Konya'dan gençlere flaş çağrı! Evlilikten ve aile kurmaktan korkmayın
Selçuk Üniversitesi Alaaddin Kampüsü Sultan Alarslan Konferans salonunda gerçekleşen programa Yeniden Refah Partisi (YRP) Konya İl Başkanı Hasan Yel, Anadolu Gençlik Derneği Konya Şube Başkanı Durmuş Ali Kara, Milli Gençlik Vakfı Konya İl Başkanı Mehmet Ali Korkmaz, MİLKO temsilcileri ve çok sayıda Konyalı vatandaş katıldı. Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Milli Gençlik Vakfı (MGV) Konya Şube Başkanı Mehmet Ali Korkmaz, AGD ve MGV’nin vizyonunu ve insan yetiştirme metodolojisini vurguladı. Gençliğin ve ailenin hedef alındığı bir çağda duruş sergilemenin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Korkmaz, şu ifadeleri kullandı: "Bizim yürüyüşümüzün temel taşı 'Önce Ahlak ve Maneviyat' ilkesidir. Gençlerimiz ve ailelerimizle el ele vererek, adalet üzerine inşa edilmiş Yeni bir Türkiye’yi ve Yeni bir Dünya düzenini kuracağız. Bu kutsal gayeyi ancak ve ancak sağlam bir ahlak, sarsılmaz bir maneviyat harcıyla gerçekleştirebiliriz. Aileyi korumadan gençliği, gençliği ihya etmeden geleceğimizi teminat altına almamız mümkün değildir."

'SLOGANIMIZ NET: AİLE GELECEĞİMİZDİR'
Korkmaz’ın ardından kürsüye gelen AGD-MGV Genel Başkan Yardımcısı ve Mali İşler Komisyonu Başkanı Mehmet Parlak, teşkilat çalışmalarının merkezinde ailenin yer aldığını belirtti. Toplumun mihenk taşının nesil emniyeti olduğuna işaret eden Parlak, "Ailelerimizi ve gençlerimizi yine kazanmak amacıyla bir araya geldik. Bizim bu yoldaki en temel sloganımız ve düsturumuz 'Aile Geleceğimizdir' ilkemektir. Bu geleceği meşale gibi devralacak ve yarınlara taşıyacak olanlar ise işte bu salondaki inançlı gençliğimizdir. Kadim kültürümüzde çok güzel bir söz vardır: 'İşin yanında duran iş kokar, misin yanında duran mis kokar.' Bizler, geçmişini, köklerini ve medeniyet mirasını bilen; geleceğe özgüvenle bakan nesiller yetiştirmek için gece gündüz çalışıyoruz. Bizim için yegane örnek insan, benzersiz model Hz. Peygamber Efendimizdir (SAV) Allah’ın yüce kitabı Kur’an-ı Kerim’den ve Efendimizin sünnet-i seniyyesinden kendimizi asla kopartmamalıyız. Ne kadar yoğun olursak olalım, her gün mutlaka kısa bir süreyi de olsa Kelamullah ve hadis-i şerif okumaya ayırmalı, ruhumuzu bu kaynaktan beslemeliyiz" ifadelerini kullandı.

'GENÇLİK BİZE BİR İKRAMDIR, ASIL VATAN EBEDİYETTİR'
Alkışlar eşliğinde kürsüye çıkan edebiyat ve fikir dünyasının önemli isimlerinden Dr. Ömer Demirbağ, Konya'nın ilim ve irfan geleneğine vurgu yaparak başladığı konuşmada, dinleyicileri derin bir tefekkür yolculuğuna çıkardı. Konya’yı kendi evi gibi gördüğünü ifade eden Ömer Demirbağ, Gençlik, yaşlılık, zaman bilinci ve dünya hayatının hakikati üzerine duygu yüklü bir hitabette bulundu. Demirbağ, "Türkiye’de yabancılık çekmediğim, adımımı attığım anda öz evimde hissettiğim nadir yerlerden biridir Konya. Bu kadim şehrin yetiştirdiği alimlerin ve ariflerin ruhaniyetinin sokaklarda halen yaşatıldığını görüyorum. Bizleri de burada öğrencilerle ve Konyalılarla buluşturan AGD ve MGV'ye teşekkür ediyorum" dedi.

