Birlikte yaşama reçetesi
Yayınlanma:
Ufuk Turu Toplantıları-6da konuşan Prof. Dr. Şerafettin Gölcük, İslamın özgürleşme ve özgürleştirme hareketi ve yegane birlikte yaşama reçetesi olduğunu dile getirdi
Konya Sivil Toplum Kuruluşları tarafından organize edilen Ufuk Turu 6 toplantılarında ikinci gün iki ayrı oturum gerçekleştirildi.
İlk oturumda Prof. Dr. Abdullah Özbek başkanlığında Prof. Dr. Şerafettin Gölcük, Prof. Dr. Ahmet Önkal, Doç. Dr. Ahmet Özel, “İslâm Tarihinde Birlikte Yaşamanın İlk Örnekleri” konulu konuşma yaptı.
Allah’ın tüm zamanlar içinde tek bir din indirdiğini, bu dinin de İslam olduğunu söyleyen Doç. Dr. Ahmet Özel, ayetlerde de bunun açıkça belirtildiğini kaydetti. Bunun da İslam’ı evrensel kıldığını, Hazreti Peygamber Efendimizin bir ırka, mezhebe değil tüm dünyaya gönderilmiş olmasının, İslam’ın cihanşümulluğunu pekiştirdiğini dile getiren Doç. Dr. Özel, bunun insanların birlikte yaşayabilmesi için ortak payda olabileceğini söyledi. Kur’an-ı Kerim’de gayrimüslimlerle dost olunamayacağı anlamının çıkarılamayacağını dile getiren Özel, ancak dine karşı bir saldırı durumunda gayrimüslimlerle dost olunamayacağını, aksi takdirde dünyevi ilişkilerde gayrimüslimlerle ilişki içinde olmanın dini açıdan bir sorun teşkil etmeyeceğini dile getirdi. Müslüman erkeklerin, ehli kitap gayrimüslimlerle evlenebiliyor olmasının, Müslümanların gayrimüslimlerle dünyevi ilişki kurmasında bir sorun teşkil etmediğinin anlaşıldığını kaydeden Özel, aksi inanışın birlikte yaşama kültürüne zarar verebileceğini dile getirdi. “İslam ilk ve tek sivil hak ettir” diyen Prof. Dr. Şerafettin Gölcük, İslam’ın özgürleşme ve özgürleştirme hareketi ve yegane ‘birlikte yaşama reçetesi’ olduğunu dile getirdi. Peygamber Efendimizin, yapılan çalışmalara göre 30 bin kişiye tebliğ götürüp Kur’an okuduğu, bunun sonucunda yepyeni bir insan modelinin ortaya çıktığı, bu insanların da birlikte yaşamayı kabul ettiğini kaydeden Gölcük, ilk sosyal şehrin Medine olduğunu ifade etti. Peygamberimizin burada yapmış olduğu ‘Medine Vesikası’nın, ilk yazılı anayasa olarak kabul edildiğini anımsatan Prof. Dr, Gölcük, Medine Vesikası ile hem Müslümanların hem gayrimüslimlerin özgürce yaşayabilecekleri ancak ortak düşmana karşı birlikte hareket edilecek olmasının kararlaştırıldığını söyledi.
MÜSLÜMANIN TEK HEDEFİ, RIZA-İ İLAHİYİ KAZANMAK
“Müslüman evrensel bakandır” diyen Şerafettin Gölcük, “Anadolu’ya gelen Selçuklular, burada yaşayan Ermeni, Rum, Kürtlerle sorun yaşamadan birlikte yaşadı. Peygamber Efendimiz de münafıklara tahammül ederek birlikte yaşamıştır. Bu gün etrafımızda çeşitli türden insanlar var. Efendimizi örnek alarak birlikte yaşayacağız. Biz Müslümanlar Allah’tan razıyız, tek amacımız O’nun rızasını kazanmak” diye konuştu.
Prof. Dr. Ahmet Önkal ise konuşmasında ‘Medine’ şehri örneğinden hareketle İslâm’ın ilk dönemindeki “Müslim-gayrimüslim” unsurlarının birlikte yaşama pratiklerini anlattı. Doç. Dr. Ahmet Özel, özellikle “Muhacirin ve Ensarın” ilişkilerini incelediği konuşmasında ‘kardeşlik’ bağının kurulmasının sebep ve sonuçlarını anlattı. Ayrıca Özel, ilk yazılı anayasa olarak kabul edilen ‘Medine Vesikası’nın günümüzde de bir referans belge olarak yürürlükte olduğunu ifade etti.
AZINLIK SORUNLARININ NEDENİ, KEMALİST DEVLET
17 Mayıs Pazar günü icra edilen ikinci oturumda, Prof. Dr. Ömer Çaha’nın oturum başkanlığında ‘Birlikte Yaşama Konusunda Türkiye’ konusu değerlendirildi. Prof. Dr. Ömer Çaha, Anayasa Mahkemesi’nin son laiklik tanımının Türkiye’de birlikte yaşama pratiğini imkânsız kıldığını ve bu tanımın çok ciddi sıkıntılara yol açacağını ifade etti.
Programın bir diğer konuşmacısı Roni Margulies de Türkiye’de birlikte yaşamanın özellikle 1923’ten sonra zorlaştığını ifade ederek, ‘azınlıkların’ bu konudaki sıkıntılarını anlattı. Özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarında Müslüman olup Türk olmayan azınlıklara (Kürtler) Türkleştirilebileceği düşüncesiyle karışılmadığı ancak ‘Müslüman ve Türk olmayan azınlıkların’ devlet tarafından çeşitli bahanelerle sürüldüğünü dile getiren Roni Margulies, bunun devlet tarafından organize edildiğini, Türk halkının tarih boyunca azınlıklarla kayda değer bir sorun yaşamadığını belirtti. Margulies, azınlık problemlerinin İslâm’dan, Müslümanlıktan veya inançlardan değil Kemalist devlet ideolojisinden kaynaklandığını sözlerine ekledi.
ALEVİLERLE SÜNNİLER ARASINDA DİYALOG EKSİKLİĞİ VAR
Yrd. Doç. Dr. Necdet Subaşı ‘Farklı Mezhepler Açısından Birlikte Yaşama’ başlıklı konuşmasında ‘Alevilik’ konusunda bilgiler verdi. Tarihi süreçte devlet-Alevilik ilişkilerini anlatan Subaşı, son dönemde bazı Alevilerin ‘İslâm içinde tanımlanmaktan’ rahatsız olduklarını ve bunların sayılarının hızla arttığını ifade etti. Konuşmasında “Aleviler ile Sünnilerin” arasında ciddi bir diyalog sorunu olduğunu ifade eden Subaşı, bu bağlamda yeni projeler üretilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Tarihi süreç içerisinde devletin azınlıklara yönelik çok sayıda ikiyüzlü uygulamalarının olduğunu anlatan Subaşı, Diyanet’in yayınladığı ‘Alevi Klasikleri’nin içinde hiçbir saptırma ve art niyet olmamasına rağmen Alevilerce ‘acaba bize şeriat mı dayatılmak isteniyor’ gibi düşüncelerle bu açılıma ihtiyatla yaklaştıklarını dile getirdi. Oturumun son konuşmasında Prof. Dr. Şaban Çalış, devletin karıştığı konulara ihtiyatla yaklaşılması gerektiğine inandığını, çarenin ise millette olduğunu ifade etti. Çalış, problemlerin temelinde ‘ulus devlet’ oluşturma sürecinin yattığını, özellikle bu sürecin aynı zamanda ‘bir iktidar alanı oluşturma’ çabası ile ortaya çıktığını dile getirdi. Cumhuriyet döneminde ‘birlikte yaşama pratiğinin’ önündeki en büyük engelin ‘derin-devlet’ olduğunu kaydeden Çalış, bu yapılanmanın zaman zaman öteki (azınlıklar) üzerinden gerilim oluşturarak iktidarını sürdürdüğünü ifade etti.
Ufuk Turu 6’nın ikinci oturumu, soru cevap kısmının ardından sona erdi.
UĞUR ELMAS
Allah’ın tüm zamanlar içinde tek bir din indirdiğini, bu dinin de İslam olduğunu söyleyen Doç. Dr. Ahmet Özel, ayetlerde de bunun açıkça belirtildiğini kaydetti. Bunun da İslam’ı evrensel kıldığını, Hazreti Peygamber Efendimizin bir ırka, mezhebe değil tüm dünyaya gönderilmiş olmasının, İslam’ın cihanşümulluğunu pekiştirdiğini dile getiren Doç. Dr. Özel, bunun insanların birlikte yaşayabilmesi için ortak payda olabileceğini söyledi. Kur’an-ı Kerim’de gayrimüslimlerle dost olunamayacağı anlamının çıkarılamayacağını dile getiren Özel, ancak dine karşı bir saldırı durumunda gayrimüslimlerle dost olunamayacağını, aksi takdirde dünyevi ilişkilerde gayrimüslimlerle ilişki içinde olmanın dini açıdan bir sorun teşkil etmeyeceğini dile getirdi. Müslüman erkeklerin, ehli kitap gayrimüslimlerle evlenebiliyor olmasının, Müslümanların gayrimüslimlerle dünyevi ilişki kurmasında bir sorun teşkil etmediğinin anlaşıldığını kaydeden Özel, aksi inanışın birlikte yaşama kültürüne zarar verebileceğini dile getirdi. “İslam ilk ve tek sivil hak ettir” diyen Prof. Dr. Şerafettin Gölcük, İslam’ın özgürleşme ve özgürleştirme hareketi ve yegane ‘birlikte yaşama reçetesi’ olduğunu dile getirdi. Peygamber Efendimizin, yapılan çalışmalara göre 30 bin kişiye tebliğ götürüp Kur’an okuduğu, bunun sonucunda yepyeni bir insan modelinin ortaya çıktığı, bu insanların da birlikte yaşamayı kabul ettiğini kaydeden Gölcük, ilk sosyal şehrin Medine olduğunu ifade etti. Peygamberimizin burada yapmış olduğu ‘Medine Vesikası’nın, ilk yazılı anayasa olarak kabul edildiğini anımsatan Prof. Dr, Gölcük, Medine Vesikası ile hem Müslümanların hem gayrimüslimlerin özgürce yaşayabilecekleri ancak ortak düşmana karşı birlikte hareket edilecek olmasının kararlaştırıldığını söyledi.
MÜSLÜMANIN TEK HEDEFİ, RIZA-İ İLAHİYİ KAZANMAK
“Müslüman evrensel bakandır” diyen Şerafettin Gölcük, “Anadolu’ya gelen Selçuklular, burada yaşayan Ermeni, Rum, Kürtlerle sorun yaşamadan birlikte yaşadı. Peygamber Efendimiz de münafıklara tahammül ederek birlikte yaşamıştır. Bu gün etrafımızda çeşitli türden insanlar var. Efendimizi örnek alarak birlikte yaşayacağız. Biz Müslümanlar Allah’tan razıyız, tek amacımız O’nun rızasını kazanmak” diye konuştu.
Prof. Dr. Ahmet Önkal ise konuşmasında ‘Medine’ şehri örneğinden hareketle İslâm’ın ilk dönemindeki “Müslim-gayrimüslim” unsurlarının birlikte yaşama pratiklerini anlattı. Doç. Dr. Ahmet Özel, özellikle “Muhacirin ve Ensarın” ilişkilerini incelediği konuşmasında ‘kardeşlik’ bağının kurulmasının sebep ve sonuçlarını anlattı. Ayrıca Özel, ilk yazılı anayasa olarak kabul edilen ‘Medine Vesikası’nın günümüzde de bir referans belge olarak yürürlükte olduğunu ifade etti.
AZINLIK SORUNLARININ NEDENİ, KEMALİST DEVLET
17 Mayıs Pazar günü icra edilen ikinci oturumda, Prof. Dr. Ömer Çaha’nın oturum başkanlığında ‘Birlikte Yaşama Konusunda Türkiye’ konusu değerlendirildi. Prof. Dr. Ömer Çaha, Anayasa Mahkemesi’nin son laiklik tanımının Türkiye’de birlikte yaşama pratiğini imkânsız kıldığını ve bu tanımın çok ciddi sıkıntılara yol açacağını ifade etti.
Programın bir diğer konuşmacısı Roni Margulies de Türkiye’de birlikte yaşamanın özellikle 1923’ten sonra zorlaştığını ifade ederek, ‘azınlıkların’ bu konudaki sıkıntılarını anlattı. Özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarında Müslüman olup Türk olmayan azınlıklara (Kürtler) Türkleştirilebileceği düşüncesiyle karışılmadığı ancak ‘Müslüman ve Türk olmayan azınlıkların’ devlet tarafından çeşitli bahanelerle sürüldüğünü dile getiren Roni Margulies, bunun devlet tarafından organize edildiğini, Türk halkının tarih boyunca azınlıklarla kayda değer bir sorun yaşamadığını belirtti. Margulies, azınlık problemlerinin İslâm’dan, Müslümanlıktan veya inançlardan değil Kemalist devlet ideolojisinden kaynaklandığını sözlerine ekledi.
ALEVİLERLE SÜNNİLER ARASINDA DİYALOG EKSİKLİĞİ VAR
Yrd. Doç. Dr. Necdet Subaşı ‘Farklı Mezhepler Açısından Birlikte Yaşama’ başlıklı konuşmasında ‘Alevilik’ konusunda bilgiler verdi. Tarihi süreçte devlet-Alevilik ilişkilerini anlatan Subaşı, son dönemde bazı Alevilerin ‘İslâm içinde tanımlanmaktan’ rahatsız olduklarını ve bunların sayılarının hızla arttığını ifade etti. Konuşmasında “Aleviler ile Sünnilerin” arasında ciddi bir diyalog sorunu olduğunu ifade eden Subaşı, bu bağlamda yeni projeler üretilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Tarihi süreç içerisinde devletin azınlıklara yönelik çok sayıda ikiyüzlü uygulamalarının olduğunu anlatan Subaşı, Diyanet’in yayınladığı ‘Alevi Klasikleri’nin içinde hiçbir saptırma ve art niyet olmamasına rağmen Alevilerce ‘acaba bize şeriat mı dayatılmak isteniyor’ gibi düşüncelerle bu açılıma ihtiyatla yaklaştıklarını dile getirdi. Oturumun son konuşmasında Prof. Dr. Şaban Çalış, devletin karıştığı konulara ihtiyatla yaklaşılması gerektiğine inandığını, çarenin ise millette olduğunu ifade etti. Çalış, problemlerin temelinde ‘ulus devlet’ oluşturma sürecinin yattığını, özellikle bu sürecin aynı zamanda ‘bir iktidar alanı oluşturma’ çabası ile ortaya çıktığını dile getirdi. Cumhuriyet döneminde ‘birlikte yaşama pratiğinin’ önündeki en büyük engelin ‘derin-devlet’ olduğunu kaydeden Çalış, bu yapılanmanın zaman zaman öteki (azınlıklar) üzerinden gerilim oluşturarak iktidarını sürdürdüğünü ifade etti.
Ufuk Turu 6’nın ikinci oturumu, soru cevap kısmının ardından sona erdi.
UĞUR ELMAS
Gündem





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.