Mehmet Parlak: Erbakan hocamızın vefatının 10. yılı anısına

Mehmet Parlak: Erbakan hocamızın vefatının 10. yılı anısına

Anadolu Gençlik Derneği Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Parlak'ın kaleminden Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan.

Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız deyince aklımıza iman, aşk, azim, kararlılık… vb heyecan verici ifadeler gelir. Hakikaten ömrünü adadığı İslam davasını yeryüzünde hakim kılmaya çalıştı. Asrın idrakine sunduğu esaslar şu anda tüm dünyada takip ediliyor. 

Biz herhangi bir insanlığın sorunu ya da ekonomik bir sorun ile karşı karşıya kaldığımızda “Erbakan Hoca olsaydı acaba ne yapardı?” demek mecburiyetinde kalıyoruz.

Erbakan hocamız 7’den 70’e, herkese acaba içinde yaşadığımız dünyanın yerine “Yeni Bir Dünyayı” nasıl kurarız diye çalışmış ve bunun nasıl olacağını göstermiş, D-8 ile yeni bir dünyanın temellerini atmıştır.

Erbakan hocamız, İslam kardeşliğinin bu dönemde Siyonistlerin oyunlarına gelmeden nasıl olacağını göstermiştir.

Hocamız bir yandan içeride kadroları yetiştirirken; belki de ”Onlara mahalle ve sınıf temsilcisi” atayıp atamadığını sorarken, dışarıda ise İsla m Birliği nasıl kurulur?, Adil düzen nasıl olur? sorularına cevap veriyor, projelerini açıklıyor, böylece Müslümanların dünya siyasetini belirliyordu.

Hocamız içerideki yerli işbirlikçilerin yalan haberlerine ve iftiralarına aldırmadan mücadelesine devam ediyordu.

Erbakan hocamız yerli ve milli olmayı öğretiyordu.

İnanç tekeden bile süt çıkartır diyerek toplu iğne dahi üretilmeyen bir ülkede ağır sanayii hamlesi başlatıyordu.

Kimsenin ikna edemediği insanları ikna ediyor ve onları da aynı hedefe yönlendiriyordu.

Tüm teşkilatlarına motivasyonla çalışmayı öğretiyor ve önden çekiyor arkadan da itiyordu.

Çok büyük bir hedef gösteriyor ;”Hedefiniz 2. Yalta Toplantısı” diyerek yaşadığımız dünyada 1.Yalta Toplantısı ile sömürü düzeni kuruldu ise de yerine; “Adil ve Yeni Bir Dünyayı milli görüşçüler olarak bizler kuracağız” diyordu.

Erbakan hocamız bizlere; “Bir milletin asıl gücünün tank, top, tüfek değil; imanlı inançlı evlatlarıdır.” diyor, imanlı ve şuurlu gençliği yetiştirme vazifesini veriyordu.

Tarihimizdeki önemli şahsiyetleri ve zaferleri bize tekrar tekrar hatırlatıyor, ufuk ve hedef çiziyordu.

“Kim Mgv’de ve Agd’de görev alırsa dört fakülte bitirmiş gibidir” diyor ve bize her yaşta Allah için çalışmamız gerektiğini aktarıyordu.

Bize bir işin sadece yapılmasını değil, bir de zamanında yapılmasını gösteriyordu.

Bir işin sonunu düşünerek “Sonra ne olacak?”, “Eee?” diyerek yaptığımız işi Allah’ı görüyormuşçasına ve Onun rızası için yapmayı öğretiyor, böylece bize devamlı Ahireti hatırlatıyordu.

Bu dava, makam ve mevki davası değil bu davanın Rabb’e kulluk davası olduğunu söylüyordu.

Nefs terbiyesinin esas alınması gerektiğini ifade ediyor “Gündüz mücahid gece zahid” olmamızı istiyordu.

İyi insan olmanın şekille değil “insanlığa faydalı olmak için çalışmakla” olduğunu öğretiyordu.

Haritada yerini dahi bilmediğimiz ülkelere yardım ediyor ve haksızlıkların son bulması için durmadan mücadele veriyordu.

Nerede bir kan, gözyaşı veya zulüm varsa Erbakan hocamız sadece basın açıklaması yapmak yerine heyetler gönderiyor, imkanlar ölçüsünde her türlü diplomasiyi devreye sokuyor; bir şekilde o zülmü ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Ki Allah’ımızın lütfu ile kalkıyordu.

O hep medyanın gösterdiğinin dışında olayların farklı boyutlarını göstermeye çalışıyordu.

İslam dinari diye bir tabiri ondan duymuştuk. Müslümanların kendi para birimine geçmesi gerektiğini söylüyordu.

Faizci kapitalist düzenin ne olduğunu öğretiyordu.

Teknolojiye Allahın rahmeti olarak bakıyor, emperyalist güçlerden daha üstün teknolojiyi nasıl üreteceğimizi anlatıyor ve yaptırıyordu.

Mescidi Aksa, Kudüs sevdasını ve davasını O’ndan öğreniyorduk.

Meselenin mezhep, meşrep ve tarikat olmadığını asıl meselenin ümmet olunması gerektiğini gösteriyordu.

Tabiri caizse Hocamız, avucunun içine dünyayı almış, acaba dünyanın hangi yerine nasıl yardım edeyim diye gece gündüz çalışıyordu.

Erbakan hocamız bize vefayı, nezaketi, zerafeti, sadakati öğretiyordu.

O edebi takvayı, kula kul olmamayı gösteriyordu.

O yılmamayı, son nefesine kadar hakkı tebliğ etmeyi resmediyordu.

Hastane koridorlarında bile ümmet için Cihad etmemiz gerektiğini gösteriyor, hasta yatağında dahi toplantılara devam ediyor, “Mücahit at sırtında (görevde) iyi olur” diyordu.

O İslam’ı yaşıyor, fert-cemaat-toplum olarak yaşamamızı istiyordu; çünkü Hocamızın derdi “Canıyla ve Malıyla Cihad eden bir mümin olabilmekti.”

Kendisinin söylediği gibi “Hedefe kilitlenmiş füze gibi” hiçbir şeye aldırış etmeden, muhsince, muhlisçe ve mücahitçe bir ömür yaşıyor ve 27 subat 2011 günü bedenen aramızdan ayrılıyordu.

Erbakan Hocamız her ne kadar aramızdan ayrılsa da hedefe kilitlediği kişiler, fikirler (füzeler) devam ediyor.

Allah O’na rahmet eylesin. Rabbim cennetinde hepimizi cemeylesin.(Amin)

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.