'GENÇLİK HAYATIMIZIN GÜL BAHÇESİDİR AMA BİZE AİT DEĞİLDİR!'
Gençlik kavramının zihninde ilk olarak şiiri, hitabeti ve coşkuyu çağrıştırdığını belirten Demirbağ, bu dönemin insana bahşedilmiş en kıymetli hazine olduğunu vurguladı. Ömer Demirbağ sözlerini şu cümlelerle sürdürdü: "Bize ihsan edilmiş olan bu muazzam hayat yürüyüşünün en kritik, en parlak dönemi hiç şüphesiz gençliktir. Gençlik, ömrümüzün en latif gül bahçesidir; insanın zihninin, bedeninin ve hislerinin en yüksek seviyede parıldadığı andır. Fakat unutulmamalıdır ki, muhakkak bu gençlik geçecek ve ardından yaşlılığın demleri gelecektir. Bu kaçınılmaz bir hakikattir. Bir şey ki sizden geri alınabiliyor, o sizin mülkünüz değildir. Gençlik de bizim mülkümüz değildir; bize muayyen bir süre için emanet verilmiş bir cevherdir. Bakınız, insanoğlu elindeki nimetin kıymetini ancak onu kaybetmeye başladığında idrak eder. Ben 30’lu yaşlarımda inatla gözlük kullanmıyordum. Gözlerimin zayıfladığını hissettiğim halde direniyordum. 40’lı yaşlara geldiğimde ise bu direnişimi sürdüremedim ve mağlup oldum, gözlüğü takmak zorunda kaldım. Fakat ne gariptir ki, asıl görmem gereken hakikatleri, gözlerimin fiziki gücü zayıflayınca gördüm. Gözlerimin netliğini benden geri alan Zat, bana fısıldıyordu ki: 'Bu organlar, bu yetiler sana ait birer mülk değil, sadece geçici birer vesiledir."

'DÜNYADAKİ GENÇLİK BİR NUMUNEDİR, HAKİKATİ EBEDİYETTEDİR'
Gençliğin insanın elinden yavaş yavaş, adeta göz göre göre kayıp gittiğini belirten Ömer Demirbağ, bu durumun insanda derin bir hicran ve ızdırap bıraktığını söyledi. Ancak bu ızdırabın ardında ilahi bir hikmetin yattığını vurguladı.
Demirbağ, "Gençliğimiz elimizden alınırken içimizde beliren o sızı, aslında ruhun sonsuzluğa olan iştiyakındandır. Bir çocuk boynunu büküp mahzun olduğu zaman anne babasına her istediğini yaptırır ya... İşte Cenab-ı Hak da bu dünyada sana gençliğin o muazzam tadını hissettiriyor, sonra onu senden geri alıyor. Niçin biliyor musunuz? Seni o eşsiz nimete müştak kılmak ve daha sonra ebedi alemde, cennet yurdunda sana onu sonsuz bir şekilde bahşetmek için! Bu fani dünyada tattığın gençlik, sadece hakikisinden bir numunedir, bir lezzet kırıntısıdır. Allah sana bunu burada sadece tattırıyor ki, asıl yurttaki ebedi gençliğin özlemini çekesiniz. Ancak şunu asla unutmamak gerekir: Ebediyetteki o sonsuz gençlik ve saadet hayatı, bize ancak ve ancak bu fani dünyadaki gençliğimizde yaptıklarımızla, muhafaza ettiğimiz iffetimizle ve ibadetlerimizle nasip olacaktır" diye konuştu.

'AİLE, İNSANIN DÜNYADAKİ CENNET SIĞINAĞIDIR'
Ailenin sadece fiziki bir çatı veya biyolojik bir birliktelik olmadığını, aksine ruhların dinlendiği ilahi bir liman olduğunu belirten Dr. Ömer Demirbağ, "Cenab-ı Hak, insanoğlunu bu fırtınalı dünya denizinde yalnız ve korumasız bırakmamıştır. İnsanın dünyada tadabileceği en katıksız, en duru ve en temiz mutluluk aile ocağında gizlidir. Aile, dünyevi gailelerin, yorgunlukların ve dışarıdaki acımasız hayatın yıpratıcılığına karşı sığınabileceğimiz yegane cennet köşemizdir. Bir eve girdiğinizde sizi karşılayan sıcak bir tebessüm, eşlerin birbirine merhametle bakışı ve evlatların neşesi, bu fani alemde ahiret saadetinin peşin bir numunesidir. Peki, İslam’a göre ailenin mihenk taşı, bu kutlu yapıyı ayakta tutan asıl harç nedir diye soracak olursanız; bunun cevabı Kur’an-ı Kerim’de açıkça beyan edilmiştir: Meveddet ve Merhamet... Yani karşılıksız, beklentisiz bir sevgi ve birbirini esirgeyen, kollayan derin bir acıma duygusu. İslam’da aile, hiyerarşik bir güç mücadelesi veya dünyevi bir ortaklık değildir; ruhların birbirinde sükunet bulduğu bir 'sekinet' yuvasıdır. Allah-u Teala, ayet-i kerimede 'Onunla huzur bulasınız diye size kendi cinsinizden eşler yarattı' buyuruyor. İşte ailenin temeli bu huzur arayışıdır" şeklinde konuştu.
'AİLEYİ AYAKTA TUTAN UNSUR MERHAMETTİR'
Sevginin bittiği yerde merhametin devreye girdiğini söyleyen Demirbağ sözlerine şu cümlelerle devam eti: "Bir aileyi ayakta tutan unsur merhamettir. Sevginin bile bittiği yerde merhamet başlar. Merhametin bittiği yerde ise adalet ve hürmet devreye girer. Aileyi bir arada tutan şey, eşlerin bir diğerini Allah’ın kendisine verdiği nazide bir emanet olarak görmesi ve merhametli oluşlarıdır. İnsan emanete hıyanet edebilir mi? Eşine Allah adıyla söz vermiş bir mümin, o yuvada incitici bir dil kullanamaz. Baba, evinin rızkını temin ederken helal lokma titizliği gösteriyorsa; anne, o yuvaya şefkat ve edep üflüyorsa, o evde yetişen evlatlar da geleceğin adalet kuleleri olur. Gençlerimize sesleniyorum: Evlilikten ve aile kurmaktan korkmayın! Aile insanı kısıtlayan bir pranga değil, aksine insanı kötülüklerden, nefsin ve şeytanın tuzaklarından muhafaza eden en sağlam kalkandır. Günümüzde modern dünya aileyi bireyselleşme uğruna feda etmeye çalışıyor. Bize 'önce sen' deniyor. Oysa bizim medeniyetimizde aile 'biz' olabilme sanatıdır. Bir sofranın etrafında besmeleyle toplanmak, birlikte secdeye varmak, sevinci de kederi de aynı çatı altında helal bir dairede paylaşmak dünyadaki en büyük zenginliktir. Aile, fani hayatta başlayıp cennet kapılarına kadar uzanan sonsuz bir yolculuğun adıdır."

'GENÇLERİN TOPLUMA KAZANDIRMAK İÇİN AİLE KAVRAMINI ANLAMAMIZ GEREK'
Gençliğin büyüleyici güzelliğinin yanı sıra büyük tehlikeler barındırdığına dikkat çeken Dr. Demirbağ, salondaki gençlere ve ebeveynlere hayati uyarılarda bulunarak sözlerini noktaladı: "Gençlik evet çok güzeldir, ama bir an önce salimen atlatmaya bakın! Ne zaman böyle söylesem, salondakiler 'Hocam gençlik niye bir an önce atlatılsın ki?' der gibi meraklı gözlerle bakıyorlar. Sebebini açıklayayım: Gençlik bir mayın tarlasıdır! Nefsin arzularının, şehvetin, kibrin, dünyevi hırsların ve şeytanın türlü hilelerinin gizlendiği bir tuzak kulvarıdır. Çevrenizde gördüğünüz o hürmete layık yaşlılar var ya; işte onlar, o tehlikeli mayın tarlasını sapasağlam geçmeyi başarmış, ayaklarını tuzaklara kaptırmadan karşı kıyıya ulaşabilmiş zafer ehlidir. Gençlik dönemi, şeytanın ve nefsin en süslü yalanlarıyla, aldatıcı cazibeleriyle doludur. Bu hilelere kanmamak, o mayınlara basmadan yürümek mecburen büyük bir dikkat ve iman disiplini gerektirir. İffetini, kimliğini ve inancını bu tarlada patlatmadan koruyabilen genç, ebedi baharın en güzel varisi olacaktır. Bir çocuğun üzerinde en çok ailesi mesuldur ailenin evladına merhamet göstermesi lazımdır. Güzelce, sakince evlatlarımızı uyaralım. Bir yanlışta hemen kırıp parçalamayalım. Evladınız da olsa kırmaya hakkınız yoktur."
Kaynak:Erkan Asan




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.