Başlangıç ve denge

Yıllar evvel bir yüzme hocasının hiç yüzme bilmeyen birine yüzmeyi öğretmek, yarım yamalak yüzme bilene öğretmekten daha kolaydır sözünü hiç unutmadım. Çünkü yanlış bilene bildiğinin yanlış olduğunu anlatıp ikna etmek, sonra da alışkanlığa dönüşen yanlış hareketleri unutturmak, hiç yüzme bilmeyen birine yüzme öğretmekten daha zor bir iş derdi.  

 Maalesef bizlerinde hayatlarımızda yanlış bilip uyguladığı maddi, manevi pek çok davranış ve inanışlar var. Bu nedenle günlük yaşamlarımızda madde ve mana boyutları arasında denge kurmakta güçlük çektiğimizi kabullenmek gerekiyor. Karşılaştığımız olaylar veya sorunlara ya aşırı duygusal ya aşırı mantıksal tepkiler verebiliyoruz. Bazen de kararsızlık içinde kalıyor bocalayabiliyoruz. 

 Başlangıçlar için bile duygusal davranıp pazartesileri bekleyebiliyoruz. Yahut ipin ucunu kaçırdığımız bir hatamızı kabullenmeyerek karşımızdakiler için daha kırıcı olabiliyoruz. Tertemiz bir sayfa açtıktan sonra bile ilk yanlışımızda tüm sayfayı karalayıp çöpe atabiliyoruz. Bu karalamayı sadece bir defter yaprağı, a4 kağıdı üzerinde değil maalesef günlük yaşamlarımızda da yapıyoruz. Ve asıl denge kaybımıza yol açan durumun bu olduğunu kendimize anlatamıyoruz. 

Halbuki tekrar tekrar hata yapmaya bu hataları fark edip tekrarlamaktan vazgeçmeyi bir şekilde becerebilmeye müsait bir yaratılışımız, fıtratımız var. Bu döngüye odaklanıp vazgeçmeden mücadeleyi sürdürmemiz ve asla pes etmememiz lazım değil mi? 

 Üzerinde yaşadığımız dünya sürekli dönüyor. Bir gece, bir gündüz oluyor. Bir kışın bir yazı, bir çıkışın bir de inişi oluyor. Her ayrılığın bile bir yerde ya da ötelerde kavuşması oluyor. Bizim ilk önce başlangıç tarihi belirlemekten öte, neye başlamış isek evvelinde onu sürdürme azmini yüklenmemiz gerekiyor.  

Elbette bir günde, bir seferde beceremeyebiliriz. Ömrümüz de yetmeyebilir. Her seferinde düşsek bile en başa dönmek için sıfırlamayı denemek yerine kaldığımız yerden devam etmeliyiz.  

 Bizim için maddiyat ve maneviyat söz konusu olunca vicdan terazimizde denge kaybı olup olmadığına bakmalıyız. Maddiyat ve maneviyat ekseninde mücadele azmimizin yoğunluğunu iyi tartmalıyız. Her halükârda neler için pes edip nelerden vazgeçtiğimiz veya ötelediğimizin mukayesesini doğru yapmalı ve kendimizle yüzleşebilmeliyiz. 

 Her birimizin farklı öncelikleri, farklı değerleri ve değerlendirmeleri olabilir. Ancak ahiret inancı olan Ümmeti Muhammed’in (S.A.V.) birleşmesi gereken bir hedefi, buluşma yurdumuz olan cennetimiz var.  

Zenginlik ve fakirlik, varlık ya da yokluktan öte kendi içimizde yaşadığımız serüvende Maddiyat bizleri cennete götüren bir araç mı, yoksa Maazallah bizi cennetten edecek amaç mı görünüyor? Buna bakmalıyız.  Bir dengesizlik varsa başlangıç olarak bunu düzeltmeye çalışmalıyız. Vesselam. 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar