Âlemlere Rahmet Hazreti Muhammed

Bu gece, Mevlid Kandili. Efendimiz Muhammed Mustafa (S.A.S.) nın kutlu doğumunun sene-i devriyesi. Sevgili Peygamberimiz, bu günkü tarihten 1439 yıl önce 11 Rabiu’l evveli 12 Rabiu’l evvele bağlayan gece, Milâdî 571 yılında Arabistan Yarımadasının Mekke şehrinde dünyaya gelmiştir. Mekke şehri, var olduğundan beri böyle bir doğuma şahitlik etmemiştir.
Sevgili Peygamberimizin babası; Abdullah, annesi; Âmine. Baba dedesi; Abdü’l-Muttalip, anne dedesi; Vehb. Sevgili peygamberimizin, Araplar içerisinde saygın bir yere sahip olan ailesi, Mekke’nin her hizmette öne çıkan ve itibârlı kabilelerinden Kureyş topluluğunun Hâşimîler kolundandır.
Asaleti bütün Araplarca kabul edilmiş Muhammed Mustafa, mübârek ve muazzez varlıklarıyla yeryüzünü şereflendirdikleri sırada, dünyada, önemli ve enteresan olaylar vukû buldu: “ İran hükümdarı Kisra’nın tarihî sarayı sarsıldı, Sava Gölü yere batıp kayboldu, Samere’de sular taştı ve Fars vilâyetinde ateşe tapanların bin yıllık ateşgedeleri söndü.”
Bütün bu, akıllara durgunluk veren, tarihçileri ve kâhinleri hayrette bırakan, tarihin seyrini değiştiren olaylar; küfrün ve zulmün, çölün berraklığını karartan, ufkunu daraltan dalâlet ve cehâletin sona ermek üzere olduğunu müjdeliyordu.
“Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyuran Sevgili Peygamberimizin ailesi, süt annesi Hz. Halîme de dâhil olmak üzere ne kadar şanslı, ne kadar mutlu, ne kadar bahtiyar ve ne kadar itibarlı kimselerdi. Her iki âlemin de bu şanslı insanlarına derin saygı duyuyor, hesapsız derecede imreniyor ve onları aşk derecesinde seviyoruz. O bahtiyar insanlar, kalpleri nurlandıracak, ruhları rahatlatacak, gönülleri ferahlatacak, yer yüzünü bereketlendirecek, ilim ve hikmeti zihinlere akıtacak, Tevhîd akîdesini yer yüzünde hakim kılacak mânevî ortamın hazırlayıcıları idiler.
Allah-ü Teâlâ’nın: ”Ey Habibim, sen olmasaydın bu dünyayı yaratmazdım.” buyurduğu Hz. Muhammed (S.A.S.), doğumundan iki ay önce babası Abdullahı, altı ay sonra da annesi Âmine’yi ve sekiz yaşında iken de dedesi Abdü’l-Muttalibi kaybetmişti.
Çok yakınlarını kaybedince hayatta yapayalnız ve kimsesiz kaldığı zannedilen ama, gerçekte hiç de öyle olmayan Allah (C.C.) ın en seçkin, en sevgili ve en itibârlı kulu ve peygamberi Hz.Muhammed (S.A.S.), gençlik yıllarını, amcası Ebû Tâlibin himâyesinde geçirmiştir. Abdü’l-Muttalibin torunu Muhammed Aleyhisselâm, güzel ahlâkiyle ve dürüst haliyle kısa zamanda Mekke halkına kendisini kabul ettirmiş, en sevilen ve güvenilen insan olmuş ve Muhammed’ül-Emin lâkabıyla anılmaya başlamıştı.
Hz. Muhammed (S.A.S.), Mekke’nin ileri gelen ve itibarlı hanımlarından Hatice ile evlendi.
Sevgili Peygamberimiz, Hz.Hatice ile evlendikten sonra mutlu bir hayat sürerken 40 yaşında Allah (C.C.) tarafından kendisine peygamberlik görevi verildi. Mutluluğuna mutluluk, zenginliğine zenginlik eklendi.
Allah (C.C.) tarafından önce zikredilip en son gönderilen Muhammed Mustafa’nın, peygamberlik haberi ile Mekke ufku aydınlanmış, Kâbe’deki putlar yüz üstü kapaklanmış, düşünce özgürleşmiş, inanç dalâletten ve sapıklıktan kurtulmuş,vicdanlar temizlenmiş, kalpler nurlanmış ve haksızlıktan bunalan insanlık rahatlamıştır
Cenabı Hakk’ın, Kureyş kabilesinin Hâşimîler kolundan Abdü’l-Muttalib’in torunu Muhammed’i, münâsip gördüğü bu yüce göreve, Mekke halkı da önceleri münâsip görmüş, en çetin ve er karmaşık problemlerini onunla çözmüş. Ne yazık ki ve ne büyük irfansızlık, insafsızlık ve izansızlık ki aynı topluluk ayaklarına kadar gelen büyük nimeti tepmişler, O’nun peygamberliğini kabul etmekte güçlük çekmişler ve zorlanmışlardır.
