Koş, Koş Reklam Bitmeden!
“Sabah sabah insanını denedim dünyanın Cimrilikle dolu deriler yürüyordu. Başka bir şey göremedim. Sonra kanaat kınından bir kılıç çektim. Keskin tarafıyla onlardan. Ümitlerimi kestim.”
A. Ali Ural’ın Posta Kutusu’ndaki Mızıka kitabındaki mektuplardan birinde geçiyor bu İmam-ı Şafii’nin şiiri. İlk okuduğumda beni derinden etkilemişti. Nedendir bilmiyorum defalarca okumuştum. Son dize de bileklerimi kesmiştim ben de. Sabah evden çıkarken yanıma almıştım bu şiiri. Etrafa bu şiirle biraz daha dikkatle bakmak için. Gördüğüm manzara cimrilikle dolu derilerden daha mühimdi. Gözlerimi kapatmak zorunda kaldım onlarla göz göze gelmemek için. Siz de böyle yapın kesinlikle.
Görmezden gelmek şimdilerde yaptığımız en iyi işlerden birisi maalesef. Eksiklikleri, aksaklıkları görüp, bu gidişata dur demek yerine “boşver” çekiyoruz sinemize. Kollarımıza prangalar bağlayıp deli gömleği giymiş hastalara dönüyoruz. Yastığa başımızı koyduğumuz anda bütün dertlerimizi (!) unutuyoruz. Sabah kahvaltımızı zor kötek yaptıktan sonra yollara koyuluyoruz. Ellerimizde siyah çantalar, kafamızda binlerce gereksiz düşünce. Ofislerde, iş yerlerinde anlamsız sohbetlerin arasında boş gözlerle etrafı seyrediyoruz. Bir iki kez söze atılıyoruz. Saçma sapan şeyler söylüyoruz. Sonrasında devam ediyoruz bilgisayar başımızdaki önemli işlere. Biraz facebook, biraz twitter, haber sitelerinin son dakikaları, kaç dakika kaldı öğle arasına, şu maili birisi atsın bana, yarın ki toplantının konusu neydi, fener maçı ne olur, bugün gelemem dizim var onu izleyeceğim, hadi iyi akşamlar. Bir günün özeti budur işte. Sonra eve gel hal hatır sormadan otur sofraya, bir tek kelime bile etme aile eşrafına. Sonra al eline kumandayı haberleri izle, savaş haberi çıkarsa ölmüş bebek resimleri falan görürsen değiştir kanalı, hanımdan bir kahve yapmasını iste, tartışma programlarında ahkam kes sağa sola, koltukta uyuyakal, yatsı namazını gecenin bir saatinde kıl (kılarsan tabii), sabah namazı için değil işe gitmek için kalk yataktan.
Ne bekliyoruz hayattan böyle yaparak? İyi bir iş, iyi bir aile, para, mutluluk… hangisi? Elimizde ne tür bir belge var da bu kadar rahatız? Cennet bileti kimin elinde hazır? Kimin sevapları tek tıkla banka hesabına yatıyor? Hayatta değer verdiğimiz onca şey varken kendimize niye bu kadar değersiz bir varlık muamelesi yapıyoruz?
Bir şeyleri değiştirmenin vakti gelmedi mi sizce bu hayatta? “İyi de nerden başlayalım?” dediğinizi duyar gibiyim. İçinizden bazıları “Biz mi düzelteceğiz bu dünyayı?” da diyebilir. Haklısınız. Böyle düşünmeye zorladılar maalesef bizleri. Hatırlayın lütfen zamanında “Bizim evimizde televizyon izlenmiyor” diyenler vardı. Şimdi nerelerde onlar? Neredeyse hepsi evlerinin baş köşesine bilmem kaç ekran LCD'leri kondurdular. Reklam aralarında namazlar kılınıyor, dizilere göre misafirliklere gidiliyor. Ne hayır beklenir bu aileden? Çekidüzen vermeliyiz kendimize. Hem de ilk iş olarak.
Ne yazık ki durumumuz böyle. Ne tam olarak İslam’ı yaşayabiliyoruz, ne de tam olarak batılı olabiliyoruz. Kapı eşiğinde kaldık. Bir adım kaderimizi belirlemeye yetecek. Buna siz karar vereceksiniz.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.