Bulgaristan’da Türkiye

Daha yeni geride bıraktığımız 2013 yılı Bulgar-Türk resmi siyasi ilişkilerde bir boş yıl olarak tarihte yerini alacak. Hem de Bulgaristan devleti yönetiminde Müslüman Türkler ve diğer Müslüman topluluklar tarafından yoğun olarak desteklenen siyasi bir oluşum olduğu halde… İki ülkenin siyasi oluşumları arasında her ne sıkıntı olursa olsun bu Türkiye’nin dış siyasetini etkilememeli. Hele söz konusu olanların Osmanlı döneminde akıncı olarak, iskan siyaseti gereğince ya da bir şekilde Osmanoğlu-Karamanoğlu Beylikleri kardeş çekişmesi sonucu sürülen kişiler ise, kaldı ki bu kişiler Irak Türkmenleri dışında Ulusal Ant (Misak-ı Milli) sınırları içerisinde Anavatan dışında kalan en büyük Türk toplumudur.

Osmanlı dedik ya, hani şu Yeni Osmanlıcılık terimi türedikten ve Türk devletinin Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun birçok kişiyi korkuttuğu “siyaset derinliği” olgusunu ortaya attıktan sonra Balkan Yarımadası’nda siyaset aynı değil. Bunun en büyük faturasını da bizler, 545 yıl Osmanlı Egemenliğinde kalan, ama burada esaret olarak kabul gören günümüz Bulgaristan sınırları içerisinde yaşayan Oğuzlar, Yörükler, Kıpçaklar ve ortak Türk toplulukları kavramlarında bileşen kişiler ödüyoruz. Nasıl mı? Çok basit, tek örnek! Yıllarca müftülük davası güttük ve kendi topraklarımızı geri alamadan Türkiye azınlıkların vakıf mallarını çevirdi. Ne zaman bizler vakıf mallarımızın iadesi için mahkemeye başvursak burada bir Türk İslam karşıtlığı, aşırı milliyetçilik havası esiyor, öyle bir kamuoyu yaratılıyor ki anca yaşayan bilir. Tarihte 545 yıl Osmanlı Egemenliği var ama nedense bir tane Osmanlı Dönemi müzesi yok. Dizelge böyle uzayıp gidiyor!

Ama sizin siyasi temsilcileriniz var savı…

Evet, var, var olmasına da bir gel gör ki 240 koltuklu halk meclisinde 35 kişiyle siyaset nasıl yapılıyor hele bir de söz konusu dini ya da budunsal (etnik) azınlıklar oluyorsa. Gerçi Bulgar Anayasasına göre ülkemiz bütün birimsel (üniter) yapıdadır. Bırakın meclis genel kurulunda, alt kurullarda bile din ve budun söz konusuysa ve onlar egemen Hıristiyan ve Bulgarları ilgilendirmiyorsa tüm kararlar – çoğunluk azınlığı ezer biçiminde geçiyor. Ustura ucunda siyaset yaparak hak ve özgürlüklerin dışında refahı da ilgilendirecek konularda eşit hakka sahip olmayan bizlerin işi o kadar kolay değil. Gerçeği davulun sesi uzaktan kulağa iyi gelirmiş, ama neyse!

Kendi vatanında Osmanlı’nın doğrudan mirasçısı isen, komşu Türk bakan Yeni Osmanlıcılık, Türk başbakan da “Kosova Türkiye’dir, Türkiye Kosova’dır” ya da Trakya’nın sınırlarını çizmeye kalkarsa bütün olumsuzluklar Türkiye’ye karşı değil de Balkan Yarımadasındaki Müslüman Türklere yöneliyor. Kıbrıs örneği ve Türkiye Cumhuriyetinin ordu gücü “Barut fıçısı” benzetmesiyle ünlü bu yarımadadaki devletleri korkutuyor.

Ama sizler AB üyesi ülkesiniz, ileri demokrasiniz var savı…

Yasalar ne kadar üstün olursa olsun uygulamada sorunlar varsa anca sözlerden ibaret birer metin olurlar. Eşit haklar yok, hoşgörü anca sözden ibaret ve bir de kanla yazılı dinlerin temsilcileri var. Yok, bu iş çok zor! Bir de eğitimde ve düşüncede Marksçı-Leninci Öğreti egemense iyi niyetli ve akıllı kişilerin sesi çölde yardım çağrısı gibi kalıyor. Başka bir ülkede azınlık olmak çok zor…

Türkiye Cumhuriyeti başbakanı yanlış mı bilgilendiriliyor?

