Şükürler Olsun, Ramazana Eriştik
Halk arasında “Onbir ayın sultanı” olarak isimlendirilen ve içinde Kur’an-ı Kerim’in nâzil olmaya başladığı, bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilen “Kadir gecesi” bulunan Ramazan bugün başladı. Resûl-i Ekrem’in (sav ) “İlk günleri rahmet, ortası af ve mağfiret, sonu da cehennemden azat olmaktır” buyurduğu ayların en mukaddesi olan Ramazan’a bu yıl da eriştirdiği için Yüce Mevlâ’ya ne kadar şükretsek az. Allah, farz kılarak mükâfatını da zât-ı ulûhiyetinden beklememizi buyurduğu hicrî ayların dokuzuncusu olan Ramazan’da sağlık ve neş’e içerisinde oruç tutarak bayram etmeyi cümlemize nâsip etsin. Hâlik-i Zülcelâl, Bakara sûresi âyet 183’te “Ey iman edenler. Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz” buyurarak İslâmın 5 şartından birisini yerine getirip, verdiği sayısız nimetlere şükretmemiz için bir vesile halketmiş bulunuyor.
Her yıl 10 gün önce başlayıp, giderek yaz aylarının en uzun günlerine rastlıyor olsa da oruçlu olmak bir başka mutluluk, riyanın karışmadığı, kulun dünyevî zevk ve arzularını bir aylığına kontrol altına aldığı, nefsini teskin ve terbiye ettiği mükemmel bir ibadettir. Ramazanda tan yeri ağarmadan güneş batıncaya kadar geçen zaman içinde Allah rızası için orucu bozacak şeylerden uzak durmak gerekir. Eskiden çocukluk yıllarımızda orucu bozan ve bozmayan kulaktan dolma bilgilerle yetinilirdi. Şimdi ise, sâdece oruç değil, İslâmî kurallarla ilgili geniş bilgi edinilebilecek ilmihal kitapları, hatta bazı tv kanallarında itimad edilecek bilgiler edinmek ve buna hare hareketlerimizi düzenlememiz mümkün. Bu sebeple oruca niyet ettikten sonra neleri yapıp, nelerden uzak duracağını bilmeyen hemen hemen yok gibidir. Önemli olan hem oruçlu iken, hem de orucu açtıktan sonra yaşantımıza Ramazan ayına yakışacak şekilde düzen vermek, hayır ve hasenatta sebat göstermek, ihtiyaç sahiplerine el uzatmak, Allah’ın rızasını kazanmak için gayret etmektir.
Yeri gelmişken, muhtaçlara yardım konusunda takvim yaprağında okuduğum hayat dersi olacak bir vakıadan bahsetmek istiyorum. Takvim yaprağı deyip geçmeyin, bizlere ibret alacak birçok olayları takvimlerde bulabilirsiniz. Gazeteci Haşmet Babaoğlu, İstanbul Bağcılar’da yaşanan bir olayı şöyle naklediyor:
“Bir grup hayırsever bir araya gelerek fakirlere yardımcı olmaya başladı. Bir gün karşılarına çok muhtaç birisi çıktı. Ona her ay 200 lira yardım yapmaya başladılar. Aradan bir müddet geçtikten sonra başka bir fakire rastlayıp, ihtiyaçlarını sordular. Adam ‘bana her ay birisi 100 lira veriyor, ihtiyacımı bununla gideriyorum’ dedi. Bunun üzerine yardımsever grup ‘Bizi o zat ile tanıştır da yardımlarımızı birleştirelim’ deyince, adam onları 100 lira veren kişiye götürdü. Bir de baktılar ki, gördükleri adam 200 lira yardım yaptıkları kişiydi. Demek ki o da başka bir fakire yardım ediyormuş. Yardımsever dostlar şaşırıp ve oracıkta çöküp ağlaştılar.
Evet, iyilik yürekten vermekle olur. Bildiğim bir şey varsa, o da iyiliğin artık bir çoğumuzun becerebileceği bir iş olmadığıdır.”
“Veren el alan elden üstündür” denilmiştir. Sağ elin verdiğini sol elin görmemesi gerektiğinden bahsedilir. Çünkü; Allah kimin ne ve ne niyetle verdiğinden haberdardır. Önemli olan Allah rızası için verebilmektir. İhtiyaç sahiplerine bir şeyler verebilmenin her babayiğidin harcı olmadığı izahtan vârestedir. Yukarıda bahsettiğim yaşanmış olay bunun en güzel örneğidir. Şu mübarek Ramazan ayı münasebetiyle böyle olaylardan hisse çıkararak, nefsimizde uygulamak önemlidir. Allah’a şükürler olsun, günümüzde hem ferdî, hem de gönüllü kuruluşlar aracılığıyla yardım yapma ve Ramazana has konularda büyük gelişmeler var. İneğin altında buzağı arayanlar olsa da Türk milleti bunlara aldırış etmeden yardım kuruluşlarına gereği desteği sağlıyor, onlar da gereken yerlere ulaştırmak için büyük çaba sarfediyor. Kurban bayramında nasıl ki ete hasret kalanlar sevindiriliyorsa, Ramazan ayında da her türlü ihtiyaçları büyük ölçüde karşılanıyor. Böylece maddî yardım yapanlar ve onları dağıtanlar şüphesiz büyük sevap kazanıyor.
Ramazan’da iftar verme geleneği çok eskiye dayanır ve ülkemizde sürdürülmesine itina gösterilir. Bu konunun sâdece yakın akraba, eş dost, ekâbiran ve protokolü davet etmekle sınırlı olmadığını iyi bilmek gerekir. Eskiden Ramazan ayında muhtaç ve kimsesizlere, hafızlara yemek vermek gelenek hâlinde idi. Yıllar önce meczup (İlâhî aşkla aklî dengesi değişmiş, cezbeye tutulmuş, divane olmuş) kimseleri iftara götüren hayır sahipleri vardı. Hâlâ devam edenler var mı bilmiyorum?. Oruç ayında yaşantımızda olumlu gelişmeler olmalı ki, yaptığımız ibadetten haz alarak, lâyık bir kul olabilelim. Bu vesile ile İslâm âleminin Ramazan ayını tebrik ediyorum. Allah oruçlarımızı, yapmış olduğumuz ve yapacağımız ibadetleri, hayır ve hasenatı kabul etsin. Amin.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.