Meslekte 30. Yıl
Sene 1985. Aylardan Ocak. Yeni Konya Gazetesi’nde başladık mesleğe çırak olarak.
Basketbolcu olma hayaliyle pota altında geçen ve cebinize konulan harçlıkları hovardaca tükettiğiniz güzel günlerde kulağınızdan tutulup, biranda meslek sahibi olmak ne kadar ilginç değil mi?
Yerinde duramayan, okumaya niyeti hiç olmayan, tek sevdası basketbol olan 16 yaşında bir gençtim..
Kendi çapımızda iyiydik de hani o zamanlar, eski adıyla Devrim Ortaokulu’nda 3 yıl basketbol oynadım, Şekerspor gibi iyi bir kulübün lisanslı basketçisi olmuştum bu sayede… Lakin okul takımında olmamıza rağmen dersten çok başka şeylerle meşguldük. Takımında yeraldığım Ortaokulu bile bitiremedim yani anlayacağınız. Liseye de gitmedim. Hoş bugün birçok kişi bana hala hangi fakülte mezunu olduğumu sormaya devam ediyorlar ya bu da işin diğer bir enteresan yönü.
Gençlik işte ne desek boş bugün.. Keşkeler ile dolu geçmiş zaman. Bu keşkelerden birisi de okumaktı benim için.. Okulda da kalınca rahmetli Kore Gazisi Dedem tuttu kolumdan “Evlat ne istiyorsun ne yapacaksın? bak iyi düşün, yarın pişman olursun, zaman öyle bir geçer ki ne olduğunu anlayamazsın bile” dedi. “Ben okumayacağım basketçi olacağım dedecim” dedim nasıl kızdı hala kulaklarımda.
Dedim ya benim için bir tutkuydu basketbol.. Daha 16 yaşındayım. Gelecek planlamak kim ben kim? Gezelim tozalım, paraları yiyelim, araba da var; atlayalım gezelim, hayat süper. Plan yapan kim?..
Tabi fırçayı yedikten sonra ağır konuştu; o güne kadar dedemden hiç öyle laf yemedim çok ağrıma gitti. O akşam evde yemek bile yemedim o derece üzülmüştüm. Çünkü kıymetlisiydim ben O’nun.. Bırakın sesini yükseltmeyi hep el üstünde tutardı. Demek ki vardı bir bildiği.
Düşündüm, çok düşündüm o gece. Ne yapacağız? Mesleğimiz ne olabilir? Uyumuşum. Sabah annem uyandırdı “Haydi kalk deden bekliyor işe gidecen” dedi ben dondum kaldım öylece. Annem “Babahasanların yanına götürecek deden seni. Matbacı olursun, hem onların gazetesi de var” dedi.
Ne işi diyemeden bir anda film şeridi gibi okulda tiyatro kolunda bir gazetecinin yaşadığı bir olayı sahnelediğim an geldi gözümün önüne. Okul Müdürümüz Türkçe dersimize giren Mesut İzgili, oynadığım tiyatro sahnesini çok beğenmişti, çünkü elime aldığım fotoğraf makinesi ile sahneden izleyicilerin gerçekten fotoğraflarını çekmiştim. “Gazeteci edasındaydın, iyiydin, aferin” dedi. Ne kadar sevindiğimi anlatamam.
İşte böyle heyecanla çıktık yola. Babahasanlar da kimdi acaba? Mevlana Caddesi’ndeki Alaaddin’den bakınca türbenin manzarasını kapatıyor diye yıkılan tarihi dev kemerli İş Bankası’nın arkasında kalan Yeni Konya Gazetesi’nden içeriye adımı attık dedemle. Sene 1985. Aylardan Ocak.

Rahmetli Adil Gücüyener elleri göbeğinin üzerinde klasik oturuşuyla karşıladı bizi. Meğer çok eski komşuluk ve iyi bir dostluk varmış iki aile arasında. Hoş muhabbetten sonra sadede gelindi ve biz emanet edildik.
Adil abi telefon ile aradı, sevgili ustam rahmetli Selçuk Yelli geldi meseleyi anladıktan sonra “Gel bakalım canavar” dedi ve biz çıktık yukarıya. Kocaman bir makine beni oldukça şaşırtmıştı. “Gazete buradan dizilir, bu makinaya Entertyp denir. Haydi bakalım hayırlı olsun” dedi rahmetli. Çırakları olduğum için gurur duyduğum İbrahim Başcı ve Ahmet Göçergi ağabeylerim ile omuz omuza çok güzel yıllar geçirdik. Mürettiphanede ustaların ustası Rahmetli İhsan dayıyı (Küçükarıcılar), mücellithanede rahmetli Boduk Ali ağayı (Alpözen) unutmam mümkün değil.
Yeni Konya Gazetesi’nin kurucusu Rahmetli Mustafa Naci Gücüyener’e hayran olmuştum. Dik duruşu giyinişi, konuşması beni hep etkilemişti. Büyükbabam namı diğer Bomonti Osman Markupçu da aynı şekilde dik durur, gür konuşurdu. İkisi de bugünkü duruşuma etki eden insanlardı.
İşte ilk adım burasıydı. İş hayatı nedir, mesai nedir bilmezken biranda kendimi gazetenin o inanılmaz kasvetli, hareketli, her anı heyecan dolu havasının içerisinde bulmuştum. Ancak basketbola veda etmek zorunda kaldım. Çünkü asla ne antrenmana ne de maçlara gitmeme izin çıkmamıştı.
Çok güzel günlerdi ama zaman hızla akıyordu. Derken gazete tipodan ofset baskıya geçti biz de dizgiden pikaj montaja sonrasında karanlık odaya geçtik. Artık haber merkezi ile aynı kattaydık..
Meslekteki duayen ağabeylerimizin kalemlerine hayran olduk o günlerde. Hayata bakış açılarından dersler çıkardık. Haber nasıl yazılır, fotoğraf nasıl çekilir köşe yazısı nasıl olmalının engüzel örneklerini bu yıllarda adeta okulunda öğrendik. Gazeteci duruşunu gördük. Manşet nasıl atılırı öğrendik Haşmet Öyken abimden. Polis muhabirliği nasıl yapılırı, film nasıl banyo edilir nasıl karta basılırı öğrendik Ahmet Sarı ustamdan. Gazeteci nasıl olmalı, araştırma nasıl yapılmalının inceliklerini gördük Nurettin Özkan abimden. Rahmetli Ömer Karadeniz’den dostluğun manasındaki sıcaklığı öğrendik. Sporda bir duayen rahmetli Galip Yenikaynak’tan sayfa tasarımı ile dev kaleminin satırlara dökülen tecrübelerine an be an şahit olmanın hazzını yaşadık. Ekibindeki Uğur Özteke ve Hüseyin Oğuz’dan spor muhabirliğinin inceliklerini gözlemledik. Matbada Hakkı Vadi’nin ustalığını, dost canlısı ağabeyliğini gördük. Yazsak o yılları yaşanmışlıkları kocaman bir kitap olur inanın.
Çok şey öğrendik yıllar boyunca Yeni Konya’da. Ordaki ağabeylerimin üzerimde çok emeği vardır. Onların mesai arkadaşlığı, akrabadan öte yakınlıkları dostluklarının samimi sıcaklığı vardır unutulmazlarım arasında.
Dedim ya yıllar su misali aktı gitti ve biz askere gittik. Asker ocağında da mesleğimin farkı ile çok rahat ettim. Şans bu ya; yıllarca atıl durumda bekletilen bir Entertyp ile karşılaşınca el üstünde tutularak bitirdim askerliğimi, hatta zorla kaçtım diyebilirim çünkü Entertypten anlayan olmadığı için sivil memur olarak askeri matbada kalmamı istiyordu komutanım. Ve askerlik dönüşü Celalettin Boyalı ağabeyimin kurduğu bir şirkette gıda üzerine dergi ve haftalık gazete çıkarttık. Sonrasında Konya Postası’nda 6 ay kadar pikajda mesaiye devam ettik. Rahmetli Orhan Samur’un teşvikleriyle muhabirlik aşkı daha da ağır basmaya başladı o dönemde. Derken Yeni Konya’daki ustalarımın da transfer oldukları, yepyeni bir heyecan ile çıkan Merhaba Gazetesi’nin seçkin ekibine biz de dahil olduk 1994 yılında.

Artık muhabir olma yolunda dev bir adım atmıştık. Fotoğraf makinem olmuştu. Rahmetli Hasan Korucu şefimden adliye polis muhabirliğinin ve olayların nasıl haberleştirileceğinin inceliklerini öğrendik. Can dostum, yoldaşım, sırdaşım, yıllar sonra yine bir arada çalışma şansını yakaladığım çok değerli Ali Sait Öge ağabeyimden hastane - polis muhabirliğindeki tecrübelerini aldık. Hastane adliye emniyet üçgeninde muhabirlik yaptık uzun yıllar boyunca. Çok iyi dostluklar kurduk gerek hastanede gerek emniyet teşkilatında. Bu sayede kimsenin alamadığı bilgileri alabilir hale gelmiştik. Meslek hayatımın en güzel yıllarıydı bu dönem. Çok sayıda ödülle emeğimizin karşılığını da alıyorduk. Bir yandan haber çıkartırken aynı zamanda birinci sayfanın mizanpajıyla ayrıca 3 sayfanın da editörlüğünü yapmaya başladık. Sağolsunlar İletişim Fakültesi’nden eniyi 1. Sayfa Mizanpaj Ödülü de aldık. Sonrasında ise Mustafa Arslan ağabeyin yoğun ısrarları ile gazetenin gelirini artırmaya kısacası reklama dönük faaliyetlerde görevlendirildik, ekonomik ekler çıkarttık. O dönemde Konya’da kimsenin bilmediği fuar özel eklerini ilk ben hazırladım. Merhaba Şehir ekinin isim babalığını da editörlüğünü de yaparak gazeteye katkı sağlamaya çalıştık yıllar boyunca. Sanayi sanayi gezdik. Hiçbir gazetenin uğramadığı sanayilerde bile çaycı, tornacı, bakırcı, kaportacı, hurdacı demedik her dükkana girdik kartvizitimizi bıraktık acaba eleman ilanı verir mi diye. Öyleki iki ayda bir Rifat Tankut abim 500 adet kartvizit bastırırdı da yetişmezdi.
Reklamcı olduk çıktık o ara. Bu süreçte Sürekli Basın Kartı sahibi de olduk. Hatta bazı yeni muhabir arkadaşlar Sürekli Basın Kartı taşıyan reklamcı mı olur? diye alay bile ediyorlarmış ardımızdan. Bilmezler ki yıllarca o günün kıt teknolojisiyle çalıştığımız, çilesini çektiğimiz günleri.. Hatta kazası, cinayeti morglarda ceset resimlerini nasıl çektiğimizi… Polis muhabirliği yapmayana gazeteci bile denmezdi bizim dönemimizde. Biz o yıllarda rehin de alındık ve polis operasyonuyla kurtarıldık kim hatırlar? Sefasından çok cefasını çektik kısacası biz bu mesleğin. Öyle basitçe yorumlar yapmak kolay tabi bugünkü yeni yetmelere. Biz daktilo ile haber yazanlardandık daha ne diyeyim ki?…
Derken kurumun kardeş kuruluşu Kanal 42 Televizyonu’nda Kurumsal İletişim Müdürü olarak görevlendirildik 2012 yılında. Ahmet Turan ile yine bir araya geldik. Uyduya yeni çıkan televizyonumuzun daha iyi yerlere gelebilmesi adına elimizden geldiğince mücadele ettik. Kısa sürede çok sıkıntılı süreçlerden geçtik. Televizyon hiç de bizim alışık olmadığımız bir kulvar olmasına rağmen zorlandığımız günlerde ekip arkadaşlarımızın destekleriyle ayakta durmaya çalıştık. Çok çabuk kaynaştık bu alanda da oldukça yoğun bir şekilde mesaimizi verdik. Zorlandık sanırım ki bu süreçte rahatsızlandık.
Ağır bir kalp ameliyatı geçirdik, by-pass olup 3 damar değiştirdik. Yeniden doğmuş gibi olduk 2013’de tabi ki Allah’ın izniyle. Meslekten kopmadık ama sağlık açısından çok yıprandık çok eskidik. Kalp rahatsızlığı öyle bir hal aldı ki tempoyu biraz artırsan, biraz stres, biraz üzüntü yapsan sizi hemen etkileyebiliyor inanın.
1985-2015…

Evet sevgili dostlar. 30 yıllık meslek hayatımızın özetleyebildiğim kısmı bu kadar. Acı tatlı o kadar çok anımız var ki hepsi de mazide kaldı gitti. Yakında Emekli oluyorum. Çilesini çektiğimiz ve severek emek verdiğimiz 30 yıllık bir dönemi sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyduğumu ifade etmeliyim.
Bu saatten sonra artık biraz hayatın keyfini çıkarma vaktidir sanırım. Kimbilir zaman ne gösterir?. .
Sağlık ve mutluluk dolu günler dileğiyle…





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.