Yeryüzü Mâbed Hükmündedir

Allah'ın evi, müminlerin kıblesi Kâbe'de ve Peygamberimizin kabri saadetinin bulunduğu Mescidi Nebevide kılmak mutluluğuna eriştiğim namazların dışında, mahal ve mekân itibariyle unutamadığım ve zevkle ifa ettiğim iki namazım var: Birisi; Beşiktaş Yahya Efendi Dergâhı ve Tekkesi Camisinde kıldığım öğle namazı, diğeri de; Alp Dağlarının İsviçre tepelerinde kıldığım ikindi namazı. Hemen üzülerek belirteyim ki; üç önemli mabetten biri olan Mescidi Aksa da namaz kılmak henüz bana nasip olmadı.

Allah'a şükürler olsun ki, dünyanın değişik yerlerinde namaz kılmayı, her biri birer sanat şaheseri ve iman abidesi olan cami ve mescitlerde kulluk saflarında yer almayı ve toplu halde secdelere kapanmayı bana nasip etti. Başta Kâbe ve Mescidi Nebevi olmak üzere birçoğu Selçuklu ve Osmanlı eseri olan bu cami ve mescitlerde, cemaatle ve cemaatsiz kıldığım namazları, tabii ki unutmam mümkün değil. İnsanoğlunun emrine ve hizmetine verilen, ayaklarının altına serilen yeryüzü, mabet hükmünde olduğuna göre, dünyanın her yerinde namaz kılma şansına sahibiz demektir. Üzerinde dolaşıp duran insanların inancı, ırkı, benimsedikleri idari tarz ne olursa olsun ve onlar ne şekilde yaşarlarsa yaşasınlar uçsuz bucaksız topraklar, sahip olduğu eşsiz mabetlerle ve rengârenk çiçeklerle, insan dışı canlılarla devamlı ibadet ederler. Bunun nişanesi ve insanları düşünceye sevk etme aracı olarak yeryüzüne ahenkli bir şekilde serpiştirilmiş camiler görülür. Günde beş defa minarelerden yükselen tekbir sesleri, fezayı aydınlatır ve gezegenleri rahatlatır.
Demek ki yalnız yeryüzü değil, gökyüzü de bütün gezegenleriyle mabet hükmündedir. Bütün varlık âlemi, kendince ve lisanı halince biz görsek de görmesek de, bilsek de bilmesek de Allah'a ibadet eder. Aklı olan her insanın anlayacağı ve kavrayacağı şekilde ifade etmek gerekirse; bu âlem koskoca bir mescittir. O sebeple bize düşen mescide yakışır şekilde inanmak, yaşamak ve çalışmaktır. Yeryüzündeki bütün cami ve mescitler, bu büyük mabede saygıyı ve kutsiyetini ihmal ve ihlâl etmemeyi telkin ve tavsiye eder.
Dünya nüfusunun dörtte üçü henüz bu gerçeği kavrayabilmiş ve fiziki ölçüler içerisindeki bu manevî ihtişamı anlayabilmiş değildir. Bu mekanizmayı, ilim adamlarının hayranlığını kazanacak şekilde matematik hesaplarla dengeli ve ahenkli bir şekilde çalıştıran gücü, tanıyabilmiş değildir. Kolaycılığa kaçıyorsun demezseniz bir noktayı dikkatinize sunmak ve aynı zamanda sormak istiyorum: Dünyanın çektiği sıkıntılar ve insanlığın başındaki belâlar bu gafletin ve inkârın bir neticesi değil mi?
Şimdi de dünyanın başına, herkesi şaşırtan ve acze düşüren bir domuz gribi musallat oldu. Korkunç bir mikrop ve ilmin şu anda başa çıkamadığı, dur diyemediği ve çare bulamadığı öldürücü bir hastalık hızla yayılıyor. İnsanlık korku ve dehşet içerisinde. Nereye sığınacağını ve kime başvuracağını da bilemiyor. Yukarıda bir nebze işaret ettiğim büyük yanlış ve gaflet sebebiyle.
Şu hususta aklıma gelmiyor değil. Acaba dünya gündemini değiştirmek ve küresel ekonomik krizi unutturmak için, en azından tesirini azaltmak için böyle bir şey mi ortaya atıldı? Öyle şey olur mu, insanlığın kaderiyle bu kadar oynanır mı demeyin. Dünyada neler olmuyor ki. Bunu en iyi biz biliriz.
Nereden nereye? Beşiktaş Yahya Efendi Dergâhı ve Tekkesi Camisindeki ve İsviçre Alp Dağlarındaki namazdan başladık ve beklenmedik bir üslupla domuz gribine kadar uzandık. Halbu ki benim niyetim bir türlü unutamadığım ve bu gidişle de unutamayacağım o iki manevi hali ve muhteşem dekoru size tatlı tatlı anlatmak ve kendime de o mutluluğu yeniden yaşatmaktı. En iyisi biz domuzu ve domuz gribini bir tarafa bırakalım da; Yahya Efendi Dergâhındaki ve Alp Dağlarındaki namazlara dönelim. Domuz gribinin yayılma alanını ve hızını domuz besleyenler, o murdar hayvanları domuz çiftliklerinde üretenler, “ilim ve teknik o kadar ileri gitti ki, zararlı olan ve mikrop taşıyan her şeyin halledildiği bu devirde domuz eti haram mı olurmuş” diyenler düşünsünler. Zırvalıklarının cezasını çeksinler. Madem ki ilim ve teknik domuz etindeki zararlı unsurları yok edecek kadar ileri gitmiş, o halde domuz gribinin de çaresini bulsun.. İnsanlığı domuz gribinin pençesinden kurtarsın ve korusun.
Şeyh'ul-İslâm Yahya Efendi Dergâhı ve Tekkesi İstanbul'da Beşiktaş ile Ortaköy arasındaki boğaza bakan Yıldız Tepede. Mezarlarıyla yeşillikler içerisinde kaybolmuş ve Boğazın serin sularıyla iklimi ferahlamış, Yahya Efendiyle manen yükselmiş bir tepe. Manevî feyiz ve bereketinin yanında fiziki güzelliği de hemen dikkat çeker. İşte bu mübarek yerde bir öğle namazı kıldım. Rükudan secdeye eğilirken kıble tarafındaki pencereden boğazın mavi sularının secde mahalliyle birleştiğini görür gibi oldum. Sanki Boğazın mavi sularına secde ediyordum. Toprağın her türüne ve şekline çok secde ettik, ama o makamda sanki suyaymış gibi secde etmenin heyecanını yaşadım. Caminin penceresinde öğlen sıcaklığında ışıl ışıl parlayan sularla alnımızın birleşir gibi olması, insana sonsuz bir haz veriyor.
İsviçre'nin Alp Dağlarından geçiyoruz. Uçakla veya helikopterle değil, otomobille. Zaman ikindi vakti. İkindi vaktinin serinliği ve yumuşaklığı Alp Dağlarında daha iyi görülüyor. Arkadaşlarımız ikindi namazını burada kılalım dediler. Ya Rabbi, verdiğin nimetlere ve güzelliklere sonsuz şükürler olsun. Ne muhteşem bir manzara. İkindi güneşinin tatlı ışınlarında yeşille maviyi ufukta birleştirdiğin anda ortaya çıkan manzara seyrine doyum olmayan bir tablo. İnsan ibadet etmek niyetiyle bir yerde durursa tabiat şartları ve arazi yapısı nasıl olursa olsun hemen her taraf güzelleşiveriyor. Alp Dağlarındaki engin vadiler ve yemyeşil tepeler, bizden memleketimizden uzak diyarlarda gurbette bulunmanın yalnızlığını giderdi. Yaradanımızın verdiği nimetlerin güzelliğini ve zenginliğini hatırlattı. Üzerinde namaz kılacağımız topraklar, Allah'ın mülkü idi. Alabildiğine uzanan yeşil vadilerin ve insanı kucaklayan tepelerin sıcak bir köşesi, bizim namazgâhımız oluvermişti. O yeşillikler üzerine secde etmek, koskoca dünya mabedinin bir köşesinde namaz kılmak gibi geliyordu insana. Bizim gönüllerimizde namazla buluşan bu manzara, hayalimden çıkmayacak ve zihnimden silinmeyecek ün güzel bir resim olmuştu.
Aradan uzun zaman geçti, ama bu iki ibadet halimi ve ibadet mahallerini bir türlü unutamadım. Allah'ın yüceliğini ve kudretini idrak edenler için, dünya, unutulmayacak güzelliklerle ve iyiliklerle doludur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi