Umre Notları -1-
Herkesin gitmek istediği, rüyalarına giren, fakat nasip olmayınca olmuyor dediği kutlu diyarlardaydık iki hafta önce. Çok güzel günler geçirdik. Yenilenme yaşadık ruhumuzda. Şimdi birkaç anekdot aktarmak istiyorum sizlere dilimin döndüğünce.
Yolculuğumuz Konya’dan başladı. İlk durak İstanbul’du. İstanbul’dan da Medine’ye hareket ettik. Uçak saatini havaalanında beklemek yerine Sultanahmet Meydanı’na gitmeye karar verdik. Hayallerimin şehridir İstanbul. Az da olsa hasret giderdik, havasını soluduk. İkindi namazını Sultanahmet de eda ettik. Pazartesi olduğu için Ayasofya Camii kapalıymış. Orayı ziyaret edemedik. Aslında iyi de oldu. Çünkü müze haline girmek istemiyorum Ayasofya’nın. İlk girdiğimde tahiyyet’ül mescid namazı kılmak istiyorum. O günleri de görürüz inşallah.
**
Uçma vakti geldi Medine’ye. Hazırlıklar tamam. Kalkışa hazır uçak ve yürekler. Heyecan ile korku birbirine karışmış durumda. Havalanıyoruz karanlık göğe doğru. Üç saatlik yolumuzun olduğunu söylüyor pilot. Göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Medine semalarında inişe hazırlanırken Mescid-i Nebevi’yi gördük. İnci gibi parlıyordu. Işıklar saçıyordu etrafa. Hissettiklerimi nasıl dökerim buraya bilmiyorum. Bambaşka bir duyguydu havadan görmek. Parlıyordu cennet bahçesi. Medine’ye indiğimizde saat gece yarısı olmasına rağmen hava çok sıcaktı. Otelimize yerleştik ve hemen namaza koştuk. İlk namaz sabah namazıydı. Tarif edilemez bir atmosfer. Muhteşem kalabalık. Dil, renk, ırk farkı gözetmeksizin Rabbimizin huzurundaydık. Anlatılamaz bir duygu. Namazdan sonra Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’i selamladık. Cennet kokuyordu etraf. Selamları ilettik. Geleceğiz ya Resul dedik ve ayrıldık huzurdan. Sonraki günlerde tekrar tekrar ziyaret ettik ve cennet bahçesidir buyrulan yeşil kubbenin altında namaz kılıp dua etme, gözyaşı dökme fırsatı bulduk.
**
Medine’de namaz vakitleri ayrı bir güzeldi. Telaş başlıyor ezanla birlikte. Dükkânlar kapatılıyor, sergiler toplanıyor. İnsanlar akın akın namaza koşuyor. Bu manzara gerçekten çok hoştu, ülkemizi düşününce özellikle. Ülkemizle karşılaştırma yapmaya başlarsak uzun sürer, yazı biter. Cuma namazının tadını almayı da nasip etti Rabbim bizlere Medine’de. Acıydı ama benim için. Çünkü dil problemini ağır bir şekilde hissettim. Hutbede diğer milletlerin çoğu anlarken imamın ne dediğini biz boş gözlerle dinledik. Aynı kıbleye yönelmemize rağmen aynı dili konuşamamak vahim bir durumdu.
**
Dört gün kaldık Medine’de. Dolu dolu geçti günlerimiz. Gamame Mescidi, Hz. Ömer Mescidi, Osmanlı zamanında yapılmış Medine Tren İstasyonu, Kıbleteyn Mescidi, Hendek Savaşının yapıldığı bölge(Yedi Mescidler), Kuba Mescidi, Cennet’ül Baki ve Uhud Şehitliği. Ziyaret edilebilecek yerleri ziyaret ettik. Hepsinden de güzel anılar topladık fakat birkaç tanesi derinden etkiledi.
Uhud şehitliği ve Ayneyn tepesi yaşların sel olduğu diyarlardandı mesela. Uhud tepesinde Mehmet Efe hocanın yaptığı dua ipleri koparıverdi. Gözlerimizin ve dizlerimizin bağını çözüverdi. Resulün ayaklarının bastığı topraklara basmak, onun kokusunu duymak her adımda anlatılamaz. Uhud çok şey anlattı bize. Dünyalık nimetler uğruna ahiretin heba olabileceğini gördük. Resulün sözünden çıkmamak gerektiğini öğrendik.
**
Mescid-i Nebevi’nin hemen yanındaki Cennet’ül Baki’de çok etkiledi bizi. Peygamberimizin oğlu İbrahim, kızları Rukiye, Zeynep, Fatıma, torunu Hz. Hasan, amcası Hz. Abbas, halası Safiye burada yatmaktadır. Ayrıca Peygamberimizin eşlerinden bazıları burada yatmaktadır. Hz. Osman’ın kabri de Cennet’ül Bakidedir. Fatihalarla yad ettik ruhlarını.
Ayrılık vakti gelmişti. Mekke’ye, Beyt’e doğru yolculuk başlayacaktı. Medine semalarında bulutlar toplandı ve birkaç gökyaşı döktüler. Bizim de gözlerimizden yaşlar dökülüyordu.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.