Eskiye nazaran Bulgaristan’daki Türkler arasında Türkiye’ye karşı olan o eşsiz karşılıksız sevgi giderek azalıyor! Eskiler toprağı yattıkça yeni nesil daha bir evrensel, ulusal duygu, düşünce, dil ve dini nitelikleri yitirmiş olarak gelişiyorlar. Kim takar senin Türklüğünü, Müslümanlığını nasıl olsa acun avucumun içinde, AB’de serbest dolaşımım var gibi daha birçok düşünce kendilerini avutuyor. Tüm bu olumsuzluklar yaşanırken bir de Balkanları bilmeyen, her ülkenin iç siyasi deviniminden haberdar olmayan kişiler, belli ki Türkiye Cumhuriyeti başbakanına yanlış bilgiler veriyor ve belki de kendi çıkarı ya da siyasi çıkar öbekleri için bir takım olumsuz işlere kalkışıyor. Kaybeden kim?

Kader kardeşliğinden doğan sorumluluk

Bulgaristan’daki Türkler sadaka beklemiyor ya da abi-kardeş benzeri ilişkide omuza vurmalardan ve boş beklentilerden de bıktı. Ayrıca kendi ülkesinin iç işlerine karışılmasına da izin vermezler, vermeyeceklerdir. Bu gelenek ayrılmaz Türk İslam birleşimi geleneğinden gelen bir yapıdır. E, madem ki Kitabımız OKU diyor, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Yaşamda en gerçek kılavuz bilimdir…” diyor ve gelişen insan sorguluyor, o zaman biraz sorgulayalım.

1. Romalıların eseri “parçala-yönet” inancı Balkanlarda Türklerin yaşadığı ülkelerde toplum içi ayrılık için Türkiye tarafından da uygulanıyor mu? Her ülkede en az üçer Türk partisi var. Oysa bizler hep birlikte güç doğar atasözüne inanmıştık. Birileri birilerin adına gelip işler çeviriyor, dev vaatler veriyor ve etrafı güzelce pislettikten sonra cezasını ödemeden gidiyor ve sonra utanmadan kardeşlik sözünü ağzına alarak geri dönüyor. Kendi ülkelerinde cezalandırılmadıklarına göre ülkelerinde onlardan olumsuz etkilinler mi “sopayı” eline almalı!

2. HÖH ile AKP arasında bu küskünlük neye? Kaç bayram geçti hala barışmadılar. Olan halka oluyor, düşmanlar zevkten avuçlarını ovalıyor. Yardım meleği olarak dünya devi olan Türkiye Bulgaristan’ı ihmal mı ediyor?

3. Osmanlı'dan kalma dev eserler yok oluyor, olacaklar da. Bizlerde onları yenileyecek maddi güç yok ama TİKA’da ve belediyelerde var. Gerçeği Recep Altepe’nin hakkını yemeyelim, çalışıyor adam. Yunus Emre Vakfı nerede? Yurtdışı Türkler toplulukları sevmiyor mu? Olumlu işler de var ama onlar genel görünümde çok yetersiz.

Aslında sorular uzayıp gidiyor ama konu Türkiye’ye hesap sormak değil, konu birlikte nasıl daha güzel yarınlar yaratmaktır. Zorluklar olacak, hatalar yapılacak ama bağışlanma da olmalı, ders çıkartma da. Kaldı ki bizler insanız, yontulacak taraflarımız çoktur. Daha çok hamız, pişip yanmamız çok zaman alacaktır!

Büyük devlet olmanın büyük de sorumlulukları vardır. Hem Balkanlarda, hem Avrupa’da, hem Afrika’da hem de Asya’da etkin olmak, o bölgelerde belli bir güce sahip, siyasi boyutta etkin, kültürel boyutta da köprü görevi görecek oluşumlardan geçer. Temeli zayıf, yapısı çürük, teşkilatı kopuk ve eksik, gönlü kapalı, yüreği kırık, refah seviyesi düşük ve eğitimsiz kişilerle, oluşumlarla ve derneklerle bu iş yürümez. Şimdilik Türkiye’nin batı sınırı en sakin ve güvenli görünüyor ama “Barut fıçısında” bir düğünden kayan kıvılcım bile bütün yarımadayı alevlendirebilir.

İSMAİL KÖSEÖMER KİMDİR?

Bulgaristan’dan bir Karamanoğlu Türküdür, Cep Herkülü Naim Süleymanoğlu ile Halil Mutlu’nun hemşerisidir. 38 yıl önce Bulgaristan’ın Güneydoğu bölgesi Kırcaali’nin Mestanlı kentinde dünyaya gelir. Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünden mezundur. Sofya Üniversitesi Uygulamalı Türk Dili Bilimi yüksek lisans eğitimini tamamlamak üzeredir. Alaylıdır, beş yıldır gazetecilik ve serbest foto muhabirlik yapmaktadır. Gazetecilik dışında siyasi bir partide halkla ilişkiler uzmanı olarak da çalışır. Ayrıca Sofya’da Türk aydınların kurduğu Kültürel Etkileşim Derneği Başkanlığı, Edirne merkezli Balkan Gazetecileri Derneği Genel Sekreteri görevlerinin yanı sıra Türk Dili Konuşan Ülkeler ve Topluluklar Medya Platformu Eşgüdüm Kurulu üyesi ve Bulgaristan sorumlusudur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi