Mevlâna ve Mevlevîliğe Dair Enfes Bir Kaynak: NİSÂBÜL-MEVLEVÎ
Yedi yüz yıllık zaman içerisinde, Hz. Mevlâna ve Mevlevîliğe dair, Doğu’da ve Batı’da, çeşitli dillerde pek çok eser yayınlanmış. Hele, 2008, UNESCO tarafından “Mevlâna Yılı” olarak ilân ve ilâm edilince bütün dünyada olduğu gibi, yurdumuzda ve bilhassa şehrimizde de bu konularda pek çok kitap raflardaki yerini aldı. Seviyeli, kaliteli olanlara minnettarız. Ama bu arada avgazdan kaçan öyleleri var ki, gerçekleri saptırıyor, fayda yerine zarar veriyorlar. O kadar ki, bu mahiyette olanlar, bazı kitapçılarda ortada, Muhacir Pazarı’ndaki marul yığınlarını andıran şekilde yer aldılar; sanki sebil mübarek.. Fiatı ise, bedavadan birazcık pahalı, sudan ucuz; Yazan da, yayan da elden bir an önce çıkarmak için olsa ki, müsta’mel kitaptan daha az bedelle; belki de bazı müşterilerine üstelik hediye de vererek ikram ettiler. Çoğu da, bulundukları yerde yığın halinde hâlâ saf okuyucular beklemekte..
Hz. Mevlâna’nın eserlerini, Mevlevîliğe dair kaynakları, orijinal dillerinden okuyamayacak,anlayamayacak durumdaki sözüm onlara nevzuhur yazarların bu yayınlarının, ne dereceye kadar gerçekçi ve sağlıklı olabileceği, iz’ân ve irfânlara havale olunur.. Memleketimizde, yeni dünyaya gelen çocuğa konulacak ad için bir süzgeç vardır da, ulu şahsiyetlerimize dair yapılan yayınlar için, her hangi bir ince elek maalesef mevcut değildir. Böyle olunca da, eleğe dökülenlerim hemen hepsi aşağıya geçip, sonunda sıvayı, seramiği bozuyor.
Bunların bir hayli zararlı olduklarını, bazı konuşmacıların yanlış düşünce, iddia ve yaklaşımlarından olduğu gibi, zaman zaman bize yöneltilen sorulardan da anlıyoruz. “Hocam, Hz. Mevlâna ve Mevlevîliğe dair çok yayın var. Bu arada hiç akıl erdiremediğimiz ve yakıştıramadığımız düşünceleri içerenlere de rastlıyoruz.. Şaşıyor ve şaşırıyoruz. Şimdi bu konularda biz hangisini okuyalım ve soranlara hangilerini salık verelim?” diyorlar. Hadi bakalım, biz işi gücü bırakıyor, onlara konuları baştan anlatıyor, onlardaki yanlışları delilleriyle düzeltiyor, güvenilir kaynakları tavsiye ediyoruz.. Sonunda da, zehirin hiçbir zaman küflü teneke bardaklarda sunulmayacağını hatırlatıyor ve renkli, parlak, cıvıl cıvıl gösterişli yayınlarla bu konuda zihinleri bulandırmak isteyenlerin hile ve desiselerine dikkatlerini çekiyoruz..
Hz. Mevlâna ve Mevlevîlik hakkında son yıllarda yapılan yayınlar arasında hele şükür ki, ilmî değeri hâiz, sadre şifa veren, göz ve gönülleri doldurup, bezeyenler var. Hem de hayli fazla. Bu yazımızda üzerinde durmak istediğimiz bir örnek, Şeyh İsmail Ankaravî’nin değerli eseri, “Nisâbu’l-Mevlevî”. Eserin aslı, Farsçadır. Ünlü Mevlevîlerden Tâhiru’l-Mevlevî, bilmeyenlerin bu kıymetli eserden mahrum kalmamaları için, Osmanlı Türkçesi’ne çevirmiş. Asırlar boyunca, Mevlevî muhip ve müntesiplerinin başucu kitabı olan bu önemli eser, Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi’nin çok çalışkan ve kıymetli müdürü Bekir Şahin tarafından yeni yazıyla bu günkü nesle kazandırılmış durumda. Şahin Bey’in bize de armağan ettiği, Damla Yayınevi tarafından gerçekleştirilen bu baskısının künyesi şöyle: (Damla yayınları: 1117; Kültür Kitapları Dizisi: 14; Kitabı Yazan: Şeyh İsmail Ankaravî; Hazırlayan: Bekir Şâhin; Baskı: Çevik Matbaası; Cilt: Erdoğanlar Ciltevi; Birinci baskı: Kasım 2007; ISBN: 978-975-381-928-2).
Güzel tertip ve temiz baskı ile okurlarına sunulan orta boy ebadlı bu eser, 223 sayfa. Önsöz ve Mukaddeme’den sonra, üç bölümden meydana gelmiş. Bunların ana başlıkları şöyle: “I: Bölüm: Tarîkat Âdâbı”; “II: Bölüm: Şerîat Âdâbı”; “III: Bölüm: Marifet ve Hakîkat Âdâbı.”. Her birisi başlı başına büyük önemi hâiz olan bu konular, çok sayıdaki alt başlıklarla ele alınıp, çok güzel şekilde tahlil edilmiş. En sona da, alfabetik dizin eklenilerek, istifade edilmesi artırılmış.
Nisâbü’l-Mevlevî, yediyüz yıldan beri çeşitli coğrafyalarda, değişik iklimlerde; dini, dili, mezhebi, meşrebi, ırkı, kültürü, anlayışı, idraki farklı yüzbinlere yüzbin insanları “Sikkesi” altına toplamış bir yol olan Mevlevîlik hakkında, gayet yetkili bir şahsiyet tarafından yazılmış bir nâdir eserdir. Ehil bir mevlevî sîma tarafından Osmanlı Türkçesine çevrilmiş meşhur kaynaklardandır. Asırlardan beri, yerli-yabancı pek çok ilim adamı ve araştırmacının başvuru kaynağı olagelmiştir. Bu gözde eserin bu günkü dile kazandırılması, yeni nesillerimizin, son derecede istifadeli bir kaynağa kavuşmalarını sağlamıştır.
İnanıyorum ki bu yayın, Hz. Mevlâna’nın ve Mevlevî Medeniyeti’nin gerçek yüzüyle ve daha iyi tanınıp, anlaşılmasını temin edecektir. Tahlil ettiği konuların zevkine erenler, bu ulvî terbiye ekolüne sataşarak meşhur olmak isteyenlerin entrikalarını boşa çıkaracaktır. Aynı zamanda, kimliğini yedi asır önce, “Ben Kur’ân-ı Kerîm’in kölesiyim; Sağ olduğum müddetçe Hz. Muhammed Mustafa’nın yolunun toprağıyım.” diye ilân eden Hz. Mevlâna’yı kendi süflî emellerine âlet etmek için çırpınarak onu, “Dinler üstü büyük dâhî”, “ En büyük humanist” gibi zırva iddialarla istismar etmeye çabalayanların da çanlarına ot tıkayacak malzemelere sahiptir.
Bu eserle, Hz. Mevlâna’yı, onun aydınlık medeniyet yolu olan Mevlevîliği, gerçek mânâ ve mahiyetiyle tanımak isteyenlerin eline çok güzel bir fırsat ve imkân geçmiştir. Kullanabilenlere ne mutlu.. Gençlerimizin bu eserle buluşmasını sağlamada emeği geçen her kese gönül dolusu teşekkürler.
Aşk olsun efendim;
Aşkınız ziyade olsun efendim..




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.