tuzaklara düşmekten belki kurtulurlar. Tam anlatmıyorlar veya anlattırmıyorlar. Tam anlatırlarsa bütün foyalarının ortaya çıkmış olmasından da korkuyor ve utanıyorlar. Demek ki kendimizden ve insanlardan utanacak işler yapmamak lazım.
Üzerinde önemle durulması gereken bir itiraf ve ihtiyaç cümlesi.
Hem kendisini, bu cümleyi söyletecek duruma düşüren hali itiraf ediyor ve hem de ihtiyacını bildiriyor. Kimlere itiraf ediyor ve kimlere ihtiyacını bildiriyor: Önüne çıkan kadın erkek, küçük büyük, tanıdık tanımadık, zengin fakir, yerli yabancı herkese.
Ne yapsın, içinde bulunduğu yaşam şartları, onu böyle davranmaya zorluyor. Allah, hiç kimseyi bir lokma ekmeğe ve bir yudum suya muhtaç etmesin!
Bir insanı, bir lokma ekmeğe muhtaç duruma düşüren şartların iyi tespiti ve iyi tahlili gerekir. Eğer bu insan, doğuştan veya çocukluk yıllarından beri bir lokma ekmeğe muhtaç olarak yaşasaydı, 60 yaşına merdiven dayadığı günlerinde böyle bir cümle sarf etmezdi. En azından ben böyle geldim ve böyle gidiyorum derdi. Demek ki vaktiyle bolluk ve lüks içerisinde yaşamış ki; o günleri hatırlayarak ve özleyerek şimdi böyle söylüyor.
Ne yazık ki, bir lokma ekmeğe muhtaç olacak duruma düşmüş.
Aslında Allah, hiç kimseyi veya hiçbir kulunu bu duruma düşürmez. Bazı kimseler, Allah'ın verdiği nimetlerin değerini bilemeyerek ve takdir edemeyerek bu durumlara düşerler. Vaktiyle debdebe içerisinde yaşadıkları ve har vurup harman savurdukları için “Bir lokma ekmeğe muhtacım.” sözlerine ve yokluk içerisinde kıvranışlarına da kimse inanmaz. Nitekim bu cümleyi sarf eden, vaktiyle çok şöhretli olan kadın için sanatçı dostları yardım amaçlı gün veya gece tertiplemişler 2 bin liradan fazla para toplanmamış. Onu da herhalde geceyi tertipleyenler vermiş olacak.
Gazetelerde yer alan “Bir lokma ekmeğe muhtacım.” sözünün sahibi, vaktiyle çok meşhur olmuş ve boy boy resimleri gazetelerde yayınlanmış bir kadın. Şu anda geçimini sağlamak, hayatını devam ettirebilmek ve terk ettiği kocasından olan çocuğunun rızkını sağlayabilmek için bir kilisede temizlik işçisi olarak çalışıyormuş. Yaşadığı hayatın getirdiği korkunç akıbet. Sahte iltifatların, yapmacık gülücüklerin, riyakâr davranışların ve geçici heyecanların sürüklediği dipsiz uçurum. Bu korkunç akıbete nasıl gelmiş veya getirilmiş, işte asıl üzerinde durulması gereken nokta burası:
“Bir lokma ekmeğe muhtacım.” diye gazetelere açıklama yapan Serpil Ö. 14 yaşında (Bu yaşta yarışmaya nasıl katılmışsa.) günlük bir gazetenin 1967 yılında açtığı yarışmada güzellik kraliçesi(!) seçilmiş. Tabiî ki bu kraliçe, kralsız olmaz veya o tarihlerde etrafından dört dönenlerin hepsi sahte kral olduğu için bir müddet sonra sahipsiz kalmış. “Horozun çok olduğu yerde sabah erken olur.” derler ya. Bunun sabahı da erken olmuş ve kraliçeliği fazla uzun sürmemiş. Yeni kraliçelere ihtiyaç var, onunla kim uğraşıp duracak. İlk evlendiği kocasından kısa zamanda ayrılmış. Sonra iki evlilik daha yapmış, üçüncü evliliğinden polis yardımıyla kurtulabilmiş. Gençlik yıllarında oldukça meşhur olmuş, gazinolarda, gece kulüplerinde şarkıcılık yapmış, filmlerde oynamış, meslektaşları arasında fiziki yapısı ve serbestliği ile dikkat çekmiş ve ilgi görmüş. Sonra bu hayatı yaşayanların bir çoğunun başına geldiği gibi kapı dışarı konmuş ve sokağın acımasızlığına terk edilmiş.
Zavallı hale düşürülen kadın, kendisini ve çocuğunu geçindirebilmek için işportacılık yapmış, sokaklarda simit satmış. Bu şartlarda tanıdıklarına rastlamış ise de yüzlerini çevirip geçip gitmişler. Ya sen de buralarda ne yaparsın böyle diye soran bile olmamış. Nihayet kadının haline acıyanlar ve durumun farkında olanlar kendisine İstanbul Unkapanında bir iş buluvermişler. O işte bir kilisede temizlikçilikmiş. Ne yapsın mecburen kabullenmiş. Hayatındaki yanlışlıkları ve işlediği günâhları süpürürcesine kilise temizliyormuş. Kendisini tanıyanlar da (Demek ki kiliseye gelenlerden daha çok tanıdığı var.) görmezlikten geliyorlarmış.
Serpil Ö; “Yaşadığım hayatın bedelini ödüyorum. Benim bu halim gençlere ibret olsun!” diyor. Hangi gençlere: Artist olacağım, güzellik yarışmalarına katılacağım diye evinden kaçanlara mı? Esrar ve eroin satıcılarının kucağına düşenlere mi? Kandırılarak ailelerinden kopmaları sağlanan sonra da fuhuş çetelerine satılan genç kızlara mı? Şarkıcı, türkücü olup çok para kazanabileceği vadi ile albüm tüccarlarının tuzağına düşürülenlere mi?
Aslında bu tipler, başlarından geçenleri veya hayat hikayelerini tam anlatmıyorlar. Tam anlatsalar birçok insan ibret alır ve bu korkunç tuzaklara düşmekten belki kurtulurlar. Tam anlatmıyorlar veya anlattırmıyorlar. Tam anlatırlarsa bütün foyalarının ortaya çıkmış olmasından da korkuyor ve utanıyorlar. Demek ki kendimizden ve insanlardan utanacak işler yapmamak lazım.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.