Bal yapmayan arı!
Yayınlanma:
Başından beri Aykut Hoca'nın kimi oynattığı değil takımı nasıl oynattığı üzerinde durulması gerektiğinin altını iziyorum.
Hocanın maç sonu konuşmasını izleyince acaba ben başka bir müsabaka mı takip ettim diye kendi kendime sordum. Özellikle ilk yarıda doğru bir oyun ortaya koyduklarından bahsetti.
İlk yarının yıldızı dakikalar 30'u gösterdiğinde başlayan ve 14 dakika süren taratarın şovuydu. İnsanın tüylerini diken diken eden bir gösteriydi. Bununla ilgili değerlendirmeyi yazının sonuna bırakmak istiyorum.
Karşılaşmanın ilk 45 dakikasının Konyaspor adına en önemli artısı sağ kanadı son derece iyi kullanması oldu. Buna mukabil hücumun sol kanadından ve ortasaha organizasyonlarından kayda değer pozisyonlar elde edemedik.
Sivasspor oyunu kendi sahasında kabul etti. Torku Konyasporlu futbolculara çok yakın oynadı. Rahat pas alışverişlerine engel oldu ve organize ataklara izin vermedi. Böylelikle yeşil beyazlılar birinci ve ikinci bölgede çok fazla top yapmaya mecbur kaldı. Bu her ne kadar topla oynama yüzdesini artırmış olsa bile 'bal yapmayan arı'dan farkımız yoktu.
Durum böyle olunca ilk yarıda ayağında topu fazlaca tutan ekip iyi gibi göründü. Oysa evinizde oynadığınız ve düşme potasındaki en büyük rakiplerinizden biri olan takıma karşı çok daha baskılı ve bunaltıcı bir oyun ortaya konulmalıydı.
Türkiye'de hiç bir takıma nasip olmayan bir taraftar topluluğuyla bunu gerçekleştirmek için her türlü ortam mevcuttu. Ama ne yazık ki iç saha avantajımızı değerlendiremedik.
Eskiden taraftarın ilgisizliği, sessizliği, tribünlerdeki sayı zaafiyeti yüzünden içsaha avantajını kullanamıyorduk, şimdi ise malesef rakibe baskı kuracak ne oyun kalitemiz ne de gücümüz var.
Torku Konyaspor'un en büyük sorunu lider bir oyuncuya sahip olmaması. Oyunun dengesini değiştirecek, takımı hücuma hazırlayacak, yönlendirecek, gerektiği zaman da bir teknik adam gibi içeriden ağırlığını koyacak bir maestromuz yok. Aykut Hoca'nın en büyük şikayetlerinden biri de bu olsa gerek. Çünkü ortasahamızda oyunu yönlendiren kilit futblcularımız 'al gülüm ver gülümden' öteye gidemiyor. Bir tane ara pası atıp forveti kaleciyle karşı karşıya bırakan, şu atan, top çalan, agresif oynayan, mücadelesiyle seyirciyi ayağa kaldıran futbolcumuz yok...
O kadar yok arasında takımızın sıralamada daha da gerilerde yer almadığı için şükretmeliyiz.
Eskiden 100 kişilik bir taraftar grubundan yükselen ses etkili olur ve saha içindeki futbolcuları motive ederdi. Anadolu tabiriyle 'Allah ne verdiyse' güçlerinin son merhalesine kadar mücadele ederlerdi.
Peki şimdi?
Taraftarın bitmek tükenmek bilmeyen inanılmaz motivasyon çabasına karşılık veren sahada bir tek futbolcu göremiyoruz. Yönetimin en çok üzüldüğü konunun da bu olduğunu düşünüyorum. Kendi sahanızda maç kaybedebilirsiniz. Ama ortaya koyduğunuz futbol, ya da mücadele hırsınız seyirciyi tatmin etmeli. Sivasspor müsabakasında her ikisini de göremedik.
Hocanın maç sonundaki açıklamalarına bu açıdan karşı duruyorum. Kendi arasında antreman maçı yapan bir ekip gibi, sürekli birinci bölgede pas yapan ardından rakipten küçücük bir karşılık görünce 40-50 metre yüzde 50'ye yüzde 50 şansı olan arkadaşına uzun top atan bir takım için, 'ilk yarı iyi şeyler yaptık' deniliyorsa ben kesinlikle başka bir maç izlediğimi söyleyerek susuyorum.
Ben susuyorum ama yönetimin zaman zaman fikirlerini beyan etmesi gerektiğini düşünüyorum. Mesela hocanın doğruları yaptık açıklamasını yönetim gerekçi buluyorsa sözüm yok. Ama öyle tahmin ediyorum ki aralarında ciddi tartışmalar yapıyorlar. Bu tartışmaların bir kısmının basına yansıması gerekiyor.Yansımadığı sürece hoca ile aynı görüşü paylaştıkları gibi bir düşünce hasıl olacaktır ki bu yönetime de hayli zarar verecektir.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.