‘…İmanın Güneş Yüzlü Çocuğu’

Dağlardaki yeşillikler, dağın eteğindeki mahallenin ağaçları kendini ölüme teslim ediyordu. Dökülen yapraklar rüzgârla beraber etrafa savruluyordu. Sonbaharın tam ortasıydı…

Ali zeytin karası gözlü, çok yakışıklı ve bütün güzel halleri üzerinde taşıyan yakışıklı bir gençti.

***

Lapa lapa yağan kar, önce dağları sonra mahalleyi beyaz bir örtü gibi sarmıştı. Kâinatın bu güzelliği içinde, karların dansı arasında, aşk ve heyecanla, Yatsı namazı için camiye koşuyordu Ahmet ve Ali...

Namazdan önce sohbet yapan Hoca efendinin şu sözleri Ali’ de büyük bir etki uyandırmıştı;    ‘ İman dünyanın en büyük nimetidir. Bu dünya imtihan yeridir, nefeslerimiz sayılıdır. İslam dini Allah yapısıdır dolayısıyla mükemmeldir, bir hayat tarzıdır. İslam bir bütündür. İslam tam ve eksiksiz yaşanır. En büyük ve en çok  sevgi ve aşkımız Allah’a sonra Peygamberimizedir. Yüce Dinimiz yaşandığı gibi başkalarına da anlatılır, tebliğ edilir. İslam dini aynı zamanda Cihad dinidir. Namaz dinin direği Cihad ise zirvesidir.’

***

Arkadaşlarıyla beraber Konya’nın şirin bir ilçesine yayla pikniğine gitmişlerdi. Karlar erirken yeni doğan kardelenler, sarıçiçekler etrafa tarifsiz bir koku yayıyordu. Çam ağaçları arasında dolaşırken aklına Ayşe gelmişti, gözleri dolmuştu Ali’nin çünkü onun sevgisi bambaşkaydı. Sevdiği kızdan aşka, sevgiye dalmıştı. Kâinata ve kendine, kalbine yolculuk ediyordu…

***

Rengârenk bahar çiçekleri, ılık bir rüzgârla beraber yağan yağmur altında okul bahçesinde gezerken en yakın arkadaşı Ahmet gelmişti yanına, onu Yüce Dinimiz İslam’ın anlatıldığı sohbetlere derslere ve etkinliklere çağırmıştı. Ahmet’in daveti ile beraberce gittikleri; iman, kuran, peygamberimiz, adap, namaz, cihad gibi kısaca İslam’ın bütün emirlerinin ve yasaklarının anlatıldığı sohbetler hayatını değiştiriyordu. Camide kalbine giren hakikat yerini bulmuş, onu daha da ileri götürüyordu. Hocalarıyla ve arkadaşlarıyla Camide buluşmak için sözleşerek Ahmet’le beraber sohbet yaptıkları yerden dışarı fırladılar. İman, aşk ve azimle…

***

Arkadaşlarını, kardeşlerini, tanıdığı tanımadığı herkesi; İslama, İslam tam yaşamaya, sohbetlere, Yüce Dinimizi yaşamak ve yaşatmak için Cihada çağırıyordu. Onları kollarından tutup adeta Osmanlıya, Asrı Saadete götürüyordu. İhsan ve ihlâsla yaptığı Tebliğ ve Davet esnasında, bazen gözyaşları ve alın teriyle karışıp damla damla dökülüyordu yüzünden... 

Ali Cennettin en yüksek mertebesine, Allah’ın cemaline, Allah’ın Rızasına, ihlâsa koşuyordu. Ali,  yeryüzüne Hakkın hâkim olmasına, İslamla dirilmeye ve diriltmeye,  Yüce Dinimizi yaşamaya ve yaşatmaya koşuyordu. Ali ailesinin, mahallesinin,  vatanının dirilişine, İslam’ın, ümmetin birliğine koşuyordu.

Arkadaşlarını davet ettikten sonra en önden Camiye koşarken,  odasına asmak üzere hediye edilen kartpostaldaki şu şiire baktı, gayriihtiyarî götürdüğü kalbinden çekerek… Bu şiir İslam ümmetinin gençliğinin,  Milli gençliğin,  Anadolu gençliğinin şiiriydi. Destanları ve yazdıkları tarih ise yaptıklarıydı!

 “…Su coşar deniz kabarır canlanır ölü şehirler 

Yemyeşil bir rüzgar eser yıldızlar arasından.

Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü 

Çatlayacak yalanın çelik kabuğu 

Sizin bahçenizde büyüyecek İMANIN GÜNEŞ YÜZLÜ ÇOCUĞU.“ (Erdem Beyazıt)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi