Özümüzdeki Mutlu İnsan

Çok eskiden çağımıza süregelen manevi hastalıklarımızdan biri de mutsuzluktur. Eğer kişinin, toplumun yaşam tarzı, tüketimi, bencilliği, menfaat ve çıkar ilişkisine dayalı ise toplumun çöküş süreci başlamış demektir.
İnsanların kendilerine karşıt olan iki ahlaki yapının varoluşmuzla birlikte geldiğine inanıyorum. Bir yandan yardımlaşmayı, dostluğu, hoşgörüyü, sevgiyi içeren bir yapı, diğer yandan hırsı, bencilliği, adaletsizliğe, nefrete yatkın bir yapı bulunur. Bütün insanlarda bu iki eğilim de vardır. İnsanların hangi eğilimden yana olacağı, kişinin küçüklükten itibaren yaşanmışlıkları belirler. Dayanışma, sevgi, saygı bir insanda her anlamda pozitif duygular, egosu yüksek ortamlarda büyüyen insanda ise maddi ve manevi doyumsuzluklar baş gösterir.
Özellikle günümüzün derin bir şekilde yozlaşan dünyasında insanların yaşamını anlamsız, değersiz, zevksiz, amaçsız hale getirir. Böyle bir yaşam, insanları boş, moralsiz, zayıf, sıkkın ve benzeri hallere sokar. Hayal kırıklığından kurtulmak için yol ararken onlara bir süreliğine bir itiş gücü ve sahte bir dinamizm kazandıran geçici tatminler yeni tür deneyimler bulabiliyorlar ama bu onların durumunu değiştirmiyor, memnuniyetsizliklerinden kurtarmıyor.
İnsan maddi başarısızlıklarını, toplumda yer aldığı rütbesini, düşüşlerimiz, kayıtlarımızla meşgulüz. Oysa insanın özünde olan insan sevgisi, saygısı, birbirimize karşı hoşgörüyü, veren el olma çabası içerisinde olmayı, sağduyuyu, hakkaniyeti, kaybetme yolunda adım adım ilerliyoruz. Bütün insanımız için Hz. Mevlana'nın bize hatırlattığı bir ders var: 'Bu dünyadan geçen kimse ölümden dolayı ne acı, ne pişmalık, ne de kayıp hisseder. Sadece elinden kaymasını müsade ettiği şeyler için yüzlerce pişmanlık hisseder.' diyor.
İnsanın dünyevi kısa ömrü mutluluğu aramakla geçer. Mutluluğun aslında zenginlikte, mevki makamda, alıverişte, yiyip içmekte, gezmekte, kendi egosuyla sarhoş olmakta zanneder. Tolstoy şöyle diyor 'Tüm mutsuzluklar yokluktan değil, çokluktan kaynaklanır.' Çünkü hayat bir makinedir ne kadar basit ve teferruatsız olursa o kadar az bozulur ve kolay çalışır.
Bu yüzden insan kaybettiği, insan sevgisini, saflığını kazanmak zorundadır. Varlığını egosunda, cehalet perdelerinden sıyırmak zorundadır asıl mutluluğun tevazuda, hoşgörüde, cömertlikte, sevgi ve saygıda, Rabb'imize tesimiyetle gerçek mutluluğa götürür. Eğer varlığımızın köklerine dönersek bütün varoluşumuzun kaynağını bulursak, kim olduğumuzu kavrayacağız, kendimizi bulma yolunda ilerleyeceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi