Hayatı filozofların hayatına benziyordu

Hayatı filozofların hayatına benziyordu

Konyalı Dr. Hüseyin Küçükkalay'ı oğlu ve arkadaşları anlattı. Babasının hayatını filozofların hayatına benzeten  Prof. Dr. Abdullah Mesud Küçükkalay, “Babam hayatının en sıkıntılı dönemlerinde dahi kimseden rahatsız olmadı” dedi

EDURESE Akademi, Dr. Hüseyin Küçükkalay Anma Programı düzenledi. Online olarak gerçekleşen programda Prof. Dr. Abdullah Mesud Küçükkalay, Yazar Rıfat Oral, Yazar Celalettin Divlekçi, Prof. Dr. Orhan ÇEKER katılımlarıyla Dr. Hüseyin Küçükkalay anıldı.  Geçtiğimiz yüz yılda ilmî çalışmaları ve birikimiyle zirveye ulaşmış âlimlerden birisi de hiç şüphesiz Hüseyin Küçükkalay’dır.

BABAMIN HAYATI FİLOZOFLARA BENZİYORDU

Filozofların hayatlarının birbirine çok benzediğini kaydeden Prof. Dr. Abdullah Mesud Küçükkalay, “En büyük filozoflar büyük, alimler bir şekilde biliniyorlar ve bu insanların doğuda olsun batıda olsun bu insanların hayat hikayelerini yaşamlarına baktığım zaman birbirlerine çok benzer çakışan noktalar olduğunu görüyoruz. Bu filozofların tamamında bir içe kapanma bir yalnızlaşma olduğunu, popüler kültürün onlardan uzak bir yaşam tarzı belirleme şeklinde, felsefesiyle düşüncesine ve pratiğine sahip olduklarını görüyoruz. Rahmetli babam da bu bağlamda buna çok benziyor. Yani burada duygusal değilim ve hayatımda gördüm İlk filozof olduğu için benzetmeyi yaptım” ifadelerini kullandı.

“İSLAM HAYATIN İÇİNDE BİR DİNDİR”

Babasının geçtiği dönemi çok iyi anladığını, Dr. Hüseyin Küçükkalay’ın şeriatı tercih ederek duruş sergilediğini belirten Mesud Küçükkalay şunları dile getirdi: “Hayatının en sıkıntılı dönemlerinde, en maddi olarak sıkıntıya girdiği zamanlarda öğrencilerinden ve Konya halkından önemli başkasından rahatsız olduğuna hiç şahit olmadım. Ama şimdi 54 yaşını idrak ederken onun o dönemde içinde bulunduğu ruh halinin nasıl olabileceğine yönelik bir tasavvuru ve zihnimde geliştiriyorum. Bu bağlamda baktığımızda şimdi rahatlıkla söyleyebileceğim bir şey de babamın şeriat tarikat ayrımında tamamen şeriatın yanında bir duruş sergilediğini biliyorum. Ben biraz rahmetli babamı merhum Mehmet Efendi’ye benzetirim. Nedeni şu idi; bu hayatın tamamında Allah'ın emirlerinin bir yasalar manzumesi olduğunu ve eğer toplumların herhangi bir yerinde bir problem veya da aksaklık varsa orada Allah'ın ve Resulü hazret-i peygamber Aleyhissalâtü vesselâm'ın emirlerinden birkaçının ihlal edildiğini söylerdi ve İslam'ın mistik boyutlarına hiçbir zaman reddettiğini görmedim. Bu mistik boyutlarını ve bâtıni boyutlarını çok benimsediğini de görmedim. Oraya pek yaklaşmadığını sıcak durmadığını gördüm. Hatta zaman zaman benim gençlik aklım ile sorduğum çetrefilli sorulara babamı sıkıştırmak için soruyordum. Bir şey sormuştum. Kur’an-ı Kerim'de şarabın haramlığı var ama başka alkolün haramlığı yok. Biraz tetiklemek de istiyordum. ‘Başka içkileri kullanabilir mi insan’ bu tür soruları genç aklımla onu biraz da böyle yükselterek bir şeyler anlatmasını istiyordum.  Bana şöyle demişti ‘İslam hayatın içinde bir dindir bir insan normal uyur, yemeğini yer, yaşar zamanı idrak eder ve bu zamanı idrak ederken bu dinin hükümlerini de hayatına uygular’ bunu çok mistik boyutlarıyla Ulemalar, İlim ehlileri, Evliyalar ulaşabilirler. Ama normal insanların ve bu işlere biraz soyulmaları problemli olabilir.”

“SADECE ALİM DEĞİL, FİKİR ADAMIYDI”

Dr. Hüseyin Küçükalay’ı tahrik etmek için zor sorular sorduklarını söyleyen Yazar Rıfat Oral,” Bunun sonunda hocamız böyle bütün ilmini ortaya koyardı güller gibi açılırdı. Şahsıma en büyük nasihati ‘her şey okumaya çalış yerde buldum kâğıdı okumaya çalış, ilaç aldığın zaman reçeteyi okumaya çalış’ hatta bundan dolayı hocamızın da bu tavsiyesi sebebiyle bulduğumuz her kitabı okumaya çalıştık. Bizi geliştirmek için çok emek verdi. Sadece alim değil fikir adamıydı. Tiyatro, sinema hatta futbol maçına bile gittik.  Orada insanlar nasıl tezahür ediyor bu hususu bile öğrenmemizi istiyordu” dedi.

“BİZ TALEBELER BİRAZ VEFASIZ OLDUK”

Alimlerin otobiyografisinin olmamasından dolayı yakınan Doç. Dr. Celalettin Divlekçi, “Eğer bu coğrafyanın şöyle bir eksik tarafı var ise alimlerinin kendi otobiyografisini yazmamasıdır. Yani istisnalar hariç, başkaları alimlerimizin hayatını kaleme almış yazmış. Arap dünyasıyla mukayese ettiğimiz zaman Anadolu levhası bu noktada maalesef çok zayıftır yani bilmiyorum belki kendilerini alçakgönüllü oluşundan kaynaklanıyor. Bu hususu ele alındığında başkalarının yani biz talebelerinin biraz vefasız oluşundan kaynaklanıyor tam bilemiyorum ama böyle bir eksiğimiz var. Hocamın kitaplara verdiği önem çok büyüktü. Bizler onlardan çok şey öğrendik. Hayata bakış açışı, tahlil gücü o kadar naif ve güzeldi ki keşke o günlere dönebilseydik” açıklamasında bulundu.

İBN-İ KESİR’İ HOCAMIZDAN ÖĞRENDİK

Önemli şahsiyetlerin hayattayken değer görmesini vurgulayan Prof. Dr. Orhan Çeker,” Rahmetli hayatta iken bu programların yapılması ve hocamızın ona göre değerlendirilmesi gerektiğini söylemek istiyorum. Hocamız ilk defa 180 resimde belağat ve tefsir derslerine girdi ve bize okul hayatımızda sürekli olarak İbn-i Kesir Tefsiri’ nden bize okuttu. Gerçekten de çok isabetli olduğunu anladık. Ben sonradan İbn-i Kesir elimden düşmeyen bir tefsir oldu. Bir hususa  bakacağım zaman İbn-i Kesir’den onu açar ve bir bakarım. Umre seyahatimiz oldu orada da ilk önce almak istediğim kitaplardan bir tanesi İbn-i Kesir oldu. Yani hocamın bende etkisi çok büyüktür” ifade etti.

ALİ GÖZEN

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.