Hak din İslâm’a dâvete yakınlarından başlayan Hz. Muhammed (S.A.S.), yılmadan, usanmadan ve korkmadan tebliğ çalışmalarını sürdürmüş ve sonunda her şeyi göze alarak bütün Mekke halkını Müslümanlığa dâvet etmiştir. Mekke’nin ileri gelen şahsiyetlerinden yakın dostu Ebubekir (R. Anh), Mekke’nin seçkin hanımlarından sevgili eşi Hz. Hatice (R. Anha), çocuklardan amcasının oğlu Hz. Ali (R. Anh) ve kölelerden Hz. Zeyd (R. Anh) Peygamberimizin söylediklerine inanmışlar, dâvetine icâbet etmişler ve Kelime-i Şehâdet getirerek ilk Müslümanlardan olma bahtiyarlığına ermişlerdir.
İslâm tarihinde ilk Müslüman olma mutluluğuna erenler, her kesimden sanki birer temsilci, ileri ki günlerde bu şanslı temsilcilerin mensup oldukları kesimlerin hak din İslâm’ı kabul edeceklerinin birer işareti gibi. Nitekim öyle de oldu Kısa zamanda her kesimden, her kabileden ve her ırktan milyonlar Müslüman oldu.
İslâm dinini kabul edenlerin adedi arttıkça, Mekkeli putperest müşriklerin korkunç derecede gazabı ve Müslümanlara baskısı artıyordu. Azılı kâfirlerin aynı zamanda akrabaları ve komşuları olan Müslümanlara, zâlimce ve hâince davranmaları üzerine Sevgili Peygamberimiz, 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret etmek, doğup büyüdüğü şehir Mekke'yi terk etmek zorunda kaldı. Her şeye rağmen Peygamber Efendimiz, yılgınlık ve korkaklık göstermedi ve tebliğ görevini Medine’de de aynı şekilde devam ettirdi. Peygamberimizi takiben, Mekkeli müşriklerin zulmüne dayanamayan Müslümanların da Medine’ye hicret etmelerine izin verildi. Mekkeli müşriklerin inanılmaz baskılarından rahatsız olan Mekkeli Müslümanlar, Peygamberimizi bağrına basan Medine’ye gelince ve Resulullaha kavuşunca rahat bir nefes almışlar, ibâdet etme özgürlüğüne kavuşmuşlar ve hallerine şükretmişlerdir.
Sevgili Peygamberimiz, İslâm’ı yaymak ve hak gerçeği duyurmak için Mekke’de olduğu gibi Medine’de de, hiç vakit kaybetmeden hemen çalışmalara başlamış ve peygamberlik görevini sürdürmüştür. Bu arada etraf kabilelere haberciler ve komşu devlet başkanlarına İslâm’a dâvet mektupları göndermiştir. Ayrıca Peygamber Efendimiz, Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarını yapmış, Hayber ve Mekke’yi fethetmiştir. Hz. Muhammed (s.a.s.) ashabıyla ve büyük bir kalabalıkla Kâbe’yi tavaf, ata yurdu Mekke’yi ziyaret, Arafat Meydanında ashabına, yüz binlere varan Müslümanlara hitap ettikten ve o günlere kavuşturan, bu onur verici neticeleri lutfeden Rabbine defalarca şükrettikten sonra Medine’ye dönmüş ve Milâdî 634 yılında ve 63 yaşında Medine’de vefat etmiştir.
Allah (C.C.), kulu ve peygamberi Hz. Muhammed (S.A.S.) hakkında: “Sen olmasaydın bu âlemi yaratmazdım.” buyurur.
Sevgili Peygamberimiz de, dünyaya geliş ve peygamber oluş sebebini: “Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” şeklinde açıklar.
Cenab-ı Hak, Enbiya suresinin 107. ayetinde: “Ya Muhammed, biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” buyuruyor.
Allah (C.C.)’ın: “Şüphesiz sen, büyük bir ahlâk üzerindesin.” buyurduğu ve bize örnek gösterdiği Hz. Muhammed (S:A.S.) e ümmet olmanın şerefini iftiharla taşıyor ve bizi şefaatine nâil kılmasını O'ndan niyaz ediyoruz.
Sevgili okuyucularımızın, büyük milletimizin ve bütün Müslümanların Mevlid Kandillerini tebrik eder, bu mübârek günü kurtuluşumuza ve hayırlara vesile kılmasını Cenab-ı Haktan niyaz ederiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi