Biz Batı Hayranı, Onlar İslâm Düşmanı!

Ne hikmetse yıllardan beri bizim insanımız batı hayranlığından bir türlü kurtulamadı. Osmanlı devletinin son dönemlerinde her alanda başlayan bu hayranlık giderek günümüzdeki durumuna geldi. Kanunlarımızı, giyim-kuşam, eğitim sistemi, görgü kuralları, yeme-içme, oturup kalkma âdâbı, ahlâk-ı hâmide, hâsılı eski alışkanlıklarımızı, ecdadımızdan edindiğimiz örf ve âdetlerimizi bir kenara bırakarak, bünyemize uyup uymadığına bakmadan batıya ayak uydurmaya çalışıyoruz. Eski tâbirle medenî, yeni tâbirle uygar geçinen bazılarının bu görüşümüze karşı çıkacakları muhakkak, ancak umurumda değil. Çünkü, bu yaşıma kadar büyüklerimden görüp, öğrendiklerimi uygulamaktan hiçbir zarar görmedim. “Medeniyet, ayakkabı ile yatağa uzanmak ise, bırakın ben ebediyen gerici kalayım” diyen üstad Mehmed Akif de, en büyük eseri olan İstiklâl Marşı’nda “Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar! ‘Medeniyet’! dediğin tek dişi kalmış canavar” mısralarıyla buna dikkat çekiyor.
Büyüklerimizin yanında bırakın yan gelip yatmayı, ayaklarımızı uzatmaz, bacak bacak üstüne atmazdık. Evde onlardan yukarıya oturmaz, 2 kişi konuşurken, lâfa karışmazdık. Ana-baba ve yakın akrabalarımızın yanında sigara içmek bir yana, yolda mahallemizin büyüklerinden birisi geliyor olsa, sigarayı avucumuzun içine saklardık. Büyüklerin ellerini öper, yolda yürürken önlerinden geçmez, onlara yol verirdik. Bilhassa kadınlar, kızlar erkeklerin önünden geçmemeye dikkat ederdi. Komşumuz bile olsa, büyüklerin uyarılarını dikkate alır, davranışımıza çekidüzen verirdik. Mahallenin genç kız ve kadınlarına kem gözle bakmayıp, üstelik himâye ederdik. Komşuluk münasebetleri samimi, düğün ve ölümlerde yardımlaşma mükemmeldi.
Şehrimizde halâ gelenek ve göreneklerin sürdürüldüğü görülse de, ne yazık ki insanî değerlerimiz giderek zayıflıyor. Eskiden okul karnelerimizde hâl ve gidiş, yâni tavır ve davranış biçimi daima pekiyi olurdu. Bugünkü gençlerin karnelerinde olmasa bile cemiyet içindeki notları her geçen gün zayıflıyor. Öğrenim çağındakilerin yakası bir yanda, paçası bir yanda. Gömleklerinin eteğinin yarısı dışarıda, gravatlar sarkık, pantalonlar neredeyse düşecek hâlde. Daha birkaç gün önce liseli gençlerin 2 ayrı kavgasında yaralananlar olmuş. Öğretmenini bıçaklayan, tabanca taşıyanlar bile var. Bu yüzden öğretmenler öğrencileri uyarmaya çekiniyor. Eskiden öyle değildi, öğretmenden uyarı almaktan, tokat yemekten çekinirdik. Zafer Meydanı ve ara sokaklardaki cafelerde okul çağındaki kız ve erkeklerden geçilmiyor. Nice kötü örnekler insanları endişelendiriyor, tv ve salonlarda oturumlar düzenlenip, görüşler ortaya konulması çare olmuyor. Sonuç olarak ülkemizde büyük bir ahlâkî yozlaşmanın yaşandığı noktasında birleşiliyor. Ana-babaların çocukları ile ilgilenmeleri tavsiye ediliyor, ancak onların çabaları da bu üzücü gidişi önlemeye yetmiyor.
Dikkat etmişseniz, sâdece lise ve üniversite çağındaki gençler değil, esnaf çırakları, saçları jöleli işi gücü, cebinde harçlığı olmadan sokaklarda aylak aylak dolaşanlar bile giyim kuşamda batıya özenirken, yabancı tabelâlı dükkânlar, yiyecek içecek adları, konuşma aksanı, şarkılar ve giyecek markaları artmaya devam ediyor. Tenakuza bakın ki, ekranlara yansıyan görüntülerde solcu gençlerin tişörtlerinde emperyalist diye protesto ettikleri ülkelerin üniversitelerinin ismi yazıyor. Bir Konya deyimi ile izah edecek olursak bu duruma “Oturduğu ahır sekisi, çağırdığı İstanbul türküsü” denir. Varın gerisini siz düşünün.
Baştan beri dikkat çekmek isteğim husus, milletçe farkına bile varmadan hıristiyan batının asimilasyonu (kendine benzetme, başka bir kişi veya şeye benzeme, uyma, belli bir şekle girme, başka bir medeniyeti benimseme, özümseme) altına girmekte olduğumuzdur. Yıllar önce yabancı hayranlığı ilk farkedildiğinde “Vatandaş, Türkçe konuş” diye bir kampanya başlatılmıştı. Konunun üzerinde ciddi şekilde durulmadığı için günümüzde dilimize Türkçeden çok yabancı, üstelik argolaşan konuşma şekli hâkim oldu. Uzmanlar, “75 bin kelimelik Türkçe unutuluyor, gençlerimiz 4 bin kelime ile konuşur hâle geldi” diyerek, acı gerçeği dile getirdikleri hâlde, değişen bir şey olmuyor. Hıristiyanlar yüz yıllar önce “Haçlı orduları” ile yıkamadıkları İslâm âlemini galiba dil yozlaşması ile teslim alacak gibi görünüyor. Maalesef okul çağında yeterli din ve ahlâk bilgisi verilmediği, Kur’an öğrenimine başlamaya ilköğretimi bitirme şartı getirildiği ve İmam Hatip Liselerinin orta kısmı kapatıldığı için mâneviyat yönünden eksik bir nesil meydana geldi.
Namaz İslâmiyetin 5 şartından birincisi olduğu, mahşerde ilk önce namazdan suale çekileceğimiz hâlde, nüfusumuzun ancak yüzde 25’inin 5 vakit, bir o kadarının da sâdece Cuma günleri namaz kıldığı haber veriliyor. Bu durum alnı secdeye gelmeyen, namazsız abdestsiz, helâl-haram nedir bilmeyen, Allah’ın emirlerine, Peygamberimiz’in tavsiyelerine kulak asmayan, yalnızca “Ben de müslümanım, sen kalbime bak” demenin yeterli olduğu yanlışına düşen bir nesil meydana geldiğini gösteriyor. Kur’an öğrenmenin yasaklandığı, çocuklara elif cüzü okutanların gözaltına alındığı CHP döneminin çok gerilerde kaldığını sanıyorduk. Halbuki, başörtülü bir Türk kadını milletvekili olarak Belçika’da meclise girerken, yasaklar  ülkemizde devam ediyor. Batı hayranlığı bize pahalıya patladı. Bunu fırsat bilen Hıristiyan âlemi böylece Haçlı seferlerinde alamadığı sonuca ulaşmış, bazı Avrupa ülkelerinde camileri yakıp, Bulgaristan ve Yunanistan yıkarak İslâm düşmanlığını iyice dışa vurmuş bulunuyor. Ne diyeyim, millet olarak aklımızı başımıza toplayıp, yönümüzü tayin etmemiz gerekmiyor mu?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi