Madenci bir babanın oğlu olarak konuşuyorum bugün,
Soma’nın bir evladı olarak.
Memleketimden uzakta,
O kömür kokusuna hasret bir adam olarak…
Bu güne kadar Somalı’yım dediğimde hep aynı soru gelirdi;
“Neredeydi Soma? Nereye bağlı?”
Keşke hiçbiriniz bilmeseydiniz Soma’yı,
Eynez’den haberiniz olmasaydı,
Karanlık Dere’yi duymasaydınız.
Yine sorsaydınız “Nerede bu Soma?”
Soma küçüktür, Soma sıkıcıdır…
Kaçmak istersin lise yıllarında,
“Gideyim vallahi dönesim olmayacak” dersin.
Ayrılırsın, kömür kokusunu özlersin.
Atatürk Caddesi’nde selamlaştığın yüzleri özlersin.
Mahallendeki ağabeylerini özlersin,
Karşı komşunu, alış veriş yaptığın bakkalı özlersin.
Dostluğun, sevginin başkentidir bana göre orası.
5 Yol’a gelip de gördüğünde o elindeki gaz lambası ile gururla duran madenciyi,
evimdeyim dersin.
Otobüsten iner, ayağını yere basar ve çekersin içine dolu dolu kömür kokusunu.
Tamda hasretim artmışken, kilometrelerce uzakta yaşıyorum acıyı.
Elimde kumanda tv başında takip ettim olanları.
Her beş dakikaya bir memleketi arayıp haber aldım kardeşimden, babamdan.
Mahallemde geçtiğimiz ay kapatılan hastane yeniden açılmış,
Camlar gazetelerle kapalı…
“Soma ayakta abi” diyor kardeşim,
“Buzhanelerin hepsini boşalttılar,
Ambulanslar hastaneye gitmiyor artık”
Susuyorum, ne diyebilirim ki.
Ekranda bildiğim, tanıdığım isimler.
En uzak tanıdığımla Atatürk Caddesi’nde selamlaşmışlığım var.
Kimisiyle Koru Park’ta çay içmişliğim,
13 Eylül’de oturmuşluğum var…
Madenci bir babanın oğlu olarak konuşuyorum dedim ya başta,
O baba konu kömür olunca hep anı şeyi derdi;
“Madencinin en çok ölüsü para eder”
İstemiyorum malını da mülkünü de…
Tüm değerliler senin olsun diyesim var o koca dağa,
Bize sevdiklerimizi ver yeter.
Başımız sağ olsun,
Acıyı tarif etmek zor…
Rabbim kalanlara sabır ihsan eylesin.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.