Çözüm Sürecinde Millet ve Milliyetçilik Kavramaları ile “Türk” Adı

Tarihi süreçden geçtiğimiz şühedanın mübarek kanlarıyla sulanmış bu güzel iklim, bu eşsiz vatanda huzur ve sükunet sağlamak için büyük bir riskin altına girildiği açıktır. Öyleki iç ve dış güçler, tefrika çıkarmada hiç de boş durmuyorlar. Huzursuzluk çıkarmak için her fırsatı değerlendiriyorlar! Ne yazık ki içimizdeki tarih şuurundan mahrum bazı gafiller de bu oyunlara alet olmaktalar! Bu konuda özellikle kavram kargaşasına yol açarak bir çok hakikati örtbas edip kendi görüşlerinini dikte ettirmeye çalışmaktadırlar. Üzücü olan şu ki muhafazakar bir çok kalem sialahşörün de çok kültürlük veya liberal görüş adına ithalci bir zihniyetle bu kavram kargaşasına katılmalarıdır.
Bu toprakların insanları, ezelden ebede kardeştirler. Bunun tersine düşünenler ve farklı emelleri olanlar yalnızca sömürgecilere hizmet etmiş olurlar Bu asılsız oyuna gelmemek, hepimiz için gerçekte birer zarurettir. Birleşen Dünya’da ayrışmanın kimseye hayrı olamaz. Bu sömürgecilik masalına inananların akıbetleri asla hayır olamaz! Herkes, sakince düşünsün: Bu topraklarda ve bu toprakların tarihi ve coğrafi derinliğinde yaşayan insanların neyi farklıdır! Tarihi mi, vatanı mı, kaderi mi, inançları mı,? Hepimiz, altın kadehte sunulan bu zehirli “ütopya”lara karşı uyanık olmak zorundayız! Bu oyunu bozmanın tek yolu, tarihi okumaktan geçer. Osmanlı’ya kurulan yıkım tuzağı henüz hafızlarımızda tazedir. Tarihten ders almanın tam zamanıdır. Bu gaflet uykusundan uyanmak için -Allah korusun- mukaddeslerimizin yeniden gayrimüslimlerce çiğnenmesi mi gerekiyor? Uyanalım bu derin uykudan! Aklınız fikrimiz varsa, bize ayrılık vadedenlerin bir zamanlar dedelerimize neler yaptığını düşünelim hiç olmazsa!..
Son yıllarda kullanılan dil ve üslup da dikkat çekicidir! Son günlerde tartışılan “etnisite, ırkçılık, milliyet, milliyetçilik” gibi kavramlar, uluorta herkesin dilinde çok farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Bilinmelidir ki “etnisite” ilkellik ve “ırkçılık” şeytanlıktır. Bu iki kavramda menfidir. Aynı tartışmalarda geçen “milliyet ve milliyetçilik” ise müspet duygular olup toplumların doğal ihtiyaçlarıdır. “Milliyet ve milliyetçilik” kavramları da bilerek menfi manada kullananlar, bir taraftan da zımnen ilkellik ve şeytanlığın peşinden koşmaktalar! Bir Alman’ın, bir İngiliz’in, bir Arap’ın veya bir Fars’ın milliyetini rahatça ifade etmeleri kimseyi rahatsız etmezken, yaratılanı Yaratan’dan ötürü seven ve kimseyi ayırt etmeyen Türk halkına kolayca “etnikçi, ırkçı” damgasının vurulması, tarihin en büyük iftiralarından birisidir.
Milli duygu insanlarda fıtri müspet bir duygudur. Milli bakış, milli görüş, milli duruş… millet olmanın basamaklarıdır. Millet; geçmişte ortak tarihi yaşayan ortak ülküleri bulunan ve gelecek için ortak yaşama iradesine sahip olan topluluk demektir. Milliyet, özü itibariyle dine, kültüre ve medeniyete dayanan ortaklıklar demektir. Birleştirici ve ortak değerlere dayalı milliyetçilik asla yüce dinimiz İslamla da ters düşmez. Gelelim “Türk Adı”na. İslam öncesinde Türk adını ilk defa “Göktürk”ler kullanmış olup siyasi bir addır. Üst kimliği ifade edip, diğer etnik unsurların bir araya gelerek oluşturdukları bir siyasi ve onun yarattığı kültürün adıdır. Selçuklu ve Osmanlı döneminde ise daha çok Ortadoğu ve Ön Asya'da yaşayan halklar için kullanılmıştır. Bunların siyasi temsilcisi sultan ve padişahlar içinde “Great Turk” (Büyük Türk) tabirini kullanmışlardır. 19. Asıremperyal sürece kadar tarih kaynaklarında etnik adlandırmalar çok az yer işgal ederdi. Öyle ki yerel konularda bigi veren kaynaklarda sadece Cemaat-ı Yörükiyan, Türkmen, Karaman, Kürt, Boşnak ve Gürcü vb alt kimliklerin yani etnisitelerin ifade edildiği görülmektedir. Buradan anlaşıldığı gibi “Türk” adı “İbrahim Milleti” gibi millet adıdır. Hatta Osmanlı döneminde “Türk” eşittir “İslam” şeklinde de algılanmıştır. (Bkz. Mustafa Eravcı, Avrupada Türk İmajı” Konya 2009) Tarihsel süreçdeki bütün uygulamlar böyle olmasına rağmen cumhuriyet dönemindeki ulus devlet inşa sürecine bağlı olarak kullanılan Türk ulusu tabirindeki yanlışlardan dolayı bugünkü çözüm sürecinde birçok kişi tarafından etnik bir anlama indirgenmesi Türklerin ve Kürtlerin ayrı birer ulus ve etnik yapı olarak lanse edilmesi hem tarihen hemde sosyolojik olarak bilimsel değildir. Anayasa yazım sürecinde bir çok tartışmanınbu adlandırmaya indirgenmesi Tarihsel süreçdeki Türk adının yüklendiği anlamı bilmemekden gelmektedir. Benzer bir yanlışlığında Kürdistan tabiri için geçerlidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi