Fizik Tedavi-SGK Çıkmazı
Fizik tedavi ile Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) arasındaki problemler son zamanlarda iyice arttı. Son olarak bazı hastalıkların ödemesinin karşılanmaması bu sorunları iyice gün yüzüne çıkardı. Bu problemlerin artmasıyla mağdur olan vatandaşların mağduriyeti daha da artmış olup; SGK, fizik tedavi hizmetlerindeki sorunlar ve vatandaşın mağduriyetinin birleşmesiyle bermuda üçgeni oluştu.Peki sağlıkta pek çok branşta ilerleme sağlanırken fizik tedavide problemler niye arttı? Şimdi bunları üç tarafında bakışı açısından değerlendirip soru işaretlerini ortaya koyalım.
SGK’ nın bakış açısı senelik tedavi hakkı kısıtlanmış olsa da vatandaşların her sene sürekli tedavi alması ve bunun ortaya çıkardığı maliyet. Oluşan bu maliyete rağmen bazı hastalar üzerinde tedavi etkinliğinin kalıcı olmaması sonucu bu hastaların yine ilaç tedavisine devam etmesi veya cerrahi operasyona başvurmasıyla oluşan maliyetin daha önceki maliyetin gereksiz olduğu kanısını oluşturması. Fizik tedavide özellikle C ve D grubu olarak adlandırılan bel fıtığı, boyun fıtığı, kanal daralması, omuz ve el problemleri, siyatik, ayak bileği problemleri, dizdeki problemler gibi rahatsızlıkların ödemesi yapılırken bu hastaların yukarıda bahsettiğimiz tekrar başka servislere başvurması sorunu oluşturuyor. Ortada bir hasta var. Bu hastaya fizik tedaviyi sadece cihaz bağlayarak tekniker ya da sağlık lisesi mezunu eleman uyguluyor. Tedavi sırasında kağıtta sadece doktorun adı yazarken esas tedaviyi yapması gereken fizyoterapist hiç görünmüyor. Burada fizyoterapist suçlu gibi görünse de yine sistemdeki hata ortaya çıkıyor; C ve D grubu hastalarda esas tedaviyi yapacak olan fizyoterapistin bulunma zorunluluğunun olmaması asıl gerçeği oluşturuyor. Bu yüzden sadece cihaz tedavisiyle sonuç alınamadığı ortaya çıkan meniscüs yırtıklarının sözde tedavisine yapılan SGK ödemesi kaldırıldı. Buraya kadar SGK haklı gibi görünüyor. A ve B grubu dediğimiz sürekli rehabilitasyonla iyileşecek inme gibi hastaların tedavi seanslarının kısıtlanması da SGK’ya getirdiği yüksek maliyetten ötürü olabilir.
Mağdur olan hasta vatandaşımızın açısından değerlendirdiğimizde de sağlık hakkı, tedavi hakkı insanların kutsal hakkıdır , engellenemez, kısıtlanamaz. Diğer bir sorunumuzda bir önceki paragrafta belirttiğimiz bazı hastalıklarda tedavi içeriğinin yetersiz olması ve vatandaşımızın rahatsızlığının tam olarak çözülememesi sonucu farklı yollara başvurması. Bunun sonucunda sağlık sektöründe veya diğer sektörlerde hastaların bu acziyetinden yararlanıp onları sömürmeye çalışan simsarlar hastaları mağdur edebilmektedir. Bunlara ek olarak fizik tedaviyle iyileşmesi gereken hastalarda sonuca ulaşılamayıp mecburen gereksiz cerrahiye maruz kalmaktadır. Bazı hastalar ise bu durumu görüp direkt ameliyat masasına yatmaktadır. Bu da yanlış, çünkü cerrahi operasyon en son düşünülmesi gereken tedavi yaklaşımıdır.
Fizik tedavi hizmetlerindeki sorunlar açısından baktığımızda ise aslında yukarıda anlattıklarımız sorunların bir kısmını özetliyor. Bunlara ek olarak; sigortalı olmasına rağmen yaşadığı rahatsızlık için hastanın aylar sonrası tedaviye alınıyor olması sosyal devlet anlayışıyla uyuşmamaktadır. Hastalara erken dönemde müdahale edilmesi hem hastanın ağrılarının bir an önce iyileşmesini sağlamakta hem de hastanın günlük yaşam aktivitelerine erken dönüşünü sağlamaktadır. Ayrıca kamu hastanelerinde bunca hasta yığılmasına rağmen fizyoterapist istihdamı artırılmayarak hastaların tedavi haklarında kısıtlamaya, aylar sonrasına gün verilmesine neden olmaktadır. Bu yüzden Türkiye’ de ki fizyoterapi hizmeti sınıfta kalmaktadır ve maalesef şu anda Afrika ülkeleriyle yarışır(!) durumdayız. Bu yüzden sosyoekonomik durumu iyi olan vatandaşlar ek ücretler ödeyerek özel veya evde fizyoterapi hizmetlerinden yararlanma yoluna gidebiliyor. Peki ya çoğunluğu oluşturan diğer vatandaşlarımız sağlıksız yaşamaya mecbur mu? Gerçek fizik tedavi almak sadece parası olan insanların hakkı olmamalı.
Çözüm ne? Fizik tedavide şu anki kısır döngü tamamen ortadan kaldırılıp fizyoterapist temelli, semptomatik değil sorunun asıl kaynağını bulmayı hedefleyen, standart-tekdüze değil kanıta dayalı tedavi yöntemleri kullanılan, özel uygulamaları destekleyen, hastada konulan hedefe ulaşılmayı sağlayan ve bunu kendi içinde denetleyebilen bir sistem uygulanmalıdır.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.