Eğitimde anne-babanın rolü
Bir İslâm bilgini der ki;
“En üstün ilim dîn ilmidir, ilim bütün hayır kapılarını açar, ilim yolunda gayret et ve diğer uğraşılara da fazla eğilme, ilim çoktur fakat ömrün kısadır, ilimsiz bir insan harap olmuş bir eve benzer. Uyanık olun ve Allah’ın şeriatına sımsıkı sarılın, cehaletin vurduğu zincirden daha acı esâret yoktur.”
Osmanlı’da Şehzâdelerin de 4 yaş 4 ay 4 günlükken eğitime başladığı bilinmektedir. Günümüze ışık tutması açısından Efendimiz’in (s.a.v) iltifatına mazhar olmuş bir Sultanın çocukluğuna küçük bir gezinti yapalım istedim. Fatih Sultân Mehmed de bu yaşlardayken eğitime başlar.
Fatih’in babası II. Murad, bir gün kendisini ziyarete gelen mürşidi Akşemseddin Hazretleri ile konuşuyordu. Fatih Sultân Mehmed 4 yaşındaydı ve Akşemseddin Hazretleri’nden eğitim alıyordu. Fatih’in kafasını kurcalayan bir şey vardı ve babasına sordu:
- Baba Sen Sultân-ı İklim-i Rum değil misen?
Babası:
- Öyleyem. Sultân-ı İklim-i Rum’um... dedi.
Fatih, Akşemseddin’i göstererek:
- Bu da senin emrinde olan tebaandan biri değil mi? dedi.
II. Murad:
- Evet. diye cevapladı.
Fatih:
- Öyleyse bu beni neden dövüyor? diye sorunca oğlunun ne demek istediğini, anlayan II. Murad müthiş bir cevap verdi:
- Onun hocası da vaktiyle beni döverdi.
Fatih, böylece ilk dersini almıştır.
Çocuğu şerrden sakındırmak ve hayra sevk etmek Osmanlı cemiyetinin eğitim felsefesiydi. Bu eğitim felsefesi, saraylardan, sokak aralarına kadar büyük bir titizlikle uygulanırdı.
Fatih Sultân Mehmed, sınıfta hiç akıllı durmaz, önünde oturan çocuklara kalem batırır, bağırır; çağırır; hocası Akşemseddin bir şey dediği zaman “Sen bana bir şey diyemezsin. Ben padişahın oğluyum” diye tehdit ederdi.
Akşemseddin artık bu durumdan rahatsız ama bir o kadar da çaresizdi. Bu konu hakkında Padişahın karşısına çıkmaktan haya ediyordu. Padişaha çocuğunu şikâyet etmek düşüncesi ona çok ağır geliyordu. Bir gün artık her şeyi göze alıp padişahın huzuruna çıktı ve olanları ona sıkılarak anlattı. Padişah durum karşısında bir müddet düşündü ve o müthiş planını Akşemseddin’in kulağına usulca açıkladı. Aman Yâ Rabbi bu ne plandı, mümkün değildi bu planı uygulamak. Akşemseddin plan konusundaki rahatsızlığını padişaha ilettiyse de, padişah onu dinlemedi ve bu iş olacak dedi. Ertesi gün ders ortamında, Fatih Sultân Mehmed yine yaramazlık yapıyordu. Akşemseddin’in uyarısına yine aynı tehdit cevabını verdiği sırada padişah ansızın kapıyı açıp içeri girdi.
Bu olay karşısında Akşemseddin hiddetlenerek padişaha bağırdı ve bu şekilde sınıfa giremeyeceğini; izin istemesi gerektiğini söyleyerek derhal dışarı çıkmasını istedi.
Padişah mahcup bir şekilde boynunu bükerek özür diledi ve dışarı çıktı. Olaylar karşısında Fatih Sultân Mehmed’in nutku tutulmuş; ne yapacağını şaşırmıştı. Güvendiği babası azar işitmişti. Fatih Sultân Mehmed allak bullak olmuştu. Az sonra kapı vuruldu ve padişah mahcup bir şekilde içeri özür dileyerek girdi.
İşte Akşemseddin’in kulağına fısıldanan muhteşem plan… İşte çocuk eğitimi… İşte onlar; işte biz…
Koskoca padişah sırf çocuğunun terbiyesi için gözünü kırpmadan azar işitmeyi göze almıştı…
Yeni nesil modern velilerin, şimdi ki öğretmenler şöyle veya böyle seslerini duyar gibiyim. Eğitim konusunu birçok açıdan irdelemek gerekiyor aslında ama kendimize düşen görevler açısından ele almak istedim bu yazımda… Sonuç almanın en kolay olduğu yer burası bence.. Geçmişimizdeki unutulan güzel örneklerle bugüne ışık tutmak…
Etrafımızdaki pek çok anne babanın çocuklarının yanında eğitim aldığı öğretmenini eleştirmesi, evladına yaptığı en büyük kötülüktür. Artık annenin babanın değer vermediği çocuğun gözünde küçülttüğü bir öğretmenden çocuk ne alabilir diye düşünüyorum. Saygı duymadığınız değer vermediğiniz bir insan size dünyanın en değerli şeyini sunmuş olsa bile farkedemezsiniz… Bir öğretmen ne kadar acemi olursa olsun bir çocuğa kazandıracağı çok farklı deneyimler olabilir. Çünkü yetişkin olarak çocuktan her zaman bir adım öndedir… Anne –babalar çocuklarını tetiklemekten vazgeçmeliler. Bunun yaşı da lise değil, ilkokul hatta anaokulundan başlar. İş çığrından çıkınca nasihatın etkisiz kalacağını unutmamalıyız. Ağaç yaşken eğilir. Doğru zamanda doğru telkinler verdiğimizde zaten büyük sorunlar çıkmayacaktır. Sorunlu çocuk profilinin arkasında sorunsuz bir ebeveyn görmek zordur. Öğretmenin yeterliliği yetersizliği ayrı bir tartışma konusudur.
Saygı ve terbiye sınırlarının korunmadığı bir eğitim yoktur bence… Öğretim tek başına insana hiçbirşey kazandırmaz, asolan eğitimdir. Bilgi odaklı bir eğitim sistemine doğru yol almış gidiyoruz. İnsanın göz göre göre çöküşünü kendi elleriyle hazırlaması gibi bir şey bu… Eşşek yükü dediğimiz haldir, eğitimsiz öğretim… Ve bur da en büyük sorumluk da ebeveynlere düşmektedir!!! Devam Edecek





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.