Yalnızlık vurdu yine başıma. Rüzgâra bir iki satır ısmarlamak geliyor içimden. Avaz avaz susmak s’onsuzluğa. Dağılmak ağız burun. Sevda çöllerinde yudumlamak sen diye toprağı. Ya’saklamak adını yüreğimde. Adım adım yoklamak seni. Balkona çıkıp, yaryüzünü seyretmek. Yıkık dökük çökmek sonra yatağa. Son bir kez daha bakmak perdenin altından sokağa. Sokak lambalarına selam çakıp yummak gözünü sabaha. Çok şey mi istiyorum?
Yıldızları sever misin? Ben yıldızsız bir gökyüzü düşünemiyorum. Olmazsa olmazlarımız var hayatımızda. Onlar olmazsa yaşayamayacağımızı düşünüyoruz. Sen ne diyorsun bu konuda? Ya da boşver düşünme sen bunları.
“Anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı?” sorusu sana da soruldu mu? Ben cevap vermedim hiçbir zaman bu soruya. İkisi de demekten de çekindim, birinin adını söylemekten de. Zor sorular soruyor insanlar bize. Baksana küçüklüğümüzden başlamışlar. Bir hocamız “Nasılsınız?” diye sorduğumuzda; “Bana cevabı Müslümanlar ve deliler için zor olmayan sorular sormayın” derdi. Garip değil mi?
Saçmalamak güzel şey gerçekten. Benim de en iyi yaptığım işlerden birisi. Saçmalayabildiğimiz kadar özgürüz. Kim ne der diye düşünmeden hareket etmek en iyisi. Konuşmayı sevmem, boş konuşmayı da, bunu biliyorsun zaten. Susmak en iyisi. Gereği olduğunda konuşunca yararlı olduğunu hissediyor insan.
Dergi çıkarıyoruz biz haberin var değil mi? Müebbet Edebiyat. Hapsolduk işte edebiyatın içine. Seni de beklerim. Hapis değil aslında bu. Tamamen özgürlük. Dört kişiyiz. Dört kişi çok kişi. Her şeyi yapabiliriz. Bu inancımız var. Üç sayı çıktık daha ama olsun, 30 da olacak 300 de. Edebiyat yapıyoruz biz sadece. Saf edebiyat. Ahmet Melih Karauğuz, Ahmet Topbaş, Hüseyin Dikmen ve ben. “Dergimiz” diyoruz sürekli. Bu dergi bizim. Çok zorluklar çekiyoruz. Bizdeki bu aşk, şevk oldukça bu dergi çıkacak. Satamasak, okutamasak bile.
Hukuk okuyorum ama edebiyat öğrencisi gibiyim. Dergi çıkarıyorum, kitap okuyorum, filmler izliyorum… Sevdiğim işleri yapıyorum. Bizi buna alıştırmadılar. Sürekli derslerimizin ön planda olmasını, diğer faaliyetlerimizin ikinci sırada olmasını istediler. “Hayat senin hayatın” dediler. Doğru hayat benim hayatım ve ben ilerde pişman olmamak için bu işleri yapıyorum şimdi. Hatırlarsın geçenlerde Konya’da bir profesör bir doçenti öldürdü. Bu bize bir kere daha gösterdi ki diplomanın, ünvanın hiçbir değeri yok. Önemli olan insan olabilmek.
Sana öğüt falan verecek halim yok, ancak tavsiyede bulunabilirim. Sakın kendi düşüncelerini ikinci plana atma. Hayatının merkezinde sen ol sürekli. “bu hayat senin” Mutlu olmak için elinden geleni yap. İnsanların ne düşündüğünü önemseme. U’mutlu ol. Senden bir tane daha yok bu dünyada. Değerlisin. Elmas gibi, yakut gibi… İşlenmeye ihtiyacın var elbet. Hepimizin var. İşte bu da okuyarak olur. Oku! İkra. Yaratan Rabbinin adıyla oku! Allah için olsun okuman ve Allah’ın rızasını kazanmak için yap her şeyi.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.