Şimdi Kudüs-i Şerîfte Olmak Var İdi..

Yarın gece, “Mi’rac Kandili”. Hayırlı olsun, bereketlere vesile olsun inşallah.

Mi’rac, başlı başına bir olay. Öylesine büyük, o kadar anlamlı ve önemli ki, binbeşyüz yıllık İslâm Tarihi’nde yazılacak, anlatılacak başka hiçbir olay olmasa bile, anlatılması ömürleri dolduracak kadar engin ve derin; ibretli ve hikmetli bir olay bu. İşte bu saaatlare, sayfalara sığmaz olay, Mi’rac Gecesi, bu ulvî gecede cereyan etmişti.
Bakınız kandillerle müjdeleniyor; yarın Mi’rac gecesi.
Mi’rac, aydınlık Kudüs-i Şerîf gecesidir.
Müslümanlar bu mübarek gecenin yıldönümünü bu yıl da idrak etmeye, feyz u bereketinden istifade etmeye hazırlanıyor. Camiler, mine’l-bâb, ile’l-mihrap hınça hınç dolacak. Kürsüler, rahleler bir kere daha ihya olacak. Eller bu gecenin hürmetine bağışlanma, bereket, rahmet niyazı için kâinatın Hâlıkına doğru arşa açılacak. Gönüller aşk u şevk ile dolacak. Ruhlar, İlâhî rahmetle yıkanıp, sükûn ve itminân bulacak. Mü’minler geceyi ihya edecek. Seccadeler gözyaşları ile ıslanacak; secdeler, sahiplerini vuslata erdirecek. Binlerce coşkun cemaatin nefesiyle, kubbeler, sütunlar alınteri, sevinç gözyaşı dökecekler.
Bilmem Kudüs-ı Şerîf’i ziyaret mutluluğuna erdiniz mi? Hele sur içinin eski sokaklarını dolduran tarihi dinleme zevkine mazhar oldunuz mu? Kudüs-i Şerîf’te geçen her saat ileriye değil, geriye, önceye, tarihe doğru çalışır. Orada geçen dakikalar yaşayanları tarihe taşır. Kolunuzdaki saatin akrep ve yelkovanı, soldan sağa değil, sağdan sola döner, Kale içindeki taş, mermerden yapılmış buram buram tarih kokan yapılarını gezerken.
Hele bir de, gitmeden önce tarihi hakkında bir şeyler okuyarak, hazırlıklı ve bilinçli olarak uçağa binmişseniz, deymesinler keyfinize.. Çünkü Kudüs-i Şerîf’te insan, her geçen saatle bu günü değil de, dünü, maziyi yaşar. Öylesine tarih yüklüdür o, taş döşeli kıvrım kıvrım dar sokaklar. Mermer binalar, kemerler, kapılar, sütunlar, yollar, çarşılar, bulvarlar, meydanlar, tekkeler dergâhlar.
Tekkeler deyince hatırıma geldi; hiç unutmam; ilk günkü haremi şerîf ziyaretimizden sonra, ikinci gün rehberime, ikide bir : “Aman Melevîhâne, aman Kudüs Mevlevîhânesi.” hatırlatmasında bulunmuştum. Onun, “Hocam niye bu kadar üstünde duruyorsunuz, vakit bulursak belki” deyince, “Aman siz ne diyorsunuz; Buralara kadar gelinir de, Kudüs Mevlevîhânesi ziyaret edilmez mi? Benim bu yolculukta iki amacım var; biri, Hacer-i Muallak’ı okşayıp öpmek, Mescid-i Aksa’da secdeye kapanmak; diğeri de, yıllardır sesi sedası duyulmayan, ziyaretçisi bulunmayan, neyi kurumuş, kudümleri susmuş, rebapları dinmiş, tennuresi sönmüş Kudüs Mevlevîhânesi’ni, kapısının sövesiyle “görüşüp”, eşiğine basmadan geçip, ziyaret emek. ” demiştim. Namlı bir turizm şirketinin belki elli defa Kudüs-i Şerîf’e ziyaretçi grubu getirmiş tecrübeli rehberi olduğu halde Mustafa Bey, kulağıma eğilerek, “Hocam, doğrusu şimdiye kadar Mevlevîhâne’yi ne soran, ne isteyen, ne de bilen oldu. Ben de bilmiyorum. Bu arzunuzu yerine getiremeyecek olursam gerçekte müteessir olacağım.” demişti. Bu itiraf ve teslimiyet üzerine, ondan el çekip, konuyu yanındaki Kudüs-i Şerîf’li iki yardımcı delile açtım. Biri, hiç duymadığını, diğeri ise, varsa bileni bulabileceğini söyleyip, ertesi güne kadar beklememi söyleyerek yeşil ışık yakmıştı. Ertesi sabah ilk işim onu görüp, ne olduğunu sormak oldu. Gülen bir gözle, yerini öğrendiğini, akşam turundan sonra beraber gidebileceğimizin müjdesini verince, dünyalar benim olmuştu: İkindi serinliğinde Kale içindeki inişli-çıkışlı, taş döşenmeli dar ve karışık sokaklardan bir hızlı adımlarla hayli yürüdükten sonra Mevlevîhâne’ye ulaşmış ve zaman darlığını en iyi şekilde değerlendirerek, muradıma ermiştim.
Kudüs-i Şerîf’te insan binlerce yıllık bir zaman tünelinde yaşar. Hele muhayyile genişse, bütün semavî dinlerin hemen bütün nebî ve resullerinin hayatının resm-i geçidini seyreder insan, karşıdaki vadi ve yamaçları Zeytin Dağı’ndan tarassut ederken. Hemen karşınızdaki geniş harem-i şerîf’in ortasında yer alan Kubbetu’s-Sahra ve Mescid-i Aksa’yı süzgün bakışlarla seyretme zevkine erişince, güçlü bir şair, kuvvetli bir ressam olmadığınıza bir, hattâ bin sefer daha yanar, müteessir ve pişman olursunuz.
Mescid-i Aksa ve Kubbetu’s-Sahra’nın yer aldığı geniş platformda, pek çok sebil, musallâ, mescid, medrese, hücre, mihrap, minber vardır. Her birisi, yüzlerce yılın vefalı ama müteellim şâhitleri olarak size mahzun ve mükedder bakışlarla, el sallayıp, buyur ederler.
Kubbetü’s-Sahrâ’yı, bu aşk, muhabbet ve özlem sembolü kayayı meknuz anıt olan muhteşem yapıyı da doyulmaz nefasetteki çini pano ve kuşaklarıyla bezeyerek, bir nur topağı haline getiren Kanûnî Sultan Süleyman’ın hatıra kitabesini okuyunca, mübarek beldelere hizmeti, bir varlık borcu olarak telâkkî eden ecdadımızı bir kere daha rahmetle anar, ruhlarına Fatihalar ikram edersiniz. Rengârenk revzenlerinden süzülen gün ışığı, gönlünüzü doldurur, kendinizi bir rüya âleminde cevelân ediyor sanırsınız da, Hacer-i Muallaka’nın etrafını bir daha bir daha dolaşıp, seyretmekten kendinizi alamazsınız. Her tur size, tarihten sayfalar açar, Sevgililer Sevgilisi’nden doyulmaz rayihalar serper gönlünüze. Bu mübarek taşın altındaki menfezde gül kokulu seccadeler üzerinde secdeye kapanarak kılacağınız namaz, size miraç hazzını yaşatır. Miraçtan henüz dönen Sevgililer Sevgilisi’nin ardında kılıyormuş hissini, zevkini, huzurunu verir.
