Yalan ve Hayal Dünyası
Yayınlanma:
Bir köye gittim. Herkesin ismini öğrendim sanıyordum. Meğer bazılarının lâkaplarını öğrenmişim. Okula gelen teyzenin ismini bilirdim. Buyur, Seyyare (meğer o köyde yalancıya takılan isimmiş) teyze dedim. Teyzenin yüzü kıpkırmızı oldu. ‘Her halde yabancı gördü beni, yaşlı teyze’ Dedim. Sonra öğrendim lâkabıymış. Böyleleri insanlar var. Hayal dünyasında yaşayan insanlardır. Adı yalancıya çıkmış böyle insanların yalanları, olmasını istediklerini söylemeleridir. Böyle bir yaşlı dedeye rastladım. Uçak kulanmış, düşmanlarla savaşmış. Girmediği, çıkmadığı savaş yok. Adını bildiği silahların hepsini kullanmış. Ama nasıl anlatıyor. Dinlemek zorunda kaldık. Yanından ayrıldım. Sordum askere dahi gitmemiş. Savaştığım dediği yıllarda dünyaya dahi gelememiş. Üfüren dede (yalancı anlamına gelen bir lakap takmışlar) Bu da olmasını istediği hayaller dünyasında yaşamaktadır.
Anlatmaya başladı. Yalan olduğunu anladım.
— Gülümseme. Dinle. Dedi etraftakiler. Yoksa bastonla hemen vurur.
Bu yalanlar sadece iç dünyalarını rahatlatmak için marazi yalanlardır.
Yalan kavaramı 0–6 yaşa arasına kadar çocuklarda yalan sayılmaz. Çünkü çocuk yalanla gerçeğin algılaması onun için aynıdır. Kendi hayal dünyasında yaşamaktadır. Oyun oynarken oyundaki rollere kaptırır. Kendisi öğretmendir, doktordur, polistir. Arkadaşının babası arkadaşına, bisiklet almıştır. Aslında öyle bir şey yoktur. Kendisine bisiklet alınmasını istemektedir.
Gerçek, yalan altı yaşından sonra başlar. Çocuk burada nefsini kontrol etme ve aşırı bencilliği, sosyalleşmeyi öğrenemeyip menfaat sağlama duygusudur. Kendi çıkarlarını başkasının çıkarlarının üstünde görmesidir. Onu da biz öğretiriz. Çocuğun, yalana başvurması ebeveynin, çocuğa karşı tutumlarından kaynaklanır. Söylediğin doğrumu diye, söze başlarsak çocuğa. Söylediklerine, çok sert tepkiler verdiğimizde çocuk kendi onurunu korumak için, yalana başvuracaktır. Ya da akran gurubu arasında öğrenir. Parka gidelim. ‘Annemiz kızarsa evin arka tarafında oynardık’ Diye söyleriz. Kapı zili çaldığı zaman, ebeveyn ‘annem evde yok, babam evde yok de’ diye öğretiriz.
Birinci sınıfları okutuyordum. Su bardağım masanın üstündeydi. Tabii ki örtüyü biri çekmiş. Su bardağı parça parça olmuş. Çocuklar evde, bu deneyi hepsi yaşamıştır. Azarlanmış, içlerinde dayak yiyen dahi olmuştur. ‘ ‘Bardağı kim kırdı’’ diye sordum. Sınıf sanki kendi arasında ağız birliği yapmış. Ne gören var, ne düşüren var. Ne de sınıfta ses var.
—Ben bardağı kıranı bulurum. Dedim tek tek sordum.
—Ben yapmadım öğretmenim, düşüreni görmedim öğretmenim. Cevaplar aynı.
—Kimseye kızmayacağım dedim.
Pek fayda vermedi. Ben yalan söylediğinize kızıyorum dedim. Yüz ifademden, çocuklar anlamış, hiç biri cesaret edemedi. Çıkıp söylemeye.
Uzun bir aradan sonra aynı şekilde yine su bardağı masanın üzerinde bırakmışım. İçeri girdim. Bardak yine yerde parçalarına ayrılmış. Kim düşürdü diye sormadım. Zaten ben bu bardağı çöpe atacaktım. Dedim. Kim düşürdüyse, gelsin toplasın, çöpe atsın dedim. Sesler yükselmeye, başladı. Öğretmenim K…diye söylediler. Ben düşüren çocuğu buldum. Yüz hatlarımda da öfke yoktu. Burada şunu çıkardım. Çocukların korku karşısında yalan söylemesellerde, doğruyu da söylemiyorlar. Ben çocuklara doğruyu söyleyin, yanılıp da söylediklerini karıştırmış olabilir misin? diye ifadeler kullanırım. ‘Söylediğin yalan, yalan söylemek kötü diye’ söylemiyorum. Çocuk doğru söylediği halde ‘yemin et’ diye çocuğun üzerine gidiyoruz, yalan söyleyen çocuk yemin de eder. Sebebi ise korku, azar işitme, kaygı ve cezadır. Anne ve baba sevgisini kaybetme endişesi, güveninin sarsılması, korkusudur.
Yalan kavramı ‘ vicdan’ kavramıyla ilgilidir. Çocukta doğru yanlış kavramlarının oluşturduğu, iç duyguya ‘ ‘vicdan’’ denir. İnsanın iç duygusuna karşı geldiğinde, suçluluk duygusu hissettiği, ahlak kurallarının tamamıdır. Vicdan gelişimi insanın dini inançlarıyla kültürüyle ve ahlaki normlarla pekiştirilir. Yalan söylemek kalbi öldürür. Yalan söylemek kişilik bozukluğudur. Ahlaki normlar ebeveynin çocuğa koyduğu kurallar ve çocuğun davranışlarına karşı verdiği doğru tepkilerdir. Acıma hissi olmayan bir ebeveynin, yanında büyüyen ve model olarak seçtiği, öyle öğrendiği için, çocukta da vicdan aynı şekilde gelişir. Yalan kavramı ebeveyn davranış ve tutumlarının bir sonucu olarak da öğrenilir. Yaptıkları, beğenilmeyen ve sürekli eleştirilen çocuk yalana başvurur. Doğruyu değil de büyüklerin istediği şekilde aktarır. Genelde, derslerde aldıkları notları ebeveyne söylerken, ebeveynin istediği notu söylemiş olur. Çünkü eleştiriden bıkmıştır. Çocuğa rahatsızlık ve sıkıntı vermektedir. Bunun için yalanın arkasına sığınmaktadır. Patolojik yalan ise duygularla ilgili yalandır. Aşağılık kompleksi, güçlü olmak istemesi gibi yalanlardır.
Ya da arkadaşlarının arasında küçük düşmeme gibi durumlarda da yalana başvurular.
Yalan kişilik bozukluğu olduğu gibi doğruları ve adaleti örttüğü için dinimizce de büyük günahlardandır.
Yalan söyleyen çocuğumuz yedi yaş üzerinde ise bunun üzerine kızmadan, dövmeden, dayak atmadan, doğru bize acı da verse, ondan vazgeçilmeyeceğini anlatılmalı bununla ilgili. Masallar ve öyküler okumalı, benim çocuğum yalan söylemez diyerek ona güven aşılamalı çünkü yalan söylenecek ne var babası annesi ona doğruyu öğretmekle yükümlüdür. Doğru söyleyenin her zaman kazandığını ona anlatmalı peygamber kıssaları anlatmalı. Eğer patolojik yalan ise tedavi ettirmeli. Bir Pedagog ve psikiyatri tedavisi gereke bilir.
Anlatmaya başladı. Yalan olduğunu anladım.
— Gülümseme. Dinle. Dedi etraftakiler. Yoksa bastonla hemen vurur.
Bu yalanlar sadece iç dünyalarını rahatlatmak için marazi yalanlardır.
Yalan kavaramı 0–6 yaşa arasına kadar çocuklarda yalan sayılmaz. Çünkü çocuk yalanla gerçeğin algılaması onun için aynıdır. Kendi hayal dünyasında yaşamaktadır. Oyun oynarken oyundaki rollere kaptırır. Kendisi öğretmendir, doktordur, polistir. Arkadaşının babası arkadaşına, bisiklet almıştır. Aslında öyle bir şey yoktur. Kendisine bisiklet alınmasını istemektedir.
Gerçek, yalan altı yaşından sonra başlar. Çocuk burada nefsini kontrol etme ve aşırı bencilliği, sosyalleşmeyi öğrenemeyip menfaat sağlama duygusudur. Kendi çıkarlarını başkasının çıkarlarının üstünde görmesidir. Onu da biz öğretiriz. Çocuğun, yalana başvurması ebeveynin, çocuğa karşı tutumlarından kaynaklanır. Söylediğin doğrumu diye, söze başlarsak çocuğa. Söylediklerine, çok sert tepkiler verdiğimizde çocuk kendi onurunu korumak için, yalana başvuracaktır. Ya da akran gurubu arasında öğrenir. Parka gidelim. ‘Annemiz kızarsa evin arka tarafında oynardık’ Diye söyleriz. Kapı zili çaldığı zaman, ebeveyn ‘annem evde yok, babam evde yok de’ diye öğretiriz.
Birinci sınıfları okutuyordum. Su bardağım masanın üstündeydi. Tabii ki örtüyü biri çekmiş. Su bardağı parça parça olmuş. Çocuklar evde, bu deneyi hepsi yaşamıştır. Azarlanmış, içlerinde dayak yiyen dahi olmuştur. ‘ ‘Bardağı kim kırdı’’ diye sordum. Sınıf sanki kendi arasında ağız birliği yapmış. Ne gören var, ne düşüren var. Ne de sınıfta ses var.
—Ben bardağı kıranı bulurum. Dedim tek tek sordum.
—Ben yapmadım öğretmenim, düşüreni görmedim öğretmenim. Cevaplar aynı.
—Kimseye kızmayacağım dedim.
Pek fayda vermedi. Ben yalan söylediğinize kızıyorum dedim. Yüz ifademden, çocuklar anlamış, hiç biri cesaret edemedi. Çıkıp söylemeye.
Uzun bir aradan sonra aynı şekilde yine su bardağı masanın üzerinde bırakmışım. İçeri girdim. Bardak yine yerde parçalarına ayrılmış. Kim düşürdü diye sormadım. Zaten ben bu bardağı çöpe atacaktım. Dedim. Kim düşürdüyse, gelsin toplasın, çöpe atsın dedim. Sesler yükselmeye, başladı. Öğretmenim K…diye söylediler. Ben düşüren çocuğu buldum. Yüz hatlarımda da öfke yoktu. Burada şunu çıkardım. Çocukların korku karşısında yalan söylemesellerde, doğruyu da söylemiyorlar. Ben çocuklara doğruyu söyleyin, yanılıp da söylediklerini karıştırmış olabilir misin? diye ifadeler kullanırım. ‘Söylediğin yalan, yalan söylemek kötü diye’ söylemiyorum. Çocuk doğru söylediği halde ‘yemin et’ diye çocuğun üzerine gidiyoruz, yalan söyleyen çocuk yemin de eder. Sebebi ise korku, azar işitme, kaygı ve cezadır. Anne ve baba sevgisini kaybetme endişesi, güveninin sarsılması, korkusudur.
Yalan kavramı ‘ vicdan’ kavramıyla ilgilidir. Çocukta doğru yanlış kavramlarının oluşturduğu, iç duyguya ‘ ‘vicdan’’ denir. İnsanın iç duygusuna karşı geldiğinde, suçluluk duygusu hissettiği, ahlak kurallarının tamamıdır. Vicdan gelişimi insanın dini inançlarıyla kültürüyle ve ahlaki normlarla pekiştirilir. Yalan söylemek kalbi öldürür. Yalan söylemek kişilik bozukluğudur. Ahlaki normlar ebeveynin çocuğa koyduğu kurallar ve çocuğun davranışlarına karşı verdiği doğru tepkilerdir. Acıma hissi olmayan bir ebeveynin, yanında büyüyen ve model olarak seçtiği, öyle öğrendiği için, çocukta da vicdan aynı şekilde gelişir. Yalan kavramı ebeveyn davranış ve tutumlarının bir sonucu olarak da öğrenilir. Yaptıkları, beğenilmeyen ve sürekli eleştirilen çocuk yalana başvurur. Doğruyu değil de büyüklerin istediği şekilde aktarır. Genelde, derslerde aldıkları notları ebeveyne söylerken, ebeveynin istediği notu söylemiş olur. Çünkü eleştiriden bıkmıştır. Çocuğa rahatsızlık ve sıkıntı vermektedir. Bunun için yalanın arkasına sığınmaktadır. Patolojik yalan ise duygularla ilgili yalandır. Aşağılık kompleksi, güçlü olmak istemesi gibi yalanlardır.
Ya da arkadaşlarının arasında küçük düşmeme gibi durumlarda da yalana başvurular.
Yalan kişilik bozukluğu olduğu gibi doğruları ve adaleti örttüğü için dinimizce de büyük günahlardandır.
Yalan söyleyen çocuğumuz yedi yaş üzerinde ise bunun üzerine kızmadan, dövmeden, dayak atmadan, doğru bize acı da verse, ondan vazgeçilmeyeceğini anlatılmalı bununla ilgili. Masallar ve öyküler okumalı, benim çocuğum yalan söylemez diyerek ona güven aşılamalı çünkü yalan söylenecek ne var babası annesi ona doğruyu öğretmekle yükümlüdür. Doğru söyleyenin her zaman kazandığını ona anlatmalı peygamber kıssaları anlatmalı. Eğer patolojik yalan ise tedavi ettirmeli. Bir Pedagog ve psikiyatri tedavisi gereke bilir.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.