Kuşların Cebi ve Birkaç Şey
Fonda Le Trio Joubran çalıyor, vakit akşam, aylardan haziran. Sıcak bastırmaya hazırlanıyor, ilkbahar serinliğini korumaya çalışıyor. Şehirde çatışma var adeta. Günlerimiz hava tahminleri ile geçiyor. Acaba yarın hava nasıl olacak?
**
İki ihtimal var gibi gözükse de ihtimaller birden fazla aslında. Normalde hava ya iyi olur ya da kötü, hadi bir de karışık durumunu eklersek üç durum olsun. Peki bize göre kaç ihtimal var? Bizim o anki ruh halimize göre değişmiyor mu havalar? Biz mutluysak havanın pek önemi var mı? Belki de vardır bilmiyorum. Ama şu ihtimal de akla gelebilir; biz mutsuzken hava güzelse ne olacak? Ya da hava kötüyse bizim halimiz nasıl değişir?
**
Güneşi görmediğim günlerde içim huzursuz oluyor, hiçbir şey yapmak istemiyorum. Evden çıkasım bile gelmiyor hatta. (Ki zaten evden çıkmayı pek sevmem.) Gerçi burası benim evim mi onu da bilmiyorum. Sizin eviniz neresi?
**
Evler, küçük dünyalarımız… Büyüklüğü önemli değil. İçinde huzur varsa, sevdikleriniz varsa her yer güzeldir. Bir kulübe de, koca bir saray da. Ama sizi kendine çeken şeyler yoksa işte işiniz biraz zor. Sevemezsiniz bir türlü. Duvarlarla anlaşamaz, kapıları yüzünüze kapanıyor gibi hissedersiniz. Kaçıp gitmek istersiniz, kaçamazsınız da. Çünkü sevdiklerinizi geride bırakmak istemezsiniz. Geceler uzun olur orda. Karanlık düşünce şehre odanız biraz daha sıkıcı hale gelir. Çareyi kitaplarda bulursunuz. Açarsınız ve sayfaların arasında kaybolursunuz. Kahramanların yerine koyarsınız kendinizi ve sabahı ediverirsiniz.
**
Kuşları sever misiniz? Kim sevmez ki. Severim ben de. Ama türlerini bilmem pek. İsim isim sayamam hepsini. Konuşamadığımız için olsa gerek. Gizemli varlıklar kuşlar. Bizlere bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar ama biz anlamıyoruz. Güzel bir ezgi ile geçiyorlar önlerimizden. Kuşlar hakkında her şey söylendi mi ki? Bilmiyorum. Ama vardır mutlaka söylenmedik bir şeyler. Mesela kuşların cepleri var mı diye soruldu mu daha önce? Bizim var değil mi? Ellerimiz koyacak bir yer bulamadığımızda sığındığımız ceplerimiz var bizim. Onların da var mı ki? Yoksa da farketmez zaten. Onların buna ihtiyacı yok ki. Onların sevdikleri hep yanlarında değil mi? Birbirilerini hiç üzmüyorlar. Nasıl üzsünler çünkü birbirlerine ihtiyaçları var. Ama biz… ihtiyacımız olanları bile çok rahat bir şekilde üzebiliyoruz. Sonra da pişmanlık yaşıyoruz. Üzülüyoruz, üzüyoruz. Her şey karşılıklı derler ya bu hayatta, tecrübeyle öğreniyoruz işte bunu.
**
Kaybetmenin ardından da özlemek geliyor. Özlemek… Yedi harften oluşan bir kelime değil sadece. İçinde neler gizler neler. Duygulara tercümandır bazen. Bir “özledim” dersin bütün kapılar açılıverir, bir “özledim” dersin uzaklar yakın oluverir. Bazı sözlerin insan üzerinde garip etkileri olduğu bilinmektedir. Söyleyenin de etkisiyle içimize gelip oturur bu sözler. İyi ya da kötü. Hiç beklemediğimiz birinden beklenmedik bir söz de ordadır, çok sevdiğimiz birinden duyduğumuz güzel bir söz de.
**
Çok garibiz. Ne zaman ne yapacağımız belli değil. Güzel bir günü mahvetme gibi bir yetimiz de var, bir gülüşle kötülükleri sevince dönüştürme yeteneğimiz de. Buna karar verecek yine bizleriz. Bize ihtiyacı olan insanları düşünerek hareket etmeliyiz. Hayatı bize göre şekillenen insanlar olabilir. Yaptıklarımız ve yapacaklarımız ileride karşımıza hiç şüphesiz çıkacaktır. Keşke dememek için şimdi çeki düzen vermeliyiz kendimize.
Sahi kuşların cebi var mıydı?





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.