Kubbetü’s-Sahra’dan çıkmaya muvaffak olup da, önünüzdeki taş basamaklı geniş merdivenlerden bire birer inip, önünüze çıkan geniş şadırvanda abdest almakta olan müminlerin müteellim ama mütevekkil halleriyle hâllenip, nemli gözlerle yürümenize devam ederken, başınızı bir an için kaldırınca, muhteşem mâbed, Mescid-i Aksâ ile karşı karşıya gelirsiniz. Olduğunuz yerde bir süre donar kalırsınız. O ne haşmet, o ne debdebedir Ya Rabbî..
Bulunduğunuz halet-i ruhiyeden uyanıp, hele o gün mübarek Cuma ise, bu muhteşem mabede, sel gibi akan cemaate karışarak dâhil olur, hiç olmazsa eşikte yer bulabildiğiniz için şükredersiniz. Revakı, taçkapıları sizi, şefkatli bir anne gibi bağrına basar; Mihraba doğru uzanana sahınlar size kıblenin yönünü, mihrabın, minberin yerini gösterir ve ulaştırır. Kendinizi, dilsiz ama akvaryumda balık gibi hissedersiniz. O andaki halet-i ruhiyeniz mi? Anlatmaya kelimeler âciz kalır da benim, , tarif ve tavsif edemeyişim ondan..
Kudüs-i Şerîf’i gece gezdim, gündüz gezdim; Aç iken gezdim, tok iken dolaştım; Güneşin aydınlığında seyrettim, sokak lâmbalarının ışığında gördüm, doyamadım..
Kudüs-i Şerîf’e doyulmaz ki. Hem bu mübarek şehir anlatılmaz ki; ancak yaşanır. Şu aydınlık kubbe, bu mermer kitabe, harem-i şerife giderken önünden gelip-geçtiğim suyu kurumuş şu nazlı sebil; Osmanlı sultanının tuğrasını taşıyan karşıdaki selsebil, öteden, ta ötelerden kırk yıllık arkadaş gibi size el eder, gel diye.
Tren istasyonu mu? Korkmayın, asasına dayanmış duran, bir tarih şahidi gibi her şeye rağmen hâlâ ayakta. Ah, sizin hatırlatmanız ve ricanız üzerine teşehhüd miktarı lütfen oyalanıp, bir an evvel gitmek için acele eden şoförünüzün sabırsızlığı olmasa, daha size neler neler, ne vuslatlar, ne infiraklar anlatacak bakalım, şu karşınızdaki yorgun istasyon binaları, ıssız ve sessiz peronları, uzayıp giden trenyolları. 
Hz. Ömer’in mescidi, büyük hanım veliye Rabiatü’l-Adeviyye ve daha neler neler, kimler kimler, hepsi orada; Sizi beklerler.
Bir Mi’rac arefesinde Kudüs-i Şerîf, şimdi mahzun, müteellim, mükedder haliyle insana göz yaşı döktürmez mi? İslâmî asırların bu mütebessim, mamur, mesrur, beşus şehrine, bu Miraç yıldönümünde de, hüzün, elem, keder, acı yakışır mı? Onu tesellî etmek, gözyaşını paylaşarak, derdine ortak olmak için bu müstesnâ gecede onda, onunla olmak ne güzeldi.. Elhasılı, şimdi Kudüs-i Şerîf’te olmak var idi..
Şu mübarek gece hürmetine yalvarıyoruz: Kudüs-i Şerîf’i bizsiz, bizleri Kudüs-i Şerîf’siz bırakma Allahım.
Kudüs-i Şerîf’i yaşama zevkine eremiyenlere, bu gece bir büyük tesellî armağanı var; Sağ olsun TRT, bir ilki gerçekleştirmek üzere, o mukaddes şehirden, Mescid-i Aksa’dan , ilk defa ve hem de canlı yayın yapacak. Aşr-ı Şerîfler, ilâhiler, mevlid-i şerif bahirleri, kasideler, gönlümüzü dolduracak, hücrelerimizi doyuracak. Kalbi Mi’rac aşkıyla, Kudüs-i Şerîf muhabbetiyle meşbu canlara salâaa. “Buyurun bu gün saat 20.30’da TRT ekranı başına”. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi