Et Fiyatları Niçin Yükseldi!
Yayınlanma:
Aslında et fiyatlarında kısa zamanda meydana gelen anormal artışın sebebini sormamak gerekiyor. Nasıl olsa uzaktan yakından alâkadar olanlar bir bahane bulacaklardır. Hatırlayacaksınız, Kurban Bayramı’ndan önce canlı hayvanla ilgili bir dernek başkanı “Kurban fiyatlarını yükseltmek için hayvan sayısının azlığını ileri sürüyorlar. Sakın inanmayın, yeteri kadar kurban var” diyordu. 5-6 ay öncesine kadar 14-15 lira olan koyun ve sığır eti bugün 20 liranın üzerinde. Üstelik kurban kesen Konya halkı bir miktar et stoku yaptığı için et satışları istenilen düzeyde olmadığı hâlde. Öğreniyoruz ki, kasaplar 15 liraya kesim yaptırıyorlarmış. Bir besici fiyatlar için “Üzerine kesim parasını ve diğer giderleri koyduğunuz zaman bu fiyata satılması normâl” diyerek, şunları ekliyor:
“Et fiyatlarındaki artışın sebebi, küçük ve büyük baş hayvan sayısının azalmadan ileri geliyor. Azalma bu yıl meydana gelmedi, 2-3 yıl önce başladı. Fakat durum böyle olduğu hâlde hiçbir tedbir alınmadı. 50 koyunu olan kimse ucuz pahalı demeden 25’ini satarak eline geçen para ile kalan 25 hayvanı beslemek zorunda kaldı. Çünkü, hayvan acıktığı zaman yem vermek lâzım. Yemleme vakti geçince hayvan bağırmaya başlar. Samanın ve arpanın kilosu 2-3 yıl önce bugüne nazaran daha pahalı, bugün daha ucuz olduğu hâlde et satışı gibi arpa ve saman satışı da azaldı. Böylece 50 koyun nasıl 25’e indiyse, hayvancılıkla uğraşan köylü de aynı sorunla karşı karşıya bulunuyor. Köylerde bu yüzden hayvan kalmadı. Bakmayın siz yetecek kadar hayvan var, sıkıntı yok diyenlere. Çünkü, onlar besici değil. Kurban Bayramı’ndan önce satmak için köylerden hayvan topladılar”
Bu sözlerin sahibi besicinin de ifade ettiği gibi, ninem Zâde ve dedem Ahmet Çavuş vefat edince babamın 12 yaşında ayrıldığı Yatağan köyündeki akrabalarımıza Kurban Bayramı’ndan önce telefon ederek, köyde kurban olabilecek hayvan olup olmadığını sorduğumda “Buralardan küçük ve büyük baş hayvanları topladılar. Neredeyse biz de kurban satın alacağız” cevabını vermişlerdi. Halbuki, Yatağan’ın erkeçleri (erkek keçi) meşhur olurdu. Demek ki, ormanlar tahrip ediliyor diye keçi beslemeye sınır getirildiği için köylüler keçi beslemekte güçlük çekmektense satmayı tercih etmiş, sayıca az olan ineklerini bile elden çıkarmışlar. İşte size hayvan sayısının azalmasına bir örnek daha. Büyüklerimiz “Uzun bağırsaklı hayvan hiçbir zaman azalmaz, Allah kulunu muhtaç etmez” derlerdi. Bu gidişle Konya’da meşhur deyimle “Yüzü astarından pahalı hâle geldiği için” galiba hayvancılıkla uğraşmak tarihe karışacak.
Kıyma 20 liraya satılıyor. Biftek, bonfile, pirzola, parça et ise daha da pahalı. Bu nedenle satın almak her babayiğidin harcı değil. Kırmızı et pahalı olduğu için, satışı yasak olduğu hâlde hazır kıymanın içine başka şeylerin karıştırıldığı ileri sürülüyor. Yetki verilen Tarım Müdürlüğü yeteri kadar denetim imkânına sahip bulunmadığından nelerin olduğunu Allah bilir. Çünkü, kıyma ve sucuk adı altında satılan şeylerin bu kadar ucuz olması mümkün değil. Etin pahalı olması sebebiyle zaman zaman rastlandığı gibi, piyasaya at eti sürüldüğü söylentileri yeniden hortladı. Nitekim, geçtiğimiz aylarda Konya’da bazı lokantalarda at eti kullanıldığının tesbitinden sonra, Adana’da alıcı bulunamayan at etinin başta illerde pazarlanma ihtimâline karşı harekete geçen Ankara ve Konya polisinin yol kontrolu yaptığı haberleri medyada yer aldı. Bu yola tevessül eden insanlarda Allah korkusu, helâl haram mefhumu olmadığı aşikâr iken yediğimiz şeylere çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bu arada, birkaç yıl önce daha Konya’da at eti kullanıldığı ortaya çıkmadan önce “Sayın Valimize açık mektup” başlığı ile yazdığım yazıda “Yediğimiz at eti mi, it eti mi belli değil. Kadınlar pazarı civarında 5 liraya kıyma, sucuk satılıyor” diye uyarıda bulunmuştum. Aradan geçen zaman içinde nelerin değiştiğine varın siz karar verin.
Eskiden köylerde tulumlara (Bütün olarak çıkarılıp, ayak ve baş delikleri dikilerek içine yağ ve peynir gibi şeyler konulan hayvan postu) peynir basılarak, inlere (Kaya kovuğu, küçük mağara) konulup, sonbaharda şehire götürülerek satılır, parasıyla kışlık ihtiyaç tedarik edilirdi. Çömlek ve “Armağan helkesi” (Kalaylı küçük kova) adı verilen kaplara çalınan yoğurdun üzeri ise kaymak bağlar, süzme yoğurdun yağı insanın damağına sıvanırdı. Yıllar ilerledikçe hayvan besleyen, ya da sürü sahibi köylüler sağılan sütleri peynir, yağ, yoğurtla uğraşmak yerine, ihtiyaçlarından fazlasını tanklarla süt toplayan imalâtçılara satmayı tercih eder oldular. Tanıdık ova köylülerinden “Bahsettiğiniz tuluk basma, yağ, yoğurt yapma analarımıza has bir gelenekti. Onlar ölünce hanımlar ve gelinler artık bunlarla uğraşmıyor. Eskiden yollar kötü idi, şimdi yollar güzel, gidiş geliş kolaylaştı, âdeta köylerle şehrin arası kısaldı. Biz de ihtiyacımızı şehirden temin ediyor, hatta tandır ekmeği yapan kalmadığından akşam dönerken ekmeğimizi bile şehirden getiriyoruz” diyorlar.
Öyle bir zaman dilimi iç inde bulunuyoruz ki, bir yandan organik yiyeceklere yönelmeye çalışırken, diğer yandan ne yediğimiz belli olmadığı için çok dikkatli olmamız gerekiyor. Bu sebeple, gayri meşru kazanç için her yola başvuranları Allah ıslah etsin. Amin.
“Et fiyatlarındaki artışın sebebi, küçük ve büyük baş hayvan sayısının azalmadan ileri geliyor. Azalma bu yıl meydana gelmedi, 2-3 yıl önce başladı. Fakat durum böyle olduğu hâlde hiçbir tedbir alınmadı. 50 koyunu olan kimse ucuz pahalı demeden 25’ini satarak eline geçen para ile kalan 25 hayvanı beslemek zorunda kaldı. Çünkü, hayvan acıktığı zaman yem vermek lâzım. Yemleme vakti geçince hayvan bağırmaya başlar. Samanın ve arpanın kilosu 2-3 yıl önce bugüne nazaran daha pahalı, bugün daha ucuz olduğu hâlde et satışı gibi arpa ve saman satışı da azaldı. Böylece 50 koyun nasıl 25’e indiyse, hayvancılıkla uğraşan köylü de aynı sorunla karşı karşıya bulunuyor. Köylerde bu yüzden hayvan kalmadı. Bakmayın siz yetecek kadar hayvan var, sıkıntı yok diyenlere. Çünkü, onlar besici değil. Kurban Bayramı’ndan önce satmak için köylerden hayvan topladılar”
Bu sözlerin sahibi besicinin de ifade ettiği gibi, ninem Zâde ve dedem Ahmet Çavuş vefat edince babamın 12 yaşında ayrıldığı Yatağan köyündeki akrabalarımıza Kurban Bayramı’ndan önce telefon ederek, köyde kurban olabilecek hayvan olup olmadığını sorduğumda “Buralardan küçük ve büyük baş hayvanları topladılar. Neredeyse biz de kurban satın alacağız” cevabını vermişlerdi. Halbuki, Yatağan’ın erkeçleri (erkek keçi) meşhur olurdu. Demek ki, ormanlar tahrip ediliyor diye keçi beslemeye sınır getirildiği için köylüler keçi beslemekte güçlük çekmektense satmayı tercih etmiş, sayıca az olan ineklerini bile elden çıkarmışlar. İşte size hayvan sayısının azalmasına bir örnek daha. Büyüklerimiz “Uzun bağırsaklı hayvan hiçbir zaman azalmaz, Allah kulunu muhtaç etmez” derlerdi. Bu gidişle Konya’da meşhur deyimle “Yüzü astarından pahalı hâle geldiği için” galiba hayvancılıkla uğraşmak tarihe karışacak.
Kıyma 20 liraya satılıyor. Biftek, bonfile, pirzola, parça et ise daha da pahalı. Bu nedenle satın almak her babayiğidin harcı değil. Kırmızı et pahalı olduğu için, satışı yasak olduğu hâlde hazır kıymanın içine başka şeylerin karıştırıldığı ileri sürülüyor. Yetki verilen Tarım Müdürlüğü yeteri kadar denetim imkânına sahip bulunmadığından nelerin olduğunu Allah bilir. Çünkü, kıyma ve sucuk adı altında satılan şeylerin bu kadar ucuz olması mümkün değil. Etin pahalı olması sebebiyle zaman zaman rastlandığı gibi, piyasaya at eti sürüldüğü söylentileri yeniden hortladı. Nitekim, geçtiğimiz aylarda Konya’da bazı lokantalarda at eti kullanıldığının tesbitinden sonra, Adana’da alıcı bulunamayan at etinin başta illerde pazarlanma ihtimâline karşı harekete geçen Ankara ve Konya polisinin yol kontrolu yaptığı haberleri medyada yer aldı. Bu yola tevessül eden insanlarda Allah korkusu, helâl haram mefhumu olmadığı aşikâr iken yediğimiz şeylere çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bu arada, birkaç yıl önce daha Konya’da at eti kullanıldığı ortaya çıkmadan önce “Sayın Valimize açık mektup” başlığı ile yazdığım yazıda “Yediğimiz at eti mi, it eti mi belli değil. Kadınlar pazarı civarında 5 liraya kıyma, sucuk satılıyor” diye uyarıda bulunmuştum. Aradan geçen zaman içinde nelerin değiştiğine varın siz karar verin.
Eskiden köylerde tulumlara (Bütün olarak çıkarılıp, ayak ve baş delikleri dikilerek içine yağ ve peynir gibi şeyler konulan hayvan postu) peynir basılarak, inlere (Kaya kovuğu, küçük mağara) konulup, sonbaharda şehire götürülerek satılır, parasıyla kışlık ihtiyaç tedarik edilirdi. Çömlek ve “Armağan helkesi” (Kalaylı küçük kova) adı verilen kaplara çalınan yoğurdun üzeri ise kaymak bağlar, süzme yoğurdun yağı insanın damağına sıvanırdı. Yıllar ilerledikçe hayvan besleyen, ya da sürü sahibi köylüler sağılan sütleri peynir, yağ, yoğurtla uğraşmak yerine, ihtiyaçlarından fazlasını tanklarla süt toplayan imalâtçılara satmayı tercih eder oldular. Tanıdık ova köylülerinden “Bahsettiğiniz tuluk basma, yağ, yoğurt yapma analarımıza has bir gelenekti. Onlar ölünce hanımlar ve gelinler artık bunlarla uğraşmıyor. Eskiden yollar kötü idi, şimdi yollar güzel, gidiş geliş kolaylaştı, âdeta köylerle şehrin arası kısaldı. Biz de ihtiyacımızı şehirden temin ediyor, hatta tandır ekmeği yapan kalmadığından akşam dönerken ekmeğimizi bile şehirden getiriyoruz” diyorlar.
Öyle bir zaman dilimi iç inde bulunuyoruz ki, bir yandan organik yiyeceklere yönelmeye çalışırken, diğer yandan ne yediğimiz belli olmadığı için çok dikkatli olmamız gerekiyor. Bu sebeple, gayri meşru kazanç için her yola başvuranları Allah ıslah etsin. Amin.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.