Çanakkale Savaşındaki Özü İyi Kavramak Lâzım
Yayınlanma:
Benim köyümde; höyüğün yamacına kurulmuş mezarlığın girişinde, şerefle serin serin dalgalanan Al Bayrağın gölgesinde şehitlerimizin adlarının yazılı olduğu bir liste var. Köy halkının her birine; dedemiz, akrabamız ve komşumuz diye sahip çıktıkları onurlu bir liste. Bu kahramanlar; Yemende, Galiçya'da, Sarıkamış'ta, Sina çöllerinde ve Çanakkale'de şehit olmuşlar. Köylülere onları, hayatlarının baharında cepheye dualarla uğurlamak nasip olmuş ama tekbirlerle karşılamak nasip olmamış. Aile ocaklarına, şehit cenazeleri yerine künyeleri gelmiş. Köylülerde ne yapsınlar içlerindeki hasret ateşini söndürmek için yıllar sonra şehit dedelerinin isimlerini ve künyelerini belirleyerek liste halinde mezarlıkta, şehitler anısına ayrılan özel bölüme asmışlar. Benim köyümden askere alınıp da cepheye gönderilen ve bir daha geri dönmeyen hiçbir şehidin cenazesi, şimdi olduğu gibi al bayrağa sarılı tabut içerisinde köye gelmemiş. Köylülerde; hiç olmazsa isimleri bari anılsın ve hatıraları unutulmasın diye bu siteyi ciddi bir araştırmayla hazırlatıp mezarlığa asmışlar. Yıllardır kalplerinde taşıdıkları, kırda bayırda çalışırken yanlarında hissettikleri ve hatıralarında yaşattıkları, adlarını torunlarına verdikleri ve tespit edebildikleri 115 şehidin ismini, şeref listesi olarak açığa çıkartmışlar. Köyün gençlerine; “İşte siz, Yemen’de, Galiçya'da, Sarıkamış'ta, Sina çöllerinde, Çanakkale'de, Sakarya'da ve Dumlupınar'da şehit olan, düşmanı vatan topraklarından sürüp çıkaran, şehit dedeleriniz sayesinde bu köyde hür olarak yaşıyorsunuz ve bu topraklardan faydalanıyorsunuz, unutmayın.” dercesine.
“Barışın güvercini, savaşın kartalı” Al Bayrağımız, Türk Milletinin kahramanlık ve insanlık, hürriyet ve medeniyet sembolü. Şehitler, mezarlığında adlarının bulunduğu köyden yavuklusunu bırakarak, beşikteki yavrusunu öperek, anne ve babasından helâllık dileyerek askere giden ve heyecanla cepheye koşan yiğitlerin bir kısmı. Doğup büyüdükleri, toprağında çift sürdükleri, yaylasında koyun otlattıkları köylerinden çok uzaklarda (Bundan 90 sene önceki uzaklığı düşünmek lazım.) şahadet şerbetini içerek ve mertebesine ererek kara toprakla buluşmuşlar. Bedenleri Yemen'de, Galiçya'da, Sarıkamış'ta, Sina çöllerinde, belki yanık ve kavruk Anadolu topraklarının bir garip köşesinde ve Çanakkale'de kalmış, ruhları Cennete uçmuş, kara kalemle yazılmış künyeleri askerlik şubelerine gelmiş. Uzaklarda, çok uzaklarda, bilmedikleri, görmedikleri, düşmanı ve siperlerini tanımadıkları, belki isimlerini türkülerde duydukları akrabasız ve komşusuz diyarlara gitmişler. Buralar bizim köye çok uzakmış, biz buralara neye geldik veya getirildik acaba?” dememişler. Vatanın uzak yeri, değersiz toprağı, dağı taşı, nöbetçisiz ve savunmasız köşesi olmaz, diye düşünmüşler. Vatanın her köşesi; Yemen’i, Galiçya'sı, Sarıkamış'ı, Çanakkale'si ve Sakarya'sı hep aynı. Şimdi de öyle değil mi? İstanbul'la Diyarbakır'ın, Trabzon'la Hatay'ın, İzmir'le Hakkari'nin bir farkı var mı? Çanakkale'de nöbet tutan askerle Sarıkamış'ta nöbet tutan askerin ve onlara kumanda eden subayın ne farkı var? Galiçya'da şehit olan askerimizle, Sina çöllerinde şehit olan askerimiz veya kumandanımız şahadet getirerek ruhunu teslim etmedi mi? Bunu anlayamayanlar veya idrak edemeyenler Çanakkale'yi de anlamazlar. Çanakkale'ye baksınlar, Yunanlıların İzmir'de denize dökülüşlerini düşünsünler.
Önemli olan Çanakkale Zaferini kazandıran ve Millî Şair M. Akif ERSOY'a ilham kaynağı olan ordumuzdaki o zamanki ruhu yaşamak ve yaşatmak.
Benim köyümden tespit edilen 115 şehit. Çok şükür, ya hiç olmasaydı, ne olurdu halimiz? Biz, şehitsiz, gazisiz ne yapardık? Kimisi Yemen'de, kimisi Galiçya'da, kimisi, Sarıkamış'ta, kimisi Çanakkale'de ve kimisi de Dumlupınar'da kalmış. Kalmışlar ama unutulmamışlar. Yemen, Galiçya, Sarıkamış ve Çanakkale savaşlarının ve o savaşlarda şehit olan subay, erbaş ve erlerin unutulmadıkları gibi…
1915-1916 yılları arasında başlayıp ve Gelibolu Yarımadasında Osmanlı Devleti ile itilaf devletleri (Fransa, İngiltere ve Rusya) arasında cereyan eden deniz ve kara muharebelerinde 250.000 civarında şehit vermişiz. Mehmet Akif ERSOY, Şehitlerimiz için ne diyor: “Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor tevhidi... Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.” Ünlü şair Mehmet Akif ERSOY, Çanakkale şehitlerinin manevi değerini ve mertebesini şu mısralarla ortaya koyuyor: “Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış, duruyor Peygamber.”
Türk Vatanının her bir yanından gelen Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Boşnağı ve Arnavudu, Sunnisi-Alevisi cephede birbirlerine sevgi ve takdirle bakışarak, hasretle selamlaşarak, kendilerinden sonra gelecek nesillere kanlarıyla mühürledikleri vatan topraklarını emanet ve kardeşçe yaşamalarını vasiyet ederek, birbirlerine şahadet telkin ederek ve gıpta ederek siperlerde şehit olmuşlar.
Çanakkale, Türk kahramanlığının, cesaretinin, imanının, esarete baş kaldırışının, emperyalist güçlere yiğitçe haykırışının kanıtlandığı ve netice verdiği yer. Anadolu topraklarının kekik kokan ovalarından, bayırlarından, salkım salkım bağlarından, yaşlı gözlerden, yürekli sözlerden kopup gelen değil koşup gelen karayağız delikanlıların, tek yürek, tek bilek, tek niyet; “Ölürsem şehit, kalırsam gazi.” diye Türk tarihindeki kara lekeyi kanlarıyla temizledikleri yer
İslâm şairi M. Akif ERSOY ne kadar muhteşem ifade etmiş:
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?
Çünkü te'sis-i ilâhî o metin istihkâm.
İşte dünyanın çözemediği düğüm ve bizi geçmişimize hayran bırakan ruh, bu mısralarda gizli.
“Barışın güvercini, savaşın kartalı” Al Bayrağımız, Türk Milletinin kahramanlık ve insanlık, hürriyet ve medeniyet sembolü. Şehitler, mezarlığında adlarının bulunduğu köyden yavuklusunu bırakarak, beşikteki yavrusunu öperek, anne ve babasından helâllık dileyerek askere giden ve heyecanla cepheye koşan yiğitlerin bir kısmı. Doğup büyüdükleri, toprağında çift sürdükleri, yaylasında koyun otlattıkları köylerinden çok uzaklarda (Bundan 90 sene önceki uzaklığı düşünmek lazım.) şahadet şerbetini içerek ve mertebesine ererek kara toprakla buluşmuşlar. Bedenleri Yemen'de, Galiçya'da, Sarıkamış'ta, Sina çöllerinde, belki yanık ve kavruk Anadolu topraklarının bir garip köşesinde ve Çanakkale'de kalmış, ruhları Cennete uçmuş, kara kalemle yazılmış künyeleri askerlik şubelerine gelmiş. Uzaklarda, çok uzaklarda, bilmedikleri, görmedikleri, düşmanı ve siperlerini tanımadıkları, belki isimlerini türkülerde duydukları akrabasız ve komşusuz diyarlara gitmişler. Buralar bizim köye çok uzakmış, biz buralara neye geldik veya getirildik acaba?” dememişler. Vatanın uzak yeri, değersiz toprağı, dağı taşı, nöbetçisiz ve savunmasız köşesi olmaz, diye düşünmüşler. Vatanın her köşesi; Yemen’i, Galiçya'sı, Sarıkamış'ı, Çanakkale'si ve Sakarya'sı hep aynı. Şimdi de öyle değil mi? İstanbul'la Diyarbakır'ın, Trabzon'la Hatay'ın, İzmir'le Hakkari'nin bir farkı var mı? Çanakkale'de nöbet tutan askerle Sarıkamış'ta nöbet tutan askerin ve onlara kumanda eden subayın ne farkı var? Galiçya'da şehit olan askerimizle, Sina çöllerinde şehit olan askerimiz veya kumandanımız şahadet getirerek ruhunu teslim etmedi mi? Bunu anlayamayanlar veya idrak edemeyenler Çanakkale'yi de anlamazlar. Çanakkale'ye baksınlar, Yunanlıların İzmir'de denize dökülüşlerini düşünsünler.
Önemli olan Çanakkale Zaferini kazandıran ve Millî Şair M. Akif ERSOY'a ilham kaynağı olan ordumuzdaki o zamanki ruhu yaşamak ve yaşatmak.
Benim köyümden tespit edilen 115 şehit. Çok şükür, ya hiç olmasaydı, ne olurdu halimiz? Biz, şehitsiz, gazisiz ne yapardık? Kimisi Yemen'de, kimisi Galiçya'da, kimisi, Sarıkamış'ta, kimisi Çanakkale'de ve kimisi de Dumlupınar'da kalmış. Kalmışlar ama unutulmamışlar. Yemen, Galiçya, Sarıkamış ve Çanakkale savaşlarının ve o savaşlarda şehit olan subay, erbaş ve erlerin unutulmadıkları gibi…
1915-1916 yılları arasında başlayıp ve Gelibolu Yarımadasında Osmanlı Devleti ile itilaf devletleri (Fransa, İngiltere ve Rusya) arasında cereyan eden deniz ve kara muharebelerinde 250.000 civarında şehit vermişiz. Mehmet Akif ERSOY, Şehitlerimiz için ne diyor: “Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor tevhidi... Bedr'in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.” Ünlü şair Mehmet Akif ERSOY, Çanakkale şehitlerinin manevi değerini ve mertebesini şu mısralarla ortaya koyuyor: “Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber, Sana ağuşunu açmış, duruyor Peygamber.”
Türk Vatanının her bir yanından gelen Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Boşnağı ve Arnavudu, Sunnisi-Alevisi cephede birbirlerine sevgi ve takdirle bakışarak, hasretle selamlaşarak, kendilerinden sonra gelecek nesillere kanlarıyla mühürledikleri vatan topraklarını emanet ve kardeşçe yaşamalarını vasiyet ederek, birbirlerine şahadet telkin ederek ve gıpta ederek siperlerde şehit olmuşlar.
Çanakkale, Türk kahramanlığının, cesaretinin, imanının, esarete baş kaldırışının, emperyalist güçlere yiğitçe haykırışının kanıtlandığı ve netice verdiği yer. Anadolu topraklarının kekik kokan ovalarından, bayırlarından, salkım salkım bağlarından, yaşlı gözlerden, yürekli sözlerden kopup gelen değil koşup gelen karayağız delikanlıların, tek yürek, tek bilek, tek niyet; “Ölürsem şehit, kalırsam gazi.” diye Türk tarihindeki kara lekeyi kanlarıyla temizledikleri yer
İslâm şairi M. Akif ERSOY ne kadar muhteşem ifade etmiş:
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?
Çünkü te'sis-i ilâhî o metin istihkâm.
İşte dünyanın çözemediği düğüm ve bizi geçmişimize hayran bırakan ruh, bu mısralarda gizli.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.