Soğan Sarımsak Yiyen Camiye Gelmesin!

Bunu ben söylemiyorum, Peygamber efendimiz (sav) böyle buyuruyor. Buharî 160 ve Müslim 73’te Resûl-i Ekrem’in “Soğan veya sarımsak yiyen kimse evinde otursun, bizden ve mescidimizden uzak dursun” diyerek, başkalarını rahatsız eden böyle şeyler yiyen kimselerin mescide gelmelerini yasakladığı kaydedilip, şunlar ekleniyor: Bu yasağın sâdece soğan ve sarımsakla sınırlı olmayıp, cemaate rahatsızlık verecek her şeyi içine almaktadır.

Türkiye Diyanet Vakfı yayınlarından olan “İlmihâl” in iman ve ibadetler bölümünde de “Cemaate gitmemek için mazeret sayılan hâller” bahsinde de “Cemaate katılmamak şu durumda mubah olur” denilerek, şu görüşe yer veriliyor:

Cemaatle namaza katılmamayı mubah kılan mazeretlerin başında hastalık gelir. Âlimler, bu ölçüde hastalık için, teyemmümü mubah kılacak derecede olması şeklinde ölçü getirmişlerdir. Hastalık için getirilen bu ölçü, cemaatin önemini göstermesi bakımından oldukça yerindedir ve başkalarına verilecek rahatsızlık ve hastalığın yayılma riski de dikkate alınmalıdır. Meselâ nezle veya grip gibi hastalıklara yakalanan kişilerin bu hâlde cemaate katılmaları mekruhtur. Bu şekilde hasta olan kişilerin camiye, mescide gelmeleri, hastalık mikrobu bulaşması riskini taşıması sebebiyle hem sağlık açısından sakıncalıdır, hem de hasta olan kişiler sürekli olarak öksürmek, burnu akmak, burnunu silmek gibi davranışlar göstereceğinden cemaate katılan öteki kişilerin namazda olması gereken kalp huzurunu ve sükûnunu bozarlar.

Bu bakımdan, hem kendilerini hem başkalarını rahatsız edecek durumda bulunan kişilerin mescide gelmeyip, namazlarını tek başlarına kılmaları daha uygundur.

Fahr-ı Kâinat’ın soğan ve sarımsak yiyenlerle ilgili yasağı ve âlimlerin nezle ve grip gibi rahatsızlığı bulunanlar hakkındaki yorumlarına Müslümanların uymak hususunda ihmâl göstermelerini anlamak mümkün değil. Cemaat hâlinde kılınan namazlarda saf tutanlar arasında nefesi sarımsak kokanların eksik olmadığını izaha gerek yok. Çünkü, Hz. Peygamber’in buyruğuna uyarak sarımsak yedikten sonra camiye gelmeyenler mutlaka sık sık aynı durumla karşı karşıya kalmışlardır. Sâdece sarımsak kokusu mu? Yeşil soğan yiyip, namazda geğirerek midesindeki gazı ağzından sesli şekilde çıkaranlar da eksik olmuyor. Maalesef ne yardan, ne de serden geçmeyen cemaat hem soğan sarımsak yemeye, hem camide cemaatle namaz kılmaya devam ediyor. Nebî-i Zîşanın emrini umursamayıp, geldikleri camide arkada duvar kenarında bir yerde saf tutsalar ya! Bunu bile yapmayıp, en ön safa sokularak yanındaki insanları rahatsız, dolayısıyla da onların namazlarının ifsad ediyor. Yanılgıya düşerek bir defaya mahsus olsa neyse, ancak tansiyonunu ayarlamak amacıyla her gün yatarken bir diş sarımsak yutarak bunu alışkanlık hâline getirenlere ne demeli bilemiyorum?

Yasağın yalnız sarımsak soğan kokusu ile sınırlı olmayıp, cemaati rahatsız edecek olan her şeyi içine aldığı belirtilerek, nezle ve grip gibi hastalıklara yakalanan kimselerin başkalarına hastalık mikrobu bulaştırması riski bulunduğu için bu hâlde cemaate katılmasının sağlık açısından sakıncasına dikkat çekilerek mekruh olduğu ileri sürülüyor. Ne yazık ki, mekruh olduğu açıkça ifade edildiği hâlde grip ve nezle olan kişilerin de cemaate devam ederek hapşırdıkları, namaz sırasında secde yaptıkları yere burunlarından ifrazat damladığı, bu yüzden sık sık burunlarını silmek zorunda kaldıkları görülüyor. Bu hâliyle camiye gelerek cemaatle namaz kılarken hapşıran, burnundan gelen ifrazatı içine çeken, mendilini çıkarıp hırt diye burnunu silen kimsenin yanında saf tutanların içinde bulundukları durumu varın siz hesap edin. Resûlullahın gösterdiği yoldan gitmeyen bir müslümanın, aksi şekilde hareket ederek başkalarının rahatsızlık duymalarına hakları olabilir mi?

Allah’ın evi olarak şereflendirilen camilerin bir âdâbı (göz önünde bulundurulması gereken kaideler, usûller) vardır ve namazı kılarken tâdil-i erkâna (düzgün yapma) uymak gerekir. Yeri geldiği için şu hususa dikkat çekmekte fayda görüyorum: Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz, cemaatle namaz kılmanın önemi hakkında şunları diyor: İnsanlar ilk safın sevabını bilselerdi, ön safta durabilmek için kur’a çekmekten başka yol bulamazlardı. Yatsı ve sabah namazlarının faziletini bilselerdi, emekleyerek de olsa bu namazları cemaatle kılmaya gelirlerdi. Namazı ilk vaktinde kılmanın sevabını bilselerdi bunun için yarışırlardı.

Önemi bu kadar büyük olduğu için cemaate devam etmeye, cami âdâbına uymaya ve tesbihat ve aşr-ı şerifi bekleyerek camiden en son çıkanlardan olmaya gayret etmeliyiz. Bununla birlikte namazın dinin direği olduğunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi