İdeolojiler ve Kitle Hareketi
İdeolojiler büyük bir ihtimalle bir esaret, eşitsizlik, haksızlık ve buna benzer kavramlardan çıkıp kitlelerin ruhuna yerleşmiştir. Hemen hepsi kendi düşüncelerinin dünyaya barış ve adaleti getireceğini düşünürken birbirleriyle savaşırlar. Barış için savaşmak asırlardan beri süregelen bir gelenek… Biz buna sadece barış ve adalet savaşı demiyoruz, bazen çıkar gruplarının bu kavgayı şiddetlendirdiğine, dostu dostuna kırdırdığına şahit oluyoruz.
**
Bir ideolojinin dünyada çabuk yankı uyandırması, taraftarlarının bir anda çoğalması ve hatta fikirlerin yasalara dönüşmesi genelde ezilenlerin, mağdurların sesini etkilice dile getiren düşünce adamlarının bir metot üzerine fikirlerini yaymasıyla baş gösteriyor. Misal olarak sosyalizm ezilen işçi sınıfının soluğu oldu, Karl Marx burjuvaya savaş açıp işçiyi ve emeği dillendirirken dikkat kesilmemiz gereken, bütün ülkelerde işçi kitlesinin olmasıydı; Marx’ın fikirleri sadece bulunduğu ülkede değil, sınırları aşıp çoğu ülkede rağbet gördü.
**
Kölelerin kulağına fısıldanan “bütün insanlar eşittir” lafları bütün kölelerin ruhunu ateşledi. Biz köle olsaydık biz de bu özgürlük savaşı için mücadele ederdik. Hürriyet için kim mücadele etmez? Ne var ki toplumlarda tabu ya da gelenek olarak kabul edilmiş bir şeyi delip geçmek, geleneği bozacak fikirleri dile getirmek o zaman ve mekânda akla bile gelmeyecek, köleler tarafından kabul edilmiş ya da hiç cesaret edilmemiş bir olgu iken düşünürlerin ezilen ve mağdur edilenler hakkında özgürlük namına söylemleri bir anda söylendiği yerde mücadeleye dönüşüp sınırları aşmıştır.
**
Hükümetler neyi yasakladıysa o düşünceler kesinlikle kuvvetlenip merak ve ilgi ile takip edilmiştir. Düşünceler sanki yayılmak ve dünyaya hâkim olmak için bastırılmayı, yasaklanmayı, toplatılmayı, giyotine çıkarılmayı, engellenmeyi, idam edilmeyi bekliyor gibi. Bir insan düşüncesini ölümle takas ediyorsa elbette ilgi ve merakla takip edilir ve hiçbir güç o kişinin düşüncelerinin yayılmasını engelleyemez.
**
İnsan doğasına, iyi ya da kötü, doğasından çıkartılan şeyin dile gelmesi her zaman rağbet görmüştür. Marquis de Sade sadistçe bir fantezi ile eserlerini, düşüncelerini ortaya koyarken insanın içindeki kötülük ve şiddet iktidarını barındıran söylemleri kendi çağında devrin yöneticisi Napolyon tarafından yasaklanmasına rağmen çoğu insanı etkiliyordu. İnsanların bir kısmı içindeki vahşetin Sade tarafından dile geldiğini görünce onu takip etmeye başladılar ve sadizm bir akım haline geldi. O zaman yazıları el altından basılıp dağıtılıyordu. Sade bunu cinsellik üzerinden yaptı.
**
Hitler, Alman ırkını, coşturan hitabet gücüyle meydanlara döküyordu. Halka kendi ırklarının üstün olduğunu inandırmıştı ve halkın üstün olma, övünme, kavmiyet gütme güdüsünden faydalandı. Irkçılık, kendi ırkını, milletini, cemaatini, grubunu üstün görme ve bununla böbürlenme günümüzde de kitleler ve bireyler tarafından sürdürülmektedir bana sorarsanız insanın kendisiyle uğraşmayıp, kendini görmeyip, görmek istemeyip başkalarına sataşmasından başka bir şey değildir. Gene bazen kendini başka bir potada eritmek, eksikliğini tatmin etmek, aşağılık hissini örtbas etmek denilebilir.
**
Kavramların arkasına saklananların, onları diline dolayanların, savunanların, savunduğu ya da diline doladığı şeyi bilmemeleri bize gösteriyor ki; insanlar kelimelerin dünyasında yaşarken birbirlerini anlamak için bahsettikleri kavramları tam manasıyla açıklamak yerine onları kendince anlamlandırıp düşüncelerini o kavrama giydiriyorlar. Popüler siyasi ya da dini söylemlerden kaynaklanan tartışmaların hemen hepsi bahsedilen öncül kavramların izahı noktasında yaşanan sıkıntılardan kaynaklanıyor.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.