Kafaları Karıştırmaya Başladılar!

Ramazan yaklaştı ya, malûm kişi ve çevreler günler önceden kafaları karıştırmaya başladılar. Gerçi bazıları bu işi meslek edinmiş durumda, ancak böylelerine itibar etmemek gerekir. Ramazan mânevî kazanç günleri değil de, sanki “40 yıldır söyledik de söylenecek ne varsa/Bize seyretmek düştü, başkalarına parsa” diyen Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in deyimi ile dünyalık edinmek için sanki bir büyük fırsat. İslâm âlemi için en değerli günlerin yaşandığı Ramazan ayında oruç tutacak olan milyarlarca Müslüman sevap kazanmak, ilâhî rahmetten hisseyâb olabilmek için âzamî şekilde çaba gösterirken, bir kısım insanlar da turist bekler gibi hazırlık yapıyor.

Bazıları için Ramazan; iftarlık ve pide fiyatını, iftar sofralarında gün geçirmeyi, imsakiye yoluyla bedava reklâm yapmayı, turistik otellerde Ramazan geçirmeyi, din ve diyanetle ilgisi olmayan bir kısım medya için Ramazan sayfası düzenleyerek reyting artırmayı, raflarından alkollü içkiyi eksik etmeyen bazı hiper marketler için Ramazanda yardım paketi satmayı ifade ediyor. Malûm gazeteler sözde âlimlere köşe ayırırken, televizyonlar da hem oruç tutup, hem de orucunu açtıktan sonra rakı içilip içilemeyeceğine dair fetva verecek ilim adamı (!) arıyor. Yıllardan beri Ramazan yaklaşırken başlayıp, ay boyunca devam eden saçma sapan tartışma programlarından gına geldi. “Basın ahlak yasası”na ve bu necip milletin inanç, örf, âdet ve aile yapısına uymasa da Müslüman mahallesinde salyangoz satmak serbest olduğu için isteyen istediğini yazıp, söyleyebiliyor. Bu sebeple bir kanalda Ramazan ve oruçla ilgili görüşleri alınanları dinleme ihtiyacını hissettim.

İsim vermek istemiyorum. Programı düzenleyen bayan spikerin bir İslâmcı yazara ilk sorusu “Sıcak yaz günlerinde orucunu tutan, namazını kılan bir bayan bikini mayo ile denize girebilir mi? Girerse orucu bozulur mu?” oldu. Sorunun muhatabı “Oruçlu bir bayan mayo ile başkalarının gözü önünde denize, ya da havuza girmesinin uygun olmayacağını bilir” cevabını verdi. Spiker bayan girdiği takdirde orucunun bozulup bozulmayacağını tekrarlayınca, yazar “Orucu bozulmaz, ancak buna rağmen mayo ile denize girerse orucunun kabul olup olmayacağını yalnız Allah bilir. Allah katında kabul olup olmayacağı bizim için de geçerlidir” dedi. Belli ki spiker israrla oruçlu bir bayanın mayo ile denize girmesinde mahzur olmadığını söyletmek istiyordu. Bunun için sorusunu değişik şekilde tekrarladı, fakat istediği cevabı alamadığı için bu defa da soruyu diğer bir telefonla bağlanan bir Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilisine sordu. Ancak, onun da cevabı diğerinden farklı olmadığı gibi, konunun uzun uzun anlatmaya başlayınca, amacına ulaşamayacağını anlayan spiker, “Anlaşıldı, konuyu hayli uzun sürede konuşmak gerekiyor” diyerek sözü değiştirdi. Oysa 2 konuşmacı da sonuç olarak, “Soruların cevabını herhangi bir ilmihâl kitabında bulabilirsizin” noktasında birleşti. Fakat, okuyup araştırmaya pek meraklı olmadığımızı izaha gerek yok.

Cuma sabahı ise bir programda bu defa da çoğunluğu bayan olanlar istedikleri cevabı alabilmek için dakikalarca çok değişik sorular sorup durdular. Onların soruları da tutmadıkları oruçlar, evde kimse yokken başı açık, hatta çıplak namaz kılıp kılamayacağı, günler uzun olduğundan açlığa tahammül edemeyeceği için kısa günlerde oruç tutulup, tutulamayacağı gibi ciddiyetten uzaktı. Geçinmek için genelevde çalışmak zorunda olduğunu ileri süren bir kadın oruç tutmasa olup olmayacağını sorup, “Kendinize geçinebilecek başka bir iş bulup, orucunuzu tutunuz. Oruç tutmamak için bahane aramak doğru değil” cevabını aldı ki, işi sulandırmaya çalışanlar da eksik değildi. Orucunu tutup, iftar açtıktan sonra rakısını yudumladığını iddia edenlere ne demek gerektiğini bilemiyorum, ancak Ramazanda alkol satışının devam ettiğini dile getirenlerin olduğunu da dikkate alarak, iftardan sonra namaz kılması mümkün olamayacağı için “Kuru kuru oruç tutmak ne kazandırır ki” diye sormak da herhalde yanlış olmaz.

Yaklaşan Ramazan sebebiyle kalplerin kıpır kıpır olduğu şu günlerde reklâm amaçlı olarak imsakiye dağıtanların haddi hesabı yok. Yalnız, imsakiye ve duvar takvimlerinde namaz vakitlerinin farklı olduğunun bilmem siz de farkında mısınız? Meselâ Ramazanın ilk günü kimisinde imsak 4.18 ve 4.33, öğle 13 ve 13.4, ikindi 16.42 ve 16.48, yatsı ise 21.07 ve 21.15 olarak değişkenlik gösteriyor. İmsak, oruca başlama zamanı olduğuna göre, acaba hangisine göre niyet etmek, hangi imsakiye, ya da hangi takvime uymak gerekecek. Sanıyorum, müftülüğün de farklılıkların farkına  varmış olması lâzım. Bunun için Ramazan başlamadan konuya açıklık getirmek gerekir. Uyarıda bulunmak bizden. Aksi hâlde ortaya çıkacak durum çeşitli yorumlara yol açabilir. Bana kalırsa doğru olan imsak vakti camilerden okunacak sabah ezanına uyarak ağzımızı yıkayıp, akşam ezanı ile orucumuzu açmak.

Eskiden çeşit çeşit imsakiye yoktu, sâdece camilerde çerçevelenerek duvara asılmış, evlerde dolapta duran Konya arzına göre hazırlanıp, ilçelerle olan saat farklarını da gösteren “Tokcan” takvimleri mevcuttu. Sultan Selim Camii minarelerinin ışıklarının yanıp, müezzin Süleyman Efendi’nin ezana başlaması vaktin geldiğinin işaretiydi. Şüpheye düşmemek için şâyet hâlâ yayınlanıyorsa “Yusuf Ziya Tokcan” ın hazırladığı takvimi bulundurmak ve uymakta yarar olduğu görüşündeyim.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi