Dua İbadettir
İslâm’da dua, çok yaygın bir ibadettir. Her kesimden, her yaştan, her ırktan, her dinden ve her cinsten insanı ilgilendirir. Namaz kılmayan, Oruç tutmayan ve Zekât vermeyen kimselerin bile zaman zaman dua yaptıklarına şahit oluruz. İnsanlar, zaman zaman bir cenaze merasimine, bir sünnet şenliğine, bir düğün alayına, bir asker yolcu etme anına, bir mevlit ve hatim meclisine, bir iş yeri açılışına ve bir yağmur duasına katılırlar, Dua etmek veya yapılan duaya amin demek durumunda kalırlar. Bazen kendimizi bir türbede, bir mezarlıkta, kurban mahallinde, hafızlığını bitirmiş veya okul diplomasını almış, ustalık şeridini kuşanmış gençlerin yanında buluveririz ve yapılan duaya amin demek durumunda kalırız.
İnsanı Allah’a yaklaştıran, en sıkıntılı anlarında rahatlatan amellerden birisi de; duadır. Çocuk, annesinin duasıyla büyür, babasının duasıyla gelişir ve işe başlar; başta hocası ve ustası olmak üzere büyüklerin duasıyla askere gönderilir veya evlendirilir. En sonunda komşularının ve arkadaşlarının duasıyla ahirete yolcu edilir.
Allah-ü Teâlâ şöyle buyurur:
“Rabbiniz buyurdu ki, bana dua edin, size karşılığını vereyim. Bana kulluk etmekten büyüklenip yüz çevirenler, muhakkak ki küçülmüş kimseler olarak Cehenneme gireceklerdir.”
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: “Dua, ibadettir.” buyurur.
Dua; insanın dünya ve ahiretle ilgili, kendisine veya başkasına ait bir ihtiyacı Allah’tan istemesidir.
Aleksi Karelin tespitine göre insanlar, şu üç sebepten dolayı dua etmelidirler:
a- Allah-ü Teala olayları ve nimetleri sebeplere bağlamıştır. Sebepsiz yere bir çöp yerinden hareket etmez, bir kuş yuvasından ayrılmaz, ağaç yaprakları hareket etmez, deniz dalgalanmaz, karanlık aydınlanmaz ve canlılar ölmez. Demek ki müspet-menfi, faydalı-zararlı, günah-sevap, hayırlı-hayırsız her şeyin bir sebebi var. Bu durum dünyada böyle olduğu gibi ahirette de böyledir. Cenab-ı Hakkın affına, keremine, lutfuna ve rahmetine kavuşmak ve Cennet nimetlerine ulaşmak istiyorsak sebeplerini işlememiz gerekiyor. İşte bu sebeplerden birisi de; duadır.
b- Dua, insanın Rabbini bilmesinin, har şeyin yaratıcısı olduğunu düşünmesinin bir işaretidir. Dua eden kimse, her şeyden önce Allah’a inanıyor ve onun gücünü tanıyor demektir. Dua, kalpteki imanın, gönüldeki mutluluğun ve niyetteki ihlasın bir işaretidir. Allaha yönelen eller, amin diyen diller, aşkla ağlayan gözler bunu belgeler.
c- Dua, insanı ruhen ve manen takviye ve tedavi eder, moralini yükseltir. Dua eden kimse, günahlarını, ihtiyaçlarını, sıkıntılarını ve problemlerini Allaha arz etmiş olmanın sonsuz rahatlığını duyar, sevincini yaşar ve iç âleminde bir ferahlık meydana gelir. Bütün olup bitenleri Rabbine dua vesilesiyle duyurduğu zaman, kalbi temizlenir, gönlü ferahlar ve vicdanı rahatlar. Amin amin diyerek ellerini yüzüne sürerken yalnız gözleri değil kalbi de parlar.
Mademki Peygamber Efendimiz “Dua, ibadettir.” buyuruyor, demek ki duanın da diğer ibadetlerimizde olduğu gibi kesin hatlarla çizilmemiş olsa bile, uyulması gereken kaideleri, kabul olma şansını artıran faktörleri vardır. Büyük âlim İmam Gazali, İhyau Ulumi’d-Din isimli seçkin eserinde bu kaideleri (Duanın Usul ve Adâbı) başlığı altında inceliyor.
1. Gizlilik; gizli yapılan duaların Allah katında daha çok makbule geçeceği Kur’an-ı Kerimde ifade ediliyor ve şöyle buyruluyor:
“Rabbinize yalvararak gizlice (kendiniz duyacak kadar) dua ediniz. Çünkü; Allah, haddi aşanları sevmez.”
2. Özlülük ve samimiyet. Duaların özlü ve samimi olması şarttır. Duaları, zevksiz, ruhsuz, tatsız, sıkıcı ve bıktırıcı söz kalabalığına boğmamak gerekir. Eğer dua, toplu halde yapılıyorsa o zaman amin diyen mü’minlerin Allah’a açılan ellerinden önce gönülleri yorulur, dudaklarından önce kalpleri susar. Hz. Aişe (R. Anha) validemiz ne güzel buyurmuş:
“Resulullah (S.A.S.), özlü duaları sever, bu vasıfta olmayanları bırakırdı.”
3. Dualara başkalarını da dahil etmek. Kur’an-ı Kerimde: “Hem kendiniz, hem de erkek mü’minlerle kadın mü’minlerin günahları için mağfiret dile ve dua et.” buyruluyor.
İslâm dininde nefsilik ve bencillik yoktur. Bu halin duada hiç olmaması gerekir. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuş:
“Müslüman bir kimse, din kardeşinin gıyabında dua ederse melekler; (onun için istediğinin bir misli de senin için olsun) diye dua eder.” buyurur.
4. Duanın, belirli saatlerde yapılması şart değilse de mübarek gün ve gecelerde yapılacak dualar, makbul olur. Evet makbul olur ama insan dua etmek için mübarek gün ve geceleri de beklemez, dilediği zaman dua yapabilir.
5. Duanın belli yerlerde yapılması şart değilse de, Kabe, Arafat, Mina, Mescid-i Nebeviyye ve Mescid-i Aksa gibi mukaddes ve mübarek yerlerde yapılan dualar makbul ve muteber olur. Bu tespit ve tavsiye doğru olmakla beraber bir kimse evinde, iş yerinde, vasıtada, kırda yani her yerde dua edebilir. .
6. Duanın dili olmaz, yani her lisanla dua yapılır. Duanın dili, dua yapmak isteyen kimsenin dilidir. Dua yapabilmek için Arapça bilmek şart değildir. Yani Arapça bilmeyen dua yapamaz diye bir kaide yoktur. Yalnız, Kur’an-ı Kerimi asıl metninden okuyabilmek için, Namazda okumaya yetecek kadar Kur’an-ı Kerimden ayetlerin metnini ezberlemek şarttır. Bu önemli noktaya böylece işaret ettikten sonra şunları ilave edelim: Dua edecek kimsenin konuşma dili hangisi ise o dille dua yapar. Dili Arapça ise Arapça, Türkçe ise Türkçe, Farsça ise Farsça, Fransızca ise Fransızca.. Eğer belli bir dilin dışında dua yapmak mümkün olmasaydı, o dili bilmeyenler dua yapamazlardı veya o dili öğrenmek zorunda kalırlardı. Buda işi zorlaştırmak olurdu. Halbuki bizim dinimiz zorluk dini değil, kolaylık dinidir.
7. Dua ederken kıbleye dönülmeli, abdestli bulunulmalı ve eller avuç içleri göğe bakacak şekilde açılmalıdır.
8. Kim tarafından yapılırsa yapılsın duaların Allah tarafından kabul olunacağına inanılmalıdır. Dua yapan kimse ifadelerinde samimi olmalı ve Allah’a güvenmelidir. İsteğinin Cenab-ı Hak tarafından mutlaka yerine getirileceğine inanmalıdır. Eğer duasının kabul olunup olunmayacağından şüpheye düşerse, onu şüpheli davranmaya sevk eden sebepleri kendi halinde aramalıdır. Nefsin ve şeytanın telkinlerine kapılmamalıdır.
Ecdadımız, yor gök dua iledir, diye boşuna buyurmamış.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.