Var mısın, Yok musun?

Yokluk ve varlık. İki soyut kavram… Hani bazen insanlar birbirlerine derler ya “varlığınla yokluğun belli değil” diye. Bu iki kelimeyi, belki de farkında olmadan, bazen yanlış kullanıyoruz. Zira insanın varlığı ile yokluğu bir olur mu hiç! Çünkü varlık o denli kıymetli iken, yokluğun hiçbir kıymeti olamaz. Yokluk kötülüğe sürüklerken, varlık hep iyiye yönlendirir bizi. Bir nesnenin yokluğunu ispatlamak için bütün dünyayı gezmek gerekirken, varlığın ispatı hiç de zor değildir.  Her nereye baksanız rahatlıkla görebilirsiniz varlığın tecellilerini. Yokluk Şeytanla ilişkilidir. Bu yüzden hiç vakit geçirmeden def etmelidir onu. Varlık ise Allah’ın (c.c.) varlığını ve birliğini gösteren en büyük delildir. Doğru söyleyenlerin en temel dayanağı olan varlık bu nedenle hep baş tacı edilmelidir. 

Bazen sinema perdesinde, bazen de televizyon ekranında birbiri ardına oluşan kısa süreli görüntüleri sürekli gibi algılarız. Bu sürekliliğin gerisinde bir kesiklik olduğunu, bu oluşumların teknolojik detaylarından haberimiz yoksa belki de hiç fark etmeyiz. Böyle bir işleyişle seyrettiğimiz bir filmde herhangi bir an için perdede görüntü var mı, yok mu bilemeyiz. Zahiren görüneni gerçek zannederiz o an için. Hayatımızda da bazen neyin var, neyin yok olduğunu karıştırıyoruz ve daha sonra işin içinden çıkamıyoruz ne yazık ki...

Varlık elmas gibi pırıl pırılken, yokluk toprağın altında da, üstünde de kömür gibi hep kapkaradır. Bilim adamları, elmas ile kömürü birbirinden ayıran özelliğin, elmasta karbon atomlarının düzlemsel bir tabaka yerine üç boyutlu bir kristal oluşturacak şekilde dizilmeleri ve pozisyon almalarında olduğunu söylüyorlar. Daha açık bir ifadeyle, toprak altında yani karanlıkta kömür ile elmas madeninin içerik olarak aslında hiçbir farkı yok. Yani ikisi de aynı elementtir. Ancak elmasın atomlarında tam bir düzen hâkimken, kömür atomlarında bir dengesizlik vardır. Fark, her ikisinin ışıkla buluşması ile ortaya çıkan durumda. Yani, elmasın ışığı kömür gibi emmeyip yansıtması ve ışıltılı bir hâl almasında. Elmasın paha biçilemeyen bir madde olması ve bizler için güzelliği ve inceliği de buradan geliyor işte. Işıltılı hâli bizler için bir anlam ifade etmeseydi, elmas da dünyanın en pahalı ve değerli madenlerinden biri olmayacaktı. Her iki maden birlikte ateşe verildiğinde, elmas kalır, kömür ise yanar gider. Aynı şekilde kömür gibi kararmış ruha sahip insanlar da kömürün akıbetine mahkûmdurlar.

Elmas ile kömür ruhlu insanları birbirinden ayırt eden bir mihenktir sevgi. Elmas pırıl pırıl olduğu için içindeki sevgiyle aydınlatır etrafındaki ruhları. Elmas gerçek olduğu için her an yanı başınızdadır. En zor zamanlarınızda bile değer verir size. Sabırla dinler sizi. Çıkmaz bir sokağa girdiğinizde sessizce arkanızdan tebessüm eden, dipsiz bir kuyuya düştüğünüzde sol eliyle sağ elinizden tutan,  mayınlı bir tarlada yürürken önünüzden yürüyerek cesaretini gösteren elmastan başkası değildir. Kömür ise sanal, sıradan ve değersizdir. Sizi hataya sürükleyip tertemiz kalbinizi ve ruhunuzu karartan kömürden savrulan is değil de nedir?

Elmas parlaklığıyla varlığın ve saflığın, kömür ise siyahlığıyla yokluğun ve karanlığın sembolüdür. O halde ikisi arasındaki bu en önemli farkı nasıl göz ardı edebilirsiniz? Elmas çok değerliyken, kömür sıradan bir elementtir. Tıpkı en sevdiğiniz çiçeğinizin yanında değersiz kalan diğer çiçekler gibi... Ya da favori renginizin, tuttuğunuz futbol takımının ve uğurlu sayınızın sizin için taşıdığı önem gibi.

Şimdi gelin küçük bir dünya kuralım gönüllerimizde.

Varlığın bilincinde olduğumuz, yokluğu kapı dışarı ettiğimiz bir dünya...

Zor zamanlarınızda size destek olan en değerli insanların yeri burası...

Kırmızı gelinciklerin egemen olduğu bir tarla...

Yaşadığınız şehrin manevi havasını daha da iyi hissedebileceğiniz bir atmosfer...

Sanal reçetelerden daha ziyade, size iyi geldiğini aldığınız anda hissedeceğiniz ilaçların yazıldığı bir dünya...

Her günün bitiminde yeni bir şey öğrendiğinizi anlayacağınız,

Günlük hayatın keşmekeşliği içerisinde hiç ummadığınız fırsatları oluşturabileceğiniz bir dünya...

Ölüme her geçen gün daha da yaklaşırken,

Geride kalacaklara baktıklarında sizi sevgiyle yâd edebilecekleri bir fotoğraf bırakabileceğiniz,

Ve yüzünüzdeki o çocuksu gülüşü doyasıya hissedebileceğiniz huzur dolu bir mekân burası...

Adının küçük olması yanıltmasın sakın sizi,

Aslında öyle büyük ve kıymetli ki, bir bilseniz...

Geçmişte yaptığınız hatalar bedeninizi tırmalayıp derinden izler bıraksa da,

Bilerek veya bilmeyerek işlediğiniz günahlar ruhunuzu incitse de,

Saçınızdaki aklar, yüzünüzdeki çizgiler artsa da gün be gün,

Umudunuzu asla yitirmeyin bu küçük dünyada.

Yeter ki yarın dünü aratmasın...

Varsın olsun hepsi; insanoğlu bu, beşer şaşar. 

Nefsinizin heva ve isteklerine uyup

Düne yazık etmiş olabilirsiniz belki,

Bugün acısını çekiyor da olabilirsiniz geçmişteki hatalarınızın, 

Fakat yarın aynı şeyleri tekrarlamamaya sadece söz vermeyin,

Aynı zamanda azami gayret gösterin bundan böyle.

Bunun son şansınız olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın.

Hatta uzaktaki tepelerde sessizce yatanları düşünüp biat edin ve sadık kalın vaadinize

Ve son olarak gözbebeklerinizin içinde kaybolarak “İyi ki varsın” demişse biri size geçmişte, 

Şimdi siz de ona deyin ki “İyi ki sen de varsın...”

Varlık ile yokluğu ayırabilenlerden olmanız dileğiyle...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi