Nerden başlaması gerektiğini bilmiyor insan hayata. Tanımadan sevemeyeceğini çok sonra öğreniyor. Kalbinin orta yerinde koca bir yara açıldıktan çok sonra. Sevmek ve sevilmek su gibi, ekmek gibi, nefes gibi gerekliymiş. Doğar doğmaz ihtiyacı hissedebiliyor vücudunun her zerresinde. Sevmek doğuştan gelen bir yetenek bazılarımız için. Sevilmek ise zamanla öğreniliyormuş.
Kimi seveceğini doğru seçemeyebiliyor insan. Taşıdığı her duyguyu sevgi sanıyor ya da her duygu sevgiden doğuyor. İlk ailede başlıyor sevgi. Önce annemizi sevmeyi öğreniyoruz. Baba sevgisiyle tanışıyoruz. Sonra sırasıyla kardeşler, akrabalar ve dostlar…
Ailede tattığımız o ilk sevgi ilerde yanılgılara düşürebiliyor bizi. Çünkü orda gördüğümüz sevgi tamamen gerçek, doğal, karşılıksız… Düştüğümüz öyle büyük bir yanılgı ki karşımıza kim çıkarsa çıksın onun sevgisini de gerçek sanabiliyoruz. Hayat boyu birileri geliyor, birileri gidiyor bizden. Kimini her şeyden çok seviyor kimilerini tarafından seviliyoruz. Kendi gözümüzle değil sevginin gözüyle bakıyoruz etrafa. Bu yüzde birçok kez göremiyoruz söylenen yalanları, yapılan ihanetleri ve en önemlisi sevdiğimiz kadar sevilmediğimiz gerçeğini.
Benim anlamadığım şey insan sevmediği halde nasıl seviyormuş gibi yapabiliyor? Sevgiler nasıl bu kadar hızlı yok olabiliyor? Ne yazık ki diğer her şey gibi sevgi de değersizleşti. Biz değersizleştirdik onu. Hunharca kullandık. Çok severek şımarttık, çok sevildiğimize inanarak kibir kapladı dört bir yanımızı. Sevdikçe yenildik, yenildikçe tükettik bazı şeyleri. Akıllandık peki? Hiç sanmıyorum. Yine olsa yine severiz. Yine olsa yine inanırız duyduğumuz her sevgi sözcüğüne. Buna inandığımız için biz mi bizi inandırdıkları için onlar mı suçlu? Doğru olan hangisi? Peki ya zor olan sevmek mi sevilmek mi?

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.