Ramazana İlgiyi Artıranlar

Ramazan ayında; televizyonlardaki iftar ve sahur programlarını, beğenerek izliyoruz. Resmi ve özel televizyonlar, Ramazan ayının özelliğine, ahlâkî ve edebî zenginliğine uygun iftar ve sahur programları hazırlıyorlar. Ramazan ayı, insanları sıkmadığı, ibadetten soğutmadığı ve usandırmadığı gibi, dinî programlar da seyirciyi sıkmıyor ve usandırmıyor.

Ramazan ayının gündüzlerinde selâtin camilerde öğle namazından önce vaaz ediliyor, öğle namazından sonra da seçkin hafızlar tarafından mukabele okunuyor. İbadet niyetiyle yapılan bu hizmet, aynı zamanda cemaat tarafından dinlendiği için bir bakıma Kur'an-ı Kerim eğitimine de katkıda bulunuyor. Ayrıca şehrimizde başta Kapı Camii olmak üzere bazı camilerde hatimle Teravih Namazı kıldırılıyor. Hatimle Teravih Namazı kıldıran imamların, sevap duygusunun yanında okuyuşları ve seslerinin güzel oluşu cemaatin ilgisinin artmasında önemli rol oynuyor. Demek ki bu işlerde sırf hafız olmak meseleyi halletmiyor. İbadetin rağbet görmesi, caminin cemaatle konuşması ve ilginin artması için Kur'an-ı Kerimi güzel okumak ve güzel sesli olmak gerekiyor.

Kubbeli kubbesiz, minareli minaresiz bütün camiler, kıblemiz Kâbe'nin şubesi mesabesindedir. Ayrıca Kâbe kutsaldır, her türlü hizmete ve saygıya lâyıktır. Yaygın olan bu kutsallık, Kâbe’nin varlığında toplandığı, milyarlarca rükû ve secde O mübârek mekâna, yöneldiği için Kâbe, Allah'ın evi olmaya hak kazanmıştır. Kâbe'nin huzurunda Allah-u Ekber diyerek namaza başlayan cemaatten yükselen amin sesleri, minarelerden yükselen tekbir sesleriyle bütünleşir. Kâbe'nin feyiz ve bereketi mü'min gönüllere ulaşır. Mü'minlerin, Ramazan ayına bakışları ve ibadet anlayışları genişlik kazanır, nefisleri terbiye olur, ezelî düşman şeytan siner, sevap ümitleri artar, Cenab-ı Hakkın rahmet ve merhametinden faydalanma şansları son derece yükselir.

Çok değil 10 sene önce, Ramazan ayında medyada iftar ve sahur programlarına bu kadar dikkat edilmez ve özen gösterilmezdi. Yakın zamana kadar iftar ve sahur programlarında güzel sesli bir hafız sadece Kur'an-ı Kerim okur, sonra çok ilginç ve tutarlı olmayan bir konuşma yapılır ve program biterdi. Kur'an-ı Kerim okuyacakları ve dinî konuşma yapacakları kısmen Diyanet İşleri Başkanlığı belirlerdi. TRT’nin dışında özel kanallar, Ramazan programlarına pek ilgi göstermezlerdi, yani program akışları içerisinde dinî konulara fazla yer vermezlerdi. Hatta Ramazan ayıyla ve oruçla ilgili kasıtlı haberler verirlerdi. TRT’de ki programlar da samimiyetin dışında resmi ve soğuk bir tavır sergilenirdi. Meselâ; tasavvuf musikisine her nedense yer verilmez, hatta bu tür musiki çok fazla bilinmez ve dinletilmezdi.

Televizyonlar programlarında yardımcı, hatta tamamlayıcı unsur olarak musikiyi kullanırken, dinî programlarda her nedense dinî musikiye yer verilmezdi. Bu konuda Amir Ateş ilâhî grubunun ve Ahmet Hatiboğlu tasavvuf musiki korosunun hizmeti ve rolü büyük olmuştur. Güzel Kur'an-ı Kerim okuyan hafızlar vardı ama, güzel ilâhî ve kaside söyleyen yani o alanı kendisine iş edinmiş meraklı ve makamşinas hafızlar pek yoktu. Belki vardı da medya onlara ilgi göstermiyor ve programlarında yer vermiyordu. Hele hele enstrümantal ilâhiler söylemek yadırganıyordu. Esasen bu türün televizyonda seyircisi de yoktu. O sebeple iftar ve sahur programları neşesiz geçer ve manevî bir haz vermezdi.

Hafız ve bestekâr Amir Ateş ilâhî grubunun iştirakiyle, TRT’de mübârek gün ve gecelerde düzenlenen mevlid programları seyirciye hoş gelmeye başladı. Ramazan bahanesiyle üstat Ahmet Hatiboğlu'nun koro halinde Tasavvuf Musikisi konserleri büyük takdir topladı ve bu alana ilgi duyulmasını sağladı. Bu tarz programlar reyting yapmaya başlayınca özel televizyonlar da, iftar ve sahur programlarına ilgi göstermeye başladılar.

Televizyonlardaki iftar ve sahur programlarının sempatik sunucuları bazen yurt içine ve bazen yurt dışına gidiyorlar. Mikrofonu oralarda Ramazanı yaşayan vatandaş ve soydaşlarımıza uzatarak düşüncelerini alıyorlar ve bize sevinçli dakikalar yaşatıyorlar. Onların yaşadıkları Ramazan sevinci ve serbestliği bizim hoşumuza gidiyor. Öyle bir hava oluşuyor ki kendimizi onların arasında görmek ve onlarla birlikte iftar sofralarına oturmak istiyoruz. Anadolu’nun değişik köşelerinden Ramazan manzaralarını evimize getiriyorlar ve manevi neşemizin daha da artmasına katkıda bulunuyorlar. Görüyoruz ve anlıyoruz ki ülkemizin her köşesi Ramazanın manevî havasını sevinçle yaşıyor ve gönlüne sindirmeye çalışıyor. Çarşıda, pazarda oluşan memnuniyeti ortaya koyan tablolar seyrediyoruz.

İftar ve sahur programlarında yurt dışına da uzanan televizyonlar, Ramazan rahmetinin nerelere ulaştığını göstermeleri bakımından çok faydalı oluyor. Özellikle Balkanlardaki Ramazan heyecanı her nedense bizi hemen kendine çekiyor. Kosova, Üsküp, Köstence, Kırcali, Gümülcine ve İşkotra’dan çok iç açıcı ve ümit vereci haberler alıyoruz. Balkanlarda yaşayan Müslümanların dinleri, dilleri, camileri, ezanları, ilâhileri, kasideleri, destanları, davulları, iftar sofraları, çarşı pazarları bizim bir parçamız.

Balkanlarda Ramazanı yaşayan soydaşlarımızı görünce, sorumluluğumuzun ne kadar büyük olduğunu bir kere daha hatırlıyoruz. Biz yalnız sınırlarımız içerisinde yaşayan insanlardan değil, sınırlarımız dışında kalan soydaşlarımızdan da sorumluyuz. Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında yaşayan, bizim gibi düşünen, bizim gibi heyecanlanan, bizimle üzülen ve bizimle sevinen soydaşlarımızın gelecekleri, bizim geleceğimize bağlı. Siyasal ve ekonomik açıdan güçlü bir Türkiye onların da huzur ve barış içerisinde yaşamalarına ve gönüllerince Ramazanı hissetmelerine destek olur ve olacaktır.

Kardeşlik mevsimi Ramazan ayı, inşallah bu şuurun yerleşmesine vesile olur.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi