Şehrin intikamı

Gürültüyle uyandı şehir. Sokaklarda puslu bir hava vardı. Göz gözü görmüyordu. İnsanlar kaçışıyorlardı fakat bu çare değildi. Nereye gidebilirlerdi ki? Kaçabilirler miydi şehrin her gün aynı şekilde uyanışından, her gün biraz daha fazla tüketmesinden onları? Tabiî ki hayır.

Kaçış yoktu. Onlar alıştırmışlardı çünkü şehri buna. Önce kullanmışlardı şehri. Toprağını, havasını… Her şeyini kullandılar. Daha sonra şehir intikam almak istercesine harekete geçti. Hiç fırsat vermedi onlara.

Önceleri her şey çok güzeldi. İnsanlar kendi hallerinde geçiniyorlar, kendi meslekleri ile hemhal oluyorlardı. Şehir huzur doluydu. İnsanlar gülümsüyordu birbirlerine en azından. Hallerini hatırlarını soruyorlardı yolda gördüklerinin. Evlerin bahçelerinde resmen tarım yapılıyordu.

Meyveler, sebzeler… İnsanların uğraşları vardı. Emekli de olsa bir işin ucundan tutuyor, yan gelip yatmıyorlardı. İş hayatı ise zorluydu fakat insanlar bunu kolaylaştırıyorlardı. Birbirlerine yardım ediyorlar, destek olmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Rekabet yok denecek kadar azdı. Olursa da saygı ve sevgi çerçevesinde bütün işler hallediliyordu.

Aileler de mutluydu. Her akşam evde toplanılır, sohbetler edilirdi. Boşanma diye bir şeyin varlığı bile bilinmezdi. Katlanılırdı her şeye. Sineye çekilirdi. Daha sonra da unutulur giderdi. Çocuklar da mutluydu. Kendi evlerinde hapis hayatı yaşamıyorlardı. Belki istedikleri alınamıyordu ama yine de şükretmesini biliyorlardı. Zorluklar içinde okumaya çalışıyorlardı. Kitap, defter sıkıntısı çekiyorlardı. Yılmıyorlardı yine de.

Hal böyleyken bir gün şehre kocaman bir makine getirildi. Elektrik trafosu dediler adına. Garip bir şeydi. Gâvur icadı falan dediler önce. Sonra baktılar ki işlerini kolaylaştırdı onlar da benimsediler. İşte her şey o gün başladı.

Elektrikle çalışan bir sürü makine daha geldi şehre. Her alanda makineler yapılıyordu. Fabrikalar kurulmaya başladı. Önceleri insanlar orda çalışıyorlardı fakat bir sorun vardı. İnsanların yerine geçen makineler vardı. Onlara gerek kalmamıştı. İşsizlik diye bir kavram oluşmaya başladı. Cinnet, intihar gibi terimleri de kazandırdılar dilimize. Ocaklar söndürüldü, yuvalar dağıldı. İş sıkıntısı beraberinde rekabeti, hileleri, ayak kaydırmayı ve daha bir sürü insanların yararına olmayan sıkıntıları getirdi. İnsanlar birbirlerine yapmadıklarını bırakmadılar.

Toprak zehirlenmişti artık ve kabul etmiyordu hiçbir şeyi. İnsanlara yiyecek vermiyordu. Bu sorunu ithalat ile çözdüler. Siz yatın evinizde biz size ithal ederiz yiyeceklerinizi dediler. Hazıra alıştırıldı insanlar. Her şey ellerinin altında olunca yerlerinden kalkma zahmetine bile girişmediler. Sağlık sorunları patlak verdi sonra. İşler çığırından çıkmaya başladı.

Bu gelişmelerin hepsine farklı isimler verilebilir ama ben genel olarak şehrin intikamı diyorum. Yüz çevirirsek şehirden, nerden geldiğimizi ve nereye gideceğimizi unutursak sonumuz hiç iyi olmaz. Şehre köle oluveririz. Her sabah aynı saatte kalkar, rutin işleri yapar ve akşam da eve döneriz. İnsan olmayı unuturuz açıkçası.

İnsan olalım ve gereğini hakkıyla yerine getirelim her şey çok daha güzel olacak. Deneyin görün. Hadi!

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi