KARATAY MEDRESESİNDEN KARATAY ÜNİVERSİTESİNE

Vaki davet üzerine, KTO başkanı Sayın Hüseyin ÜZÜLMEZ Beyefendi’nin KTO-Karatay Üniversitesi inşaat alanı gezisine ben de katıldım.

Otuz yılını Konya’nın akademik hayatına vakfetmiş bir emekli öğretim üyesi olarak, duyup, öğrendiklerimden tek kelime ile sürûr duydum.. Rahatsızlığım sebebiyle temel atma töreninde bulunamamıştım. Gelinen son durumu da bilmiyordum; bu sayede, mahallinde incelemiş, en yetkili ağızdan öğrenmiş oldum.

Sayın Başkan yaptığı gayet güzel, özlü ve vukufiyetli konuşmasında, bilinmeyen gerçekleri ve gelişmeleri bilgilerimize sundu.Verilen bilgilerden fazlasıyla memnun, müstefid ve mütehassis oldum. Mevzuat baskısı ve bürokratik engelleri sebebiyle bizde, bir karpuz sergisini açmanın bile ne kadar zor olduğu malum.Bu ortamda böylesine geniş, kapasiteli muhteşem bir üniversitenin tahakkuku için, ne kadar büyük zorluklarla, engellemelerle, çelmelemelerle karşılaşıldığını ve aşmak için mücadele edildiğini düşündüm. Bütün bunlara rağmen başarıya doğru emin, sağlam ve ileri adımlarla yürünüldüğünü görerek, baştan sonuna kadar emeği geçen malum ve meçhul kahramanlarına kalbimden teşekkür ettim.

Gören, gezen, ehl-i irfan ve ehl-i insaf olan herkesin takdirlerini kazanacak durumda olan bu binaları seyrederken, Selçuk Üniversitemiz’in kuruluşundaki zorlukları, imkânsızlıkları, gecekondu baraklarda, elverişsiz binalarda geçen nice yılları hatırladım.Bu defa da, alın aklığı, gönül paklığı ile hayırlı sonuçlara ulaşılması için dua ettim.

Cenâb- Hak, dünyamıza tek güneş vermiş ama, Konyamız’a iki güneşin doğmasına müsaade etmiş. Gözbebeğimiz Selçuk Üniversitemiz’e bir kardeş güneş daha geliyor: “KTO-KARATAY ÜNİVERSİTESİ.”. Zaman içinde zaman, mekân içinde mekân yaratmaya muktedir olan Cenâb-ı Hak, biz lâyık olduğumuz müddetce, daha nice güneşleri Konyamız’ın gökkubbesine lütfedecektir. Nitekim, dağılan dumanlar, bulutlar arasında aydınlık yüzünü göstermeye başlayan Mevlâna Üniversitesi de, geniş semamızda yerini almak üzeredir.Her şeyden önce bunlar, yılmak yorulmak bilmeyen ebediyen minnetle anılacak fedakâr insanlarımızın eseri, Cenâb-ı Hakk’ın birer yüce nimetidir. Kadr ve kıymetini bilir ve şükredersek, artırılır; değilse, bunları basit bir şeymiş gibi görüp, destek yerine köstek olma gafletine düşülürse, elimizden alınıp, başka yerlere verilir. Böyle nimetlerin şükrü ise, yapılan çalışmaları, emeği geçenleri, sadece ve sadece Allah rızası için, her zaman takdir, tebrik ve takviye etmekle, bundan sonraki faaliyetlerde de herkesin üzerine düşeni yapmasıyla yerini bulur.İnşaallah tamamlanıp açılarak binlerce memleket evlâdını bağrına bastığı zaman, bundan en çok müstefid olacak olanlar yine bizleriz.Konya böylece millet ve memleket, hattâ tüm insanlığın ilim ve irfanına yeni değerler kazandıracak, dünya ilim ve teknoloji çevrelerinde “Ünivesiteler Şehri “olarak yerini alacak, şöhretini duyuracaktır.

Burada bir noktaya da temas etmeden geçemiyeceğim; KTO-Karatay Üniversitesi konusunda yapılanlardan bu benim katıldığım ikinci toplantı..Her ikisinde de beni üzen bir husus dikkatimi çekti: KTO başkanı Sayın Hüseyin ÜZÜLMEZ, dolayısıyla çalışma arkadaşlarının üzüntüleri, fâilini bilemediğim bazılarına acı sitemleri..Üniversite konusunda bazı kişilerin engelemele, köstekleme çabalarına, onun acılı konuşmalarından muttali oldum.Soyadı “ÜZÜLMEZ” olduğu halde Sayın başkanı bile üzüp, müteessir eden bu dedi-kodulara, iddia ve iftiralara doğrusu, hayret ettim.Gerçi bu tür kendini bilmez, menfaat düşkünü kişilerin çevirmek istedikleri entrikaları, döndürmek istedikleri dolapları, yarım asrı çoktan geçen ömrümüzde çok duyduk, şâhid olduk ama bunlar, siyasî veya bir makama, mansıba, masaya kavuşmak isteyen hasta ruhlu, kaprisli kişilerin baş vurduğu dolambaçlı yollardı.Şimdi, ufkumuzu aydınlatacak muhteşem bir üniversitenin doğumunu engelleme çabaları, bu müberra bayrağı alıp ilerleyen fedakâr insanları yıpratma, engelleme çırpınışları ne oluyor? Bazı şom ağızlıların, yıllar önce Selçuk Üniversitesi kurulacağında gösterdikleri engelleme, tökezletme gayretli dedikodularını, kaynattıkları fitne kazanlarını hatırladım. Ama kendine güvenen, Allah’a dayanan, dâvâsının hak olduğuna inanan faziletli insanlar, bunlardan hiçbir zaman yılmadılar, yıpranmadılar. Yollarına azimle devam ettiler.Sonunda muvaffak oldular.Maşerî vicdanımız şimdi onları minnetle yâd, yıllar kaybettiren engellemecileri de telîn ve mahkum ediyor..Hizmet ve himmet âşığı olanlar sağ olsunlar, var olsunlar.İyiki yollarından dönmemişler, başarmışlar; engellemek isteyenlerin de hevesleri, kursaklarında, işkembelerinde kalmış.

İddiaların en nezih ve temiz çözüm mercii, mahkemelerdir. İddiası olan, başvurur mahkemelere, varsa suçlu cezasını bulur. Değilse, bal vermez eşekarısı gibi ikide bir vızıldayıp duran, zehir kusan müfterîlerin cezasını, sonunda Mahkeme-i Kübra verecektir. Çünkü gıybet, zinadan çok daha büyük günahtır. Gayretu’llah’a dokunur. Dokunduran da dünya ve ahirette iflâh olmaz, deva bulmaz.

Hoşuma giden bir söz vardır; Bir tiyatroyu en fazla tenkit edenler, oraya biletsiz, perde arasında girenlermiş.Millet ve memleket namına hayırlı olan şeyleri, şahsî çıkarları için asılsız yere tenkit edip, karşı çıkanlar da inanıyorum ki, bu büyük hizmette bir damla alınteri, bir nebze göz nuru, bir nefes hizmeti olmayan parazit kişilerdir.Hariçten gazel okumak, bekâra eş boşamak, türübünlerden akıl vermek, tenkit etmek kolay.Marifet, haklı tenkit gözlüğünü hiç çıkarmadan ama, hizmetlere bizzat ve daima müdahil, yardımcı, katılımcı, destekleyici olmaktır. Herkes gibi, taşın altına elini sokmaktır.Hem de Allah rızası için.

Kendisini tenkit eden sahabiyi dinleyen Hz. Ömer’in gözyaşı ile elini açarak: “Hamdolsun sana Allah’ım ; yanlış yapacak olursam beni düzeltecek kulların var.”diye dua etmesi gibi, gerçekten varsa yapılan yanlış, hata ve suçları görenlerin samimi tenkit ve terditleri, bir toplum için rahmet vesilesidir. Mert insanlar, böyle mertçe iddialardan hiç bir zaman korkmazlar, üzülmezler. Hizmeti şeref bilenler, eser bırakanlar ne derecede büyük sevap işlemiş, ne kadar büyük, hayatî önemi hâiz olan mukaddes bir görevi yerine getirmiş olurlarsa; asılsız, yersiz, gerçeksiz lâf üretenler, iddia, iftira, dedikodu, gıybet ve bühtanları yapan ve yayanlar da çok büyük vebali, günahı işlemiş olurlar.Şunu da ifade edeyim, ser-müderris H. İsa Rûhi Bolay Hoca Efendi için, okuttuğu Islâh-ı Medarîs talebelerine, “bol, döküntülü cübbelerinin altına ağlı şalvar ; güzel kabaralı potinlerinin üzerine ne idüğü belli olmayan ve hınzır yağından mamul olduğu söylenilen, yeni çıkmış lâstik pabuç giydirdi; ders müfredatına Frenk lisanı koydurdu” diye şikâyette bulunan meslekdaşlarının, daha sonra çok pişman olduklarını ve çocuklarını, mimar, mühendis, tıp mekteplerine gönderdiklerini, oğlu merhum hocamız Mehmet Hulûsi Bolay’dan dinlemiştik. Bunun gibi, bu gün engelleme ve çengelemelerde bulunanlar yarın çocuklarının kayıdı için Karatay Üniversitesi’ne başvuruya giderken, hesapların âhirete kalmaması için, daha önce üzdükleri insanlarla helalleşmeleri gerekir.Hattâ en iyisi şimdiden..Ne yapalım, dünya böyle..

 Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır. Gerçekler, doğrular, hatalar elbette ki dile getirilecek; varsa hatalar elbette ki, söylenilecektir.Muhatap olanlar da kendilerini elbette ki savunacaklar ve böylece hak ve hakikat ortaya çıkacaktır. Yoksa, müfterî, iddia ve isnadının ağırlığı altında ezilip, mahvolacaktır.

 Neyse, biz sıyrılalım şimdi, bu karamsar ve kasvetli duygulardan, dönelim Karatay Üniversitesi’nin aydınlığına; Biliyorsunuz muhteşem KARATAY MEDRESESİ’nin kurucusu, Celâleddin KARATAY’dır.Burayı dinî ve dünyevî ilimler için (ilâhiyat fakültesi olarak) tesis etmiştir. Kardeşi Kemaleddin KARATAY da, onun hemen karşısına, bu gün maalesef sadece eyvanı kalmış olan dâru’ş-şifâyı (tıp fakültesini) inşa ettirmiştir.Kaynaklarda, birbirlerinin aleyhine, kıskançlık, çekememezlik, dedikodu, isnad, iftira ve gıybet yaptıklarına dair hamdolsun hiçbir rivayet yok.İki kardeş, gönül ve elbirliği ederek, memleke, millet ve insanlık âlemine asırlar boyu hizmet veren eserler armağan etmişler.Makamları cennet olsun.Tarih onları minnet ve şükranla anmaktadır.Bir fâni için bundan daha büyük mazhariyet ne olabilir…

 Konyamız, KARATAY MEDRESESİ’nden, KARATAY ÜNİVERSİTESİ’ne geldi. Bu ne büyük lütuf ve nimettir.. Kadr u kıymetini bilenlere, bu aşta bir tutam olsun tuzu bulunanlara ne mutlu. Engellemek, kösteklemek isteyenlere de ne büyük günah ve vebal; Allah’ın azabından korksunlar da insafa gelsinler. Değilse, İlâhî adalet yakar bir gün, söndürmek için üfleyeni.

 Sayın ÜZÜLMEZ’in konuşmasında verdiği müjdeye göre, KARATAY ÜNİVERSİTESİ’nin, 2010-2011 yılında eğitim ve öğretime geçmesi plânlanılmış bulunuluyor.Ne güzel.Allah o mutlu günleri hepimize göstersin ve o doyulmaz sevinci hep birlikte idrak etmeyi, yaşamayı nasip eylesin..2011 yılı, Karatay medresesi’nin yapılışının 760. yıldönümüdür.KARATAY ÜNİVERSİTESİ de o yıl açılacaktır, inşallah.Bu, ne kadar güzel ve manidar tevafuktur.İnşaallah, her ikisi de gayet anlamlı törenlerle, en iyi şeklide kutlanılarak, tarihe not düşülmüş olur. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi