El sanatlarına sahip çıkılsın

El sanatlarına sahip çıkılsın

Konya’da Geleneksel El Sanatları Sergisi büyük ilgi görüyor.

Konya’da Geleneksel El Sanatları Sergisi büyük ilgi görüyor. Sergisiye katılan el sanatı ustaları, “Geleneksel el sanatı ürünleri seviliyor, fakat ne ürünler kullanılıyor ne de alanda yeni usta yetişiyor. El sanatlarımıza sahip çıkılsın” çağrısında bulundu

Kulesite Alışveriş Merkezi'nde açılan Geleneksel El Sanatları Sergisi büyük ilgi görüyor. Sergide birbirinden ilginç el yapımı ürünler yer alıyor. Türkiye'nin dört bir yanından yaklaşık 30 el sanatkarı, Konya'da eserlerini sergileme fırsatı buldu. Sergi ziyaretçi akınına uğradı. Ziyaretçiler, sergide habbaplık, lüle taşı işleme, marküteri, kabak kemane, yemeni yapımı, sedef işleme, topaç yapımı gibi kaybolmaya yüz tutmuş el sanatlarının nasıl yapıldığını yerinde görüyor. Boynuzdan tarak yapımı ve topaç yapımı serginin en dikkat çeken el sanatı arasında yerini alıyor. 

YETİŞKİNLERDEN TOPAÇA İLGİ

Sergilenen topaç ve sapan gibi geleneksel oyuncaklar büyük beğeni topladı. Sergiyi gezen yetişkinler, oyuncaklara büyük ilgi gösterdi. Oyuncaklar, yetişkinleri maziye götürdü.  Osmaniyeli ahşap ustası Ekrem Demirbaş, çocuklardan daha çok yetişkinlerin kendi sanatına ilgi gösterdiğini, bu ilginin de kendisini mutlu ettiğini aktardı. topaç yapımında çam, gürgen ve portakal ağacını kullandığını, ürünlerinin el yapımı olduğunu ifade eden Demirbaş, “Yetişkinler kültürel miras olan oyunları yaşatmak için topaç alıyor. Yetişkinler 'Ben bu oyunlarla büyüdüm çocuğumda da bu oyunları öğrensin ve oynasın' anlayışı hakim. Bu nedenle standıma büyük bir ilgi var. Bu da bütün sanatkarları olduğu gibi beni de sevindiriyor. Sapan ve topaçın bizim çocukluğumuzda ayrı bir yeri var. Kendi oyunlarımız vardı. Sapanla uzaklara taş atma yarışı, topaçla da daha fazla döndürme yarışına girerdik. Hemen hemen bütün akranlarım da bu oyunları oynadı. Özellikle bu oyunları bilen yetişkinler sapan ve topağa ilgi duyuyor” diye konuştu.

KÜNBETTE 3 BİN SEDEF KULLANILDI

Gaziantep'ten gelen üçüncü kuşak sedef ustası Remzi Demir, çok sayıda ahşaba sedef işlediği gibi, son dönemde mobilyalara da sedef işlemeye başladı. Sedef sanatını  dedesi ve babasından miras alan Demir, sedefçilik sanatının Selçuklu ve Osmanlı zamanından gelen bir sanat olduğunu kaydetti. Demir, “Ben dış ticaret bölümünden mezun oldum. Ata mesleğini bırakmadım. Sedef tatlı sularda bulunan fosforik yapısı bulunan jan janlı istirityelerdir. İstirityeleri kerpetenle kırıyoruz. Önce ahşapları kurutuyoruz. Ardınadan kalemle desenlerini işliyoruz. Ahşaba oyulan yerlere sedef yerleştiriyor ve kesinlikle boya kullanmıyoruz. Kuruduktan sonra eski mobilya cilası olan komalak cilayı kullanıyoruz. Doğal malzemeler kullanıyoruz. Bir dönem meslekte çok sayıda çalışan vardı. Ancak bugün unutulmaya yüz tutmuş bir meslek. Üreten çok az, satmak isteyen ise çok fazla. Sanatımızı burda bir nebze de olsa yaşatma imkanı bulduk. Diğer el sanatlarında olduğu gibi sedef alıcıları da genelde ürünleri dekoratif amaçlı alıyor. Piştol yani eski tabancaların üzerindeki sedefleri de tamir ediyoruz. Üzerinde 3 bin sedefin bulunduğu bir künbet yaptık. Künbet Osmanlı döneminde kullanılan sehbaydı. Cumhurbaşkanlığı'nda üzerinde 12 bin sedefin bulunduğu bir künbet var. Bizde onun aynısını yaptık. Künbeti bir haftada bitirdik” dedi.

TARİHİ PAŞA MANGALI BİLİNMİYOR

Sergide bakır ürünler de sergileniyor. Evin ısınması için kullanılan paşa mangalın kullanım amacı ise bilinmiyor. Gaziantep'ten gelen bakır ustası Mehmet Akif Duymaz da, “3 yıldır sergiye katılıyorum. Yok olan bir mesleğin son temsilcileriyiz. Geleneksel ürünler, seviliyor, arzu ediliyor fakat kullanılmıyor. Bakır ürünlerde zehirlenme korkusu var. Oysa kalaylı bakırlarda zehirlenme olayı görülmez. Yeni nesil bakır ürünleri tanımıyor. Paşa mangalı kimse bilmiyor. İnsanlar bu mangallardan kebap yapıldığını sanıyor. Oysa mangal ısınma amaçlı kullanılıyordu. Mangalın içinde tavası var. Mangal evin dışında yakılır, ateş küllendikten sonra evin içine getirilirdi. Bu da odayı ısıtırdı. Bakır tencereden fincana, kaşıktan ibriğe bir çok ürün var. Osmanlı ve Selçuklu'da komutanların giydiği kaftan da ilgi görüyor. Ziyaretçilere kaftanın tarihini ve kullanım amacını anlatıyoruz. Bu sergide aynı zamanda tarih var.

BOYNUZDAN TARAK YAPILIYOR

Türkiye'de ve dünyada uzun yıllardır eski kemik taraklar yerine plastik taraklar kullanılıyor.   Denizli'nin Serinhisar ilçesi Yatağan Kasabası'ndan gelen Hasan Aydın da keçi, koç, manda  gibi hayvanların boynuzundan tarak yapıyor. Kemik tarakların atlarımızın uzun yıllar kullandıkları bir ürün olduğunu ve bu ürünün insan sağlığı açısından son derece önemli olduğunu belirten Denizli Yatağanlı Hasan Aydın, “Boynuzdan akla gelebilecek her şeyi yapıyoruz. Keçi, manda, koç gibi hayvanların boynuzundan tarak yapıyoruz. Boynuzdan çakı ve bıçak sapları, anahtarlık, kılıç, güvencin ve benzeri ürünler yapıyoruz. Dekoratif amaçlı boynuzdan ağaç da yaptık. Boynuzdan ağaç yapımı 3 günümü aldı. Bu mesleğin Yatağan'da 800 yıllık bir geçmişi var. Geçmişte tarakların tamamı boynuzdan yapılırdı. Bugün ise taraklar plastikten yapılıyor. Çin malları piyasayı alt üst etti. Ancak yavaş yavaş Çin mallarının sağlıklı olmadığı anlaşılıyor. Yeni nesil bir arayış içinde. Farklı şeyler arıyor. Bizim ürünlerimiz de ilgi çekiyor” diye konuştu. 1980'li yıllarda Yatağan'da çok sayıda kişinin bu sanatla uğraştığını söyleyen Aydın, ancak şu an 5 ya da 6 kişinin bu mesleği devam ettirdiğini de sözlerine ekledi.

NAHT SANATI SABIR İSTİYOR

Naht sanatının nabzı Konya’da atıyor. Cami ve türbelerin mihrap ile minberlerinde sıkça görülen naht sanatı eserleri de ilgi görüyor. Naht, 'ahşabın Hat'la mükemmel buluşması' olarak da  adlandırılıyor. Manisa Demirci'den gelen ve 24 yıldır naht sanatını icra eden Selami Erfidan, “Naht sanatı eserlerini evvelemirde cami ve türbelerin mihrab ve minberlerinde görürüz. Cami, külliye ve medreselerde talebelerin hafızlık yaptığı rahleler üzerinde, konakların kapı, pencere ve dolap kapaklarında görüp de üzerindeki emeğin farkına varamadığımız naht, ağaca kabartma şeklinde yontmak suretiyle şekil verme sanatıdır. Naht sanatı ağaca; nitelikli ağaca şekil verme sanatıdır. Bu sanat oyma, kakma, kabartma ve yakma usulleriyle icra edilmektedir. Aslında naht sanatı İslamiyet'ten önce Orta Asya'da yaşayan Türklerde heykel ve oyma şeklinde karşımıza çıkıyor. İslam dininin heykeltıraşlık sanatına müsaade etmemesi Türklerin ahşap oyma sanatında ilerlemesine yol açıyor. Naht sanatı Selçuklular döneminde önemini korumuş, Osmanlı döneminde ise en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu sanatta çok eski üstatları bilmiyoruz. Çünkü eserlerin altında imzaları mevcut değil. Ama günümüzde bu işi yapan önemli üstatlar var. Bu sanatın izlerini Erzurum,  Konya,  Beyşehir, Bursa ve Sivas başta olmak üzere Anadolu'nun birçok yerinde görmek mümkündür” diye konuştu.

GÜMÜŞ SAPLI BASTON BİN 500 TL

1987 yılında baston yapımına çırak olarak başlayan Fuat Kudatmış, bastondan kalem yaptı. Fuat Kudatmış, “Bugün baston sadece yaşlıların kullandığı bir ürün değil. Zonguldak Devrek'te baston ustası kalmadı. Bu meslekle uğraşan 14 kişiyiz. 15 liraya da bin 500 liraya da baston var. Gümüş saplı bastonun fiyatı bin 500 TL. Oymasında ve işlemesi bir haftayı buluyor. 

KERİM ATICI

3-1.jpg

3-2.jpg

3-3.jpg

3-4.jpg

3-5.jpg

3-6.jpg

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.