Son günlerde konuşulan hadiseler bu ülkenin selametini azıcık düşünenler için fazlasıyla üzüntü verici. Bu umarsız halimle benim bile bazen uykularım kaçıyor; dönüp duruyorum sancıyla. Daraldığımı hissediyorum doğrulup ayrılıyorum uzandığım yataktan. Evin dar holünde kafamı başımın arasına alıp dinlemeye ve dinlenmeye çalışıyorum.
Bu sesler nerden geliyor acaba? ‘Kara Büyü’mü yapıldı bunca güzel insana? Niye neyden borazan sesi çıkıyor? Bu ney’e ne oldu peki, kim bu ney’in ustası? Neyzen nerde, neyzenler nerede?
Kafamda onlarca olumsuz soru. Etrafımda çoğu ses yüzeyden geliyor sanki. Partili ağabeylerimizin bazıları cemaat yaptı diyor sadece. Ve yazık ki söylediklerine adları kadar da eminler. Nefret okuyorum söylemlerinde, yüzlerinde. Yaklaşık yarım asırlık bir eğitim hareketinin neticesinde hâkim, savcı, emniyet amiri gibi makamların çıkması garip geliyor. Adına paralel yapı denilip geçiliyor. Tam da bu güzel(!) ifadeyi yakalayan birileri bir taşla iki kuş vurma hevesiyle hızlıca harekete geçiyor. Ve maalesef hedefi tam on ikiden vuruyor. Sonra twitler atıyor “Receple Fethullah kavga ediyor biz dee…” Sonuna gülücükler sıralıyor.
Maalesef bu oyun tuttu; bunu biz akıllılar yedik. Hocaefendi hep dile getirmiştir; eğer yürüyüşümüzdeki derdimiz Allah rızası dışına çıkarsa Allah bizim kurumlarımızı içindekilerle birlikte yerin dibine batırsın. Bu hareketin derdi hiç siyaset olmadı, olmayacak da… Başbakanımız da hep dile getirmiştir; biz doğruluk yoluna kefenimizle çıktık, bu yoldan kimse bizi döndüremez…
Aklıma Hz. Yusuf’u tahta çıkaran olaylar zinciri geldi. Özeti haset ve iftira. Kardeşleri onu hasedinden kuyuya attılar, kimse görmeyecekti onlara göre. Allah’ın ‘Basir’ sıfatını bilmiyorlardı çünkü. Yusuf kuyudan çıktı… Sonra Züleyha onun imtihanı oldu. İftira atıldı Yusuf’a. Züleyha Allah’ın (c.c.) ‘Adl’ sıfatını bilmiyordu çünkü. Yusuf zindandan da çıktı. Ve Yusuf adaleti ve edebiyle tarihe Hazreti Yusuf olarak geçti.
Birde aklıma ‘ifk hadisesi’ geldi. O edep timsali Aişe annemize zina ettin diye iftira atılmıştı. Efendimiz (s.a.v.) Aişesi’nin o güne kadar hiçbir olumsuz yanını görmemişti. Fakat Aişesi’ni karşısına aldı ve dedi ki; “ya Aişe eğer böyle bir şey varsa… Ya Aişe eğer böyle bir şey yoksa…”
Hased, iftira, yalan gibi insanın takatini kıran gücünü zayıflatan olumsuz duygular olabilir. Ve şu anda bu olumsuz duyguların muhatapları Yusuf’u, Efendimizi ve Aişe’yi tanıyan ve onları kendilerine rehber edinenlerdir. Bu yüzden örnekledim…
“Ey vicdanım! Sen bugün söylediklerimin, attığım imzaların, yapıp ettiklerimin arkasında mısın?
Vicdan yanılmaz derler. Bu faniyi yanlış yönlendirme.
Birileri en yakınlarımdan şüphe ediyor. Çok güveniyorum onlara fakat; eğer öyle bir şey varsa… Eğer öyle bir şey yoksa… Umarsız olamam bunca söylenen karşısında…” diyelim inşallah.
Bir atasözünü hatırlatarak ayrılayım; ‘Yükün dürüstlükse gücün düşer belki ama başın düşmez!’

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.