Bu milletin sözü ile ameli bir değil!
Bir milletin neye rağbet ettiği, o milletin ne olduğunu, ne hale geldiğini gösterir. Üretimler rağbete yöneliktir. Talep ve ilginin olduğu yerde ürüne ilişkin üretim artar. Sonrasında tüketim bir çığ gibi dehşetle büyüyerek gelir. Üretici kapitalist sistemde herhangi bir ahlak gözetmeksizin ürün yetiştirmek, üretmek durumundadır. Çünkü çoğunluğun ihtiyacını karşılayacak ürün hem tüketiciyi hem de üreticiyi memnun eder.
Basit bir örnekle konuyu ele alalım: bir televizyon programında reytingleri artırmak için cinayet ya da tecavüz sahnesi yayınlanması… Hepimizin duyduğu “şu tecavüz sahnesi, bu cinayet sahnesi tıklanma rekorları almış” ifadesi hem üreticiye reyting kazandırmış hem de tüketici(izleyici) tarafından büyük bir çoğunlukla izlenmiş. Bu örnekten yola çıkarak halkımızdaki çelişkili bazı durumları açıklamaya çalışacağım. Sokaklarda tecavüz ya da cinayet hadiselerine lanet yağdıran büyük çoğunluk, idam naraları atan hemen herkes bu ülkenin insanıdır. Bu ülkenin insanı bu hadiseleri lanetlemiş, öfke ile sokaklara çıkıp eylemler yapmıştır. Büyük bir kızgınlıkla hadiseye duyarlılık göstermiş, katillerin, tecavüzcülerin öldürülmelerini, en büyük ceza ile cezalandırılmalarını istemiştir. Gene bu ülkenin insanı çelişkiye bakın ki, dizi ve filmlerdeki tecavüz ve cinayet sahnelerinde tıklama rekoru kırmıştır. Hatta üretici bunun bilincinde olduğu için reytingleri kırmak, gündeme oturmak amacıyla bu millete tecavüzü, cinayeti, gayri ahlaki her şeyi değişik versiyonlarıyla göstermiştir. Peki, üretici mi suçlu burada yoksa tüketici mi, yoksa denetmen mi? Eğer rağbet olmasa üretici böyle bir hokkabazlık yapar mı? Rağbet var ki bu sahneler izlenme rekoru kırıyor. Denetim büyük bir çoğunluğun isteğine karşı nereye kadar direnebilir?
Geçtiğimiz günlerde art arda yaşanan cinayet ve tecavüz girişimi haberleri sonrasında sokaklara dökülüp eylem yaptılar, beddua ettiler ve bir dolu tepki verdiler fakat bir tecavüz ya da cinayet sahnesi nasıl oluyor da milyonlarca defa izleniyor? Şimdi akla farklı şeyler geliyor. Birincisi halkımızın inandığı ile yaptıkları örtüşmüyor. Yani bildiklerini uygulamak noktasında büyük bir sorun var. Halkımızın sözü ile amel bir değil... İkincisi toplumumuzun hedonizm(hazcılık) bataklığına düştüğünü gösterir. İradesini zayıflatacak bir dolu unsur var. Haz bir ilah haline gelmiştir. Biraz da insanımızın toplum içinde duyarlı ve faydalı, iradeli, bireyselken hazcı olduğunu gösterir. Yani bir nevi ahlak sadece toplum baskısından ibaret içi boş bir kavram olarak ele alınıyor. Milletimiz için ahlak sadece “kuldan utanmak” dan ibaret bir mevzu… Allah ve din değil, yalnız kuldan utanmakla sınırlandırılıp, o safhada kalmış, öteye geçememiş bir mesele…
Reklamlarda kadın bedeni ön plana çıkartılmıştır, televizyon programlarında kadınlar üzerine giydiği kıyafetlerle bedenlerini sergilerken, erkekler eşleri ile programlara çıkıp bir araba uğruna mantığa aykırı rezaletler sergilemektedir, programın sunucusu ise bir kolunun altına kadını bir kolunun altına erkeği almış yarışmanın şartlarını açıklamaktadır. Kadının saçlarını eşinin yanında düzeltip elleyecek denli medeni, yetişkin, olgundur! Bunlar hep seviyeli insanlardır! Kıskançlık duygusu yoktur bunlarda. Zira medeniyet bunu gerektirir. Ne var ki bunda yobaz insan! Gerici ve tutucu insan! Bu programa katılanlar ve hazırlayanlar bir tarafa, milletimiz de ilgi ile takip edip izliyor. Hem de öyle bir izliyor ki o program yayınlanacağı zaman her şeyi unutuyor.
Arzulara teslimiyet uğruna mantık iflas etmiştir. Sadece arzuları olan hedonist(hazcı) bir nesil yetişmektedir. Hâlbuki sadece İslam değil batılı birçok filozof arzuların bitmek tükenmek bilmediğini ve neticede bir insanı felakete, mutsuzluğa sürükleyeceğini ve hatta yegâne mutluluk yolunun arzuları asgariye indirmek olduğunu söylemektedir. Millet çatır çatır arzuluyor. Millet ahlaksızlığa ve buna dair çoğu şeye rağbet ediyor. Üreten de millete göre üretiyor. Suç üretende değil, tüketende… Hem de en alasından tüketende… Ne denetici suçludur, ne de üretici… Sadece millet suçludur. Milletin çoğunluğunun istediği şeyi ne denetmen engelleyebilir ne de üretici üretmeyi keser.
Kaç kişiye güvenebiliyorsunuz?
Kaç kişi toplum içinde gözüktüğü gibi yalnızken de olabiliyor?
Kaç kişi inancını dünyaya satmıyor?
Kaç kişinin sözü ile yaptıkları bir?
Kaç kişi emanete sahip çıkıyor?
Kaç kişi arzularına teslim olmadan direnebiliyor?
Kaç kişi bütün bu soruların ne anlama geldiğini ve önemini biliyor?
Toplum bireylerden oluşur. Bireyler arasındaki ilişki toplumun genel yapısını belirler. İnsanların içinde yaşadığı toplum değiştikçe bireylerin tutum ve davranışları da değişir. Şimdi çoğunluğun ahvaline bakalım sonra da suçu ne denetmene yıkalım ne de dış güçlere. Kabahati kendimizde arayalım. Bu toplumun düzelmesinin yegâne yolu her ferdin kendisini düzeltmesinden geçer.